TÜRKİYE halkının yüzde 35’i “hiçbir zaman kitap okumam” diyor ama yine de her konuda kanaatleri vardır; hem de keskin...

Yüzde 64’ümüz “hiçbir zaman” konser, tiyatro veya operaya gitmiyor. Sinemaya bile gitmeyenlerin oranı yüzde 44!

Arkadaşımız Banu Tuna’nın Hürriyet Pazar’daki haberinden aldım İPSOS’un bu bulgularını.

Kabaca nüfusumuzun yüzde 40 gibi vahim derecede yüksek bir bölümü eskiden beri alıştıklarının dışında farklı fikirlerle, değişik anlayış ve tarzlarla, yeni zevk ve estetiklerle tanışmadan sürekli bir ‘rutin’ içinde yaşayıp gidiyorlar.

Tabii ‘farklı olan’ın ihtiyaç duyacağı özgürlüklere de ihtiyaç duymuyorlar. Kendi yaşantılarına dokunulmazsa, hele biraz iş güç de gelişirse bu memnun olmaya yetiyor.

KÜLTÜREL GETTOLAR

Gelişmiş ülkelerde de böyle kesimler vardır ama bizde fazla... Bunun sonuçları BM insani gelişme indekslerinde de görülüyor.

Yüzde 83’ümüz her gün TV izliyor, yüzde 87’imiz her gün internete giriyor.

Bu çok iyi, rutinleşmiş hayatlar için elbette yeni pencerelerdir. Ayrı kültürel gettolara bölünmüş toplumumuzda TV ve internet her gettoya girerek bir iletişim sağlıyor. Fakat...

Her gettonun sadece ‘kendi’ yayınlarını izleyerek aynı rutini tekrarlayıp durması maalesef önyargıları daha da pekiştiriyor, çok ihtiyacımız olan iletişim ve geçişkenliğin önüne duvarlar örüyor.

En çok bir araya geldiğimiz yerler AVM’ler! Boş vakitlerini burada geçirenlerimizin oranı yüzde 72, çok yüksek!

AVM’lere herkes kendi gettosuyla gidiyor; kimsenin birbiriyle iletişimi yok. Sinema veya tiyatroda hepimiz aynı film veya piyesi, onların içeriğini birlikte izleriz; iletişim olur...

AVM’de herkes kendi küçük dünyasının içinde dolanıp durur.

ERDEM VE AHLAK

Araştırmadaki diğer önemli bir bulgu ‘eve kapanma’ eğilimi... Nüfusumuzun yüzde 68’i “dış dünyanın acımasız, tahmin edilemez gerçeklerinden dolayı evde kalarak kendini koruma ihtiyacı” duyuyormuş.

Toplumsal çözülmenin hızlanması, sosyalleşmenin azalması demektir bu.

Son dört yılda artmış.

Terör, taciz, tecavüz, cinayet, kadına saldırılar gibi olguların yanında siyasi gerilim de bu güvensizlik duygusunu körüklüyordur.

Aynı sebepten, insanların eskiden “daha erdemli, ahlaklı ve kibar” olduğunu söyleyenlerin oranı son iki yılda yüzde 70’ten yüzde 74’e çıkmış.

Yüzde 70 bile, erdem ve ahlakla ilgili değerlerdeki çözülmenin ifadesidir, bu daha da artmış.

Nostalji duygusu da artıyor, bence iyi çünkü tarihe ilgiyi ve tarih bilincini geliştiriyor.

‘HÜRRİYETTEN KAÇIŞ’

Büyük düşünür Erich Fromm’un “Hürriyetten Kaçış” adlı kitabını anmamak mümkün mü? Fromm geleneksel dayanışmacı (ataerkil) toplumun şehirleşme ve sanayileşme sürecinde çözülmesinin uzun vadede iki eğilime yol açtığını anlatır: Biri otorite ihtiyacıdır. Ataerkil bağların çözülmesiyle oluşan yalnızlık psikolojisinin kitleleri tarikatlara, totaliter örgütlere yöneltmesi, yani hürriyetten kaçış... Avrupa’da faşist ve komünist hareketlerin sosyolojik kaynakları...

Öbürü, 17. yüzyılda filizlenen bireyleşme ve hürriyet fikirlerinin gelişmesi... Liberal demokrasinin sosyolojik kaynakları...

Eğitimin, şehir hayatının, siyasette bağımsız mesleklerin gelişmesi özgürlük fikrini güçlendireceği için ben Türkiye’nin uzun vadeli geleceğinden eminim.

İşte gençler anne ve babalarından daha eğitimli, daha açık fikirli...

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/iki-egilim-40798786