AVRUPA Birliği yetkilileriyle Varna’da yapılan zirve nasıl geçti?

Başbakan Binali Yıldırım, “AB’nin Türkiye’ye hakkaniyetli bir yaklaşım sergileyeceğine dair bir işaret göremedik” diyor.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk “İki taraf arasında bir çözüm ya da uzlaşma sağlanamadı” diyor.

Öyleyse havanda su mu dövüldü?

Hatta ‘Haçlı Avrupa’nın dost olması zaten beklenemez miydi?

İsterseniz komplo teorisini daha bir süsleyelim, Türkiye’yi haritadan silmeye çalışan ‘Haçlı Siyonist ittifakı’nın iyi niyetli olması mümkün müydü?!

DİPLOMATİK DİL

Öncelikle dikkat etmemiz gereken husus, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın miting meydanlarında Avrupa hakkında söylediklerinden çok farklı, gerçek bir diplomatik dille açıklamalar yapmış olmasıdır:

“Türkiye-AB ilişkilerinde zorlu bir dönemi geride bırakmış olmayı umuyoruz... Küresel bir güç olmak isteyen Avrupa’nın, Türkiye’yi genişleme politikasının dışına itmesi vahim bir hata olur... Gelin, güçlü, müreffeh ve istikrar abidesi Avrupa’yı hep birlikte inşa edelim.”

Bu üslubu, bu yaklaşımı son derece doğru buluyorum. Fakat gerilim dönemlerindeki miting üslubunun bıraktığı izleri silmek kolay olmayacak, zaman alacaktır.

Daha önemlisi, Türkiye ile Avrupa arasında çok büyük ortak menfaatler olduğu gibi ciddi ihtilafların da bulunmasıdır: Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz sorunlarında Türkiye, Yunan etkisi altındaki Avrupa’nın görüşlerini elbette kabul edemez.

Terör kavramının hukuki tanımı konusunda da Türkiye ile Avrupa arasında önemli görüş ayrılığı vardır.

AVRUPA’DAN BAKINCA

Avrupa’dan bakıldığında ise Türkiye’deki OHAL uygulamalarını, HSK sistemini, yargı sorunlarını, yaygın tutuklamaları AİHM hukukuna uygun bulmak mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi’nin ‘ihlal’ kararına önce iktidar sözcülerinin karşı çıkması, ardından yerel mahkemelerin ‘uymuyorum’ demesi AB hukukunda kabul edilemez.

Unutmayalım ki Fransa AİHM’nin ‘kuvvetler ayrılığı’ tanımına uyum sağlamak ve vatandaşlarının adalete güvenini güçlendirmek için 2007 yılında anayasasının 65. maddesini değiştirdi, partili cumhurbaşkanını ve partili adalet bakanını, hâkimler ve savcılar yüksek kurulundan çıkardı.

Türkiye’den bakınca görülen sorunlarla, Avrupa’dan bakınca görülen sorunların öyle kolay birkaç zirvede çözülmeyeceğini, ama Avrupa ile Türkiye’nin her bakımdan çok büyük ortak çıkarlara sahip olduğunu görmek önemlidir.

KÜRESELLEŞME ÇAĞINDA

Arkadaşımız Güven Özalp’ın belirttiği gibi, Varna zirvesi “içeride başka, dışarıda başka” cereyan etti. İçeride çatışan sorunlar görüşüldü. Ama ortak çıkarlar çok büyük olduğu için dışarıda diplomatik dil kullanıldı.

Nitekim Tusk da, “Bu konularda sağlanacak ilerlemeler, katılım süreci de dahil olmak üzere Türkiye-AB ilişkilerini iyileştirebilir” diye açıklama yaptı.

Junker Türkiye’yle ilişkilerin önemini vurguladı.

Maharet, büyük çıkarları tahrip etmeden ihtilaflı konuları sınırlı tutmak ve mümkün olanlarını zaman içinde çözmektir.

Küreselleşme; kimliklerin militanlaştığı, göç hareketlerinin kitleselleştiği, ekonomilerin havza ekonomileri olmaya yöneldiği, terörün de güvenliğin de uluslararasılaştığı bir safhaya girdi. Yalnızlık her zamandan daha tehlikelidir.

Türkiye’nin coğrafyası bir ayağının sağlam olarak Avrupa’da Avrupa kurumları içinde, Avrupa hukukuyla bütünleşmiş olmasını, öbür ayağıyla dünyayı dolaşmasını gerektiriyor.

Ekonomimizin yarısı pazar ve kaynak olarak Avrupalıdır zaten.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/avrupali-turkiye-40786261