altYok yavrucum American Dream kalmadı, Türk kınası var al doyasıya yak.

Vay anasını sayın seyirciler!

Bugünleri de görecek miydik? Düşmez kalkmaz bir Allah diye boşuna denmemiş.

Bireyselliğin dibine vurmuş bencil conilerin imanını gevreten bu 'subprime mortgage' krizinde batan şirketleri izlemek size de Nemrut'ta güneşin batısını izlemekten fazla haz vermiyor mu bazen?

Alma mazlumun ahını, çıkar subprime subprime!

Gözlerinizi kapayıp bir an, yüreğinizi masum sivillerin perakende değil toptan katledildiği sancılı topraklara vakfettiğinizde içinizdeki yanardağdan magma gibi yeryüzüne fışkırmak isteyen hisleriniz yok mü?

Siz miydiniz daha ilk kurulurken dünyanın en güzel coğrafyasını 20 milyon yerliyi yerinden yurdundan ederek parselleyen diyeniniz.

Siz miydiniz dağları tepeleri aşıp yağdırdığınız bombalar ve kullandığınız orantısız güçle

1 milyondan fazla Iraklı'nın ölümünden direkt sorumlu olan diye yumruğunu sıkanınız.

Siz miydiniz Filistin'de tüyü bitmemiş, bıyığı terlememiş yetimin istikbalini karartan, ocağını yıkan diye gözünden yaş geleniniz.

Siz miydiniz 11 Eylül'de ölen 3 bin kişiyi dünyanın anasını ağlatmak için ömrü billah mazaret olarak kullanmayı arsızlık saymayan diye öfkeleneniniz.

Siz miydiniz Taliban’i önce mücahit sonra terörist yapıp her gariban ülkeye fitne fesat tohumları eken diye ifrit olanınız.

Siz miydiniz kendi yumurtanızı pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen diye yuh çekeniniz.

Siz miydiniz dünyada olan bitenden izole bir şekilde şımarık hayatlarınızı idame ettirip

kendi 'safety' ve 'security'nizden başkasını gözü görmeyen diye iğreneniniz.

Biraz da siz evinizi kaybeden olun. Biraz da sizin geleceğiniz kararsın.

Biraz da siz 10 kişinin alınacağı bir iş için bekleyen 800 kişiden biri olun.

Biraz da sizin evdeki hesabınız çarşıya uymasın, demenin vaktidir.

Türkiye Nasıl Büyük Bir Ülke Olur?

Şimdi biz zaten büyüğüz edebiyatlarına girmeden iki dakika durulalım.

Dün ve önceki gün Galatasaray-Ankaraspor ve Fenerbahçe-Manisaspor maçlarını izleyen futbolseverler oyuncu değişikliğinin ne kadar önemli olduğunu gördü.

İki teknik direktör de mevcut kadroyla ve oyun sistemiyle başarıya ulaşamayacağını idrak ettiğinden kritik değişiklikleri yaptılar ve maçlarını kazandılar.

Hemen galeyana gelmeyin ülkenin en tartışılan sorununa bağlıyorum burdan.

Türkiye 1923'te doğdu. Allah uzun ömür versin.

Bugün 2009 yılındayız, 86 yaşındayız.

Türkiye hala onlarca yıl öncesinin oyun sistemiyle sahada.

Dakika 86 olmuş, biz hala kendi vatandaşlarımıza forma hakkı verelim mı vermeyelim mı tartışması yapıyoruz.

Dünya güzeli memleketin yarısı turizme kapalı, bacalar tutmuyor, sanayi çalışmıyor.

Bırak kadını, erkeği bile üretimin içerisinde değil.

Eski dosttan gayrısını atın çöpe yahu. Kime ne faydası var eski kanunun nizamın.

Çözülmüyor iste sorunlar statükoyla. Türkiye büyümesi gerektiği gibi büyüyemiyor.

Kendi sahamızda, kendi seyircimiz birbirini sevmezse, bir yürek tezahürat yapmazsa o takım nasıl şahlanır? İç sorunları çözmek konusunda ‘decision veya risk aversion’ (karardan, riskten kaçınma) lüksümüz yok.

Bunu anlamak için roket mühendisi olmaya gerek var mı?

Bu yazı bilgi ağırlıklı değil hissiyat yüklü oldu. Önceki yazılarıma kıyasla espirili bir üslup da kullanmadım. Lakin bünyemi esir alan şu manic episode geride kalır kalmaz, mavralarımıza devam edeceğiz.

Herkesin Ramazan ayını ve Zafer Bayramı'nı kutlarım.

Vakkas Doğantekin
vakkas@turkishny.com