DEMOKRASİ tarihimizde yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına güvenilen dönemler kısa ve istisnai, fakat baskı altında olmasından, taraflı davranmasından şikâyet edilen dönemler neredeyse süreklidir.

Sadece şikâyetin tarafları dönemlere göre değişiyor.

AK Parti vesayet yargısından yakınarak iktidara geldi, yakınmalarında haklıydı.

Haklı olduğu nereden belli?

Mesela Venedik Komisyonu raporlarından belli. Açılan parti kapatma davasında AK Parti kendini Venedik Komisyonu’nun raporlarına referans yaparak savunmuştu.

Bugün aynı Venedik Komisyonu, yeni sistemde kuvvetler ayrığının zayıfladığını, bu yüzden parlamentonun ve yargının denetim azaldığını, yargı bağımsızlığının yeni HSK ile “ciddi surette tehlikeye girdiğini” yazıyor.
Değişen ne? Sadece taraflar.

DÜNDEN BUGÜNE

Bugün AK Partililer yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı gibi ilkeler açısından tek parti dönemini rahatça eleştirebilir, fakat bu açılardan eleştirmiyorlar, muhafazakâr hassasiyetleri diri tutmayı sağlayacak açılardan eleştiriyorlar.

Hatta yeni referandum sırasında, “Atatürk de İnönü de başkandı” gibi sözlerle propaganda yapmışlardı.

Atatürk ve İnönü zamanında resmen ‘kuvvetler birliği‘ ilkesi geçerliydi.

Maalesef Demokrat Parti’nin de dilinde ve belgelerinde ‘kuvvetler ayrılığı‘ diye bir kavram hiç olmadı. Hatta Celal Bayar ömrünün sonuna kadar kuvvetler birliğini savundu...

Böylece dünden bugüne, hukuk devleti ilkesinin temeli olan ‘kuvvetler ayrılığı‘ yeterince vurgulanmadan, zihinlerde yer etmeden, siyasi hayatımız ‘güç kimin elinde‘ kavgası halinde sürüp gidiyor.

BİRİNCİ MECLİS’TE

Mete Tunçay’ın dediği gibi bütün tarihimizde “En şerefli Meclis, birinci Büyük Milliyet Meclisidir”. Aynı zamanda en demokratik meclisimizdir. O meclisteki seviyeli ve özgür tartışmalar, bütün dönemler için iyi örnektir.

Birinci Meclis’te kuvvetler birliği ve kuvvetler ayrılığı tartışmaları da oldu. 24 Aralık 1921 günü Mersin Mebusu Selahattin (Köseoğlu) “Kuvvetler birliği mutlakiyettir, istibdattır” diyerek uzun bir konuşma yaptı.

Selahattin Bey demokrasi tarihimizde unutulmaması gereken değerli bir isimdir.

O zaman mümkün olmayabilirdi ama kuvvetler ayrılığına ilişkin kültürü devam ettirmek, geliştirmek, zenginleştirmek gerekirdi.

AK Parti’nin tüzük ve kuruluş programında kuvvetler ayrılığı vurgusu vardı, artık kavram olarak bile duymuyoruz.

MUHALEFET HUKUK DİYOR

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında kuvvetler ayrılığı vurgusu var.

Dün İYİ Parti Lideri Meral Akşener konuşmasında 8 ilkesini saymaya, “Bir, hiç kimse milletten büyük değildir. İki, adalet herkes içindir ve hukuk kurumları herkese eşit uzaklıktadır. Üç, cumhuriyet ve demokrasi...” diyerek başladı. Bütün bunların ön şartı, kuvvetler ayrılığıdır.

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu, nasıl bir kimi Cumhurbaşkanı adayı göstereceklerini anlatırken, “Adayımızın vaadi, kuvveler ayrılığına yeniden dönmek olacak” diyor.

Dikkat ediyor musunuz, muhalefet partileri... 

1789 Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları bildirisi “kuvvetler ayrılığı yoksa, anayasa da da yoktur” diyordu, çok haklı olarak. (Md. 16)

Adalet, hürriyet, kanun önünde eşitlik gibi değerlere kim itiraz eder? Ama bir ülkede adaletin, hürriyetin, kanun önünde eşitliğin bulunması kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olmasına bağlıdır.

 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/degismeyen-sikayet-40791390