MALATYA İnönü Üniversitesi’nde ilahiyat dekanları ve Diyanet İşleri Başkanı bir toplantı yaptı. Konu, Cumhurbaşkanı’nın ‘güncelleme’ dediği son derece önemli sorunlar.

Bu arayışları, bu çalışmaları olumlu buluyorum fakat üzücü olan husus, Diyanet’in ve ilahiyat dekanlarının ancak siyasi otoritenin işareti üzerine harekete geçmiş olmalarıdır.

Halbuki bu hayati konuda siyasi otoritenin anlayışına uygun olan ve olmayan görüşler serbestçe ifade edilebilmeli, siyasi otoriteden bağımsız düşünülebilmelidir.

TİBYAN TEFSİRİ

Problemin niteliğini belirtmek için “Tibyan Tefsiri”ni örnek vereceğim. 17. yüzyılda Ayıntabi Mehmet Efendi tarafından yazılıp 1956 yılında Latin harfleriyle yayınlanan bu eserde dünyanın öküzün boynuzunda durduğunu, Venüs gezegeninin taşlaştırılmış bir günahkâr olduğunu okuyabilirsiniz!

Kuranı Kerim’de böyle bir şey olmadığı halde eski Ortadoğu efsanelerini tefsirci efendiler alıp kitaplara yazmışlardı.

Bu konuda ilahiyatçı Dr. Recep Arpa’nın çok değerli bir akademik makalesi var. Böyle birçok hurafe içerdiğinden Osmanlı asırlarında en yaygın okunan veya dinlenilen tefsir olduğunu anlatıyor.

Daha önemlisi otoriter zihniyettir: Dr. Arpa, Allah’ın haram diye zikretmediği şeyleri bile haram, hatta küfür (dinden çıkma) sayan bir ‘korku merkezli eğitim’ oluştuğunu anlatıyor, Tibyan Tefsiri’ni bu bağlamda tahlil ediyor.

Hurafelerin ‘duygu yoğunluğu’ yaratarak bilgiye zarar verdiğini belirtiyor. (Bkz. Sahn-ı Seman’dan Darülfünûn’a, s, 241-304)

BİLİM DEVRİMİ

Ayıntabi Mehmet Efendi göklere Kopernik ve Galileo gibi bakabilir miydi?!

Avrupa’da Kopernik ve Galileo’ların öncülük ettiği modern bilim devrimi, yüzyıllarını böyle geçiren İslam dünyasında ortaya çıkar mıydı?!

Hâlâ yanmaz kefenlerin ve okunmuş suların satıldığı bir toplumuz.

Müslümanların niye geri kaldığı konusunda ‘korku merkezli eğitim’ ve bilgi yerine ‘duygu yoğunluğu’ kavramlarının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Korkarak yeni düşünceler geliştirmek, coşarak sorgulamak mümkün olur mu?

Said Nursi dâhil İkinci Meşrutiyet İslamcılarının, Müslümanların geri kalma sebepleri arasında ‘istibdat’ faktörünü de sorumlu tutmaları haklıydı.

İslam düşüncesinin yükseliş ve gerileyişi konularında bilimsel eserleri bulunan merhum Prof. Hilmi Ziya Ülken’in de tespitleri bu yöndendir.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş, konuşmasında, “Müslüman âlimler 7. yüzyıldan Rönesans’a kadar 7 asır boyunca ilmin bütün alanlarında insanlığın inkişafına öncülük etmişlerdir” diyor.

Bence 12. yüzyıl sonlarına kadar ama fark etmez...

HÜR DÜŞÜNCE

Önemli olan Müslümanların ‘ilmin bütün alanlarında’ öncü oldukları asırlardaki düşünce biçimi ile siyasi ortamı iyi irdelemek lazım.

‘Ehl-i rey’ ve ‘felasife’ denilen hür düşünce ile buna imkân veren siyasi ortam bilhassa önemliydi.

Bugün de Müslümanların gelişmesi yine hür düşünceye ve bunu sağlayacak özgürlükçü siyasi ortama ve kurumsal çeşitliliğe bağlıdır.

İlahiyat dekanları da mevcut geri kalmış ve yozlaşmış durumdan şikâyetçi. Dindarlığın şekilciliğe dönüşüp ahlaki içeriğinin boşalmasından yakınıyorlar.

Bu yakınmalar, bu ‘güncelleme’ çabaları umut vericidir. Hadi bakalım, ilahiyat müfredatında felsefe ve sosyal bilimleri arttıralım.

‘Ehl-i rey’ denilen hür düşünce geleneğini din eğitiminde güçlendirelim.

Unutmayalım, hürriyet bütün inançlar ve fikirler için oksijen değerindedir.

OKURLARA NOT: Bazı okurlar, Tibyan tefsirinin hangi sayfasında Venüs (Zühre) gezegeni ve dünyanın öküzün boynuzunda durduğunun yazılı olduğunu sordular. Ben söz konusu tefsirin 1956 basımının 3 cildini sahaflarda bulup okumuştum. I'inci cildinin 57-58'inci sayfalarında Venüs gezegeninin taşlaşmış bir günahkâr olduğunu yazıyor. Sayın Dr. Recep Arpa söz konusu tefsirin 1899 basımında IV. cildin 273'üncü sayfasında dünyanın öküzün boynuzunda durduğunun yazılı olduğunu belirtiyor.

www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/ilahiyatcilar-ne-diyor-40785048

İlahiyatçılar ne diyor?