YİNE döviz, faiz ve enflasyon birlikte yükseliyor. Elbette bunu durdurmak için çareler düşünülüyor, araştırılıyor.

TL en çok değer kaybeden paralar arasında olduğundan enflasyonumuz da yüksek.

İktisatçılar ve hükümet çözüm için önerilerini yazıyorlar, söylüyorlar.

Ben ise tarihe bakacağım.

OSMANLI’DA FAİZ

Evvela Osmanlı’da faiz vardı, hem de şeyhülislam fetvasıyla... Dahası Osmanlı’daki faiz oranları kapitalist Avrupa’dan iki kat, bazen üç kat daha yüksekti.

Merhum Halil İnalcık, 15. yüzyılda, yani imparatorluğun askeri ve siyasi olarak en güçlü döneminde, mesela Bursa’da sarraf Abdurrahman’ın 199 bin akça (Osmanlı parası) tutan servetinin 127 bin akçasını faize vererek işletmesini örnek olarak zikreder.

Faiz resmen yüzde 10-12 civarındaydı, bazen yüzde 15 oluyordu. Avrupa’da bunun yarısı hatta bazen yüzde 4-5 civarındaydı.

Çünkü Avrupa’da sermaye birikimi yüksekti, böylece sermayenin fiyatı da düşüktü.

Osmanlı’da gayrimeşru yani resmen tescil edilmeyen işlemlerle para ticareti yapan tefecilerde bu oran yüzde 50-60 gibi korkunç düzeylere çıkıyordu! Bu tefecilere ‘ribahor’ denilirdi. İslam’da yasak olan ‘riba’yı yapan kimse demektir, ahlaken aşağılanmayı ifade eder.

KANUNİ ZAMANINDA

Osmanlı elbette buna çare aradı. O zaman modern iktisat bilimi dünyada da bilinmediği için faizlerin idari emirle, yasaklamayla düzenlenebileceği kanaati vardı.

Hayırsever zenginlerin paralarını alıp yüzde 10-12 faizle ihtiyaç sahiplerine kredi olarak veren ‘para vakıfları’,  Şeyhülislam Çivizade’nin telkinleriyle Kanuni Süleyman tarafından yasaklandı.

Ticaretin geliştiği Rumeli’de büyük bir iktisadi ve sosyal çöküş ortaya çıktı. Sofya’daki Halveti Şeyhi Bâli Efendi Kanuni’ye mektuplar yazarak durumu anlattı.

Bali Efendi’nin, Çivizade’yi ‘fenleri’, yani o zamanki bilimleri bilmediği için eleştirmesi önemlidir.

Sonunda Kanuni Ebussuud Efendi’yi şeyhülislam yaptı. Ebussuud Efendi ‘kamu yararı’nı gerekçe göstererek para vakıflarının yüzde 12’ye kadar faizle para vermesini uygun bulan fetvasını verdi.

Bu konuda Dr. Tahsin Özcan’ın “Osmanlı Para Vakıfları” adlı eserini tavsiye ederim. (Türk Tarih Kurumu)

Bundan benim çıkardığım ders, emirle, yasakla faizin indirilemeyeceğidir.

OSMANLI BORÇLARI

Faizin ‘güven’le ilgili boyutu da önemlidir. Bu konuda da eski Maliye Müsteşarı Biltekin Özdemir’in “Osmanlı Devleti Dış Borçları” adlı kitabı önemlidir. (Remzi Kitabevi)

1854 Kırım Harbi sırasında Osmanlı ilk defa Avrupa piyasalarından borç alıyor. Daha baştan yüzde 33’ü faiz, komisyon, servis diye kesiliyormuş! Faizi yüzde 20’ye kadar çıkıyormuş!

Sonunda devlet ödeyemiyor, ‘moratoryum’ ilan ediyor.

Biz Avrupalı kapitalistler bizi sömürdü diye haklı olarak şikâyet ederiz fakat o sırada Osmanlı tahvillerini satın almış olanlar da Paris Borsası’nda “Türkler bizi dolandırdı!” diye protesto gösterileri yapmış.

Abdülhamid 1881’de devletin 6 adet vergi kalemini güvence göstererek Düyunu Umumiye yani Kamu Borçları İdaresi’ni kurdu. Devlet, vergi gibi temel bir egemenlik hakkını yabancı yönetimindeki kuruma devrediyordu! Ama borçlarda ve faizde büyük indirim sağlanıyordu. Yatırımlarda artış olacaktı.

Çağımızda ekonomi ve sermayenin ihtiyaç duyduğu güven hukuk devletiyle, rasyonel ekonomi yönetimiyle, yatırımların Rahmi Koç’un deyimiyle “taşa toprağa” değil, yüksek katma değerli ürünlere yönelmesiyle sağlanıyor.

2000-2010 arasında olduğu gibi.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/faiz-iner-mi-40797195