TÜRKİYE bir Avrupa ülkesi mi, Ortadoğu ülkesi mi olmalı?            

Seçim dönemlerindeki hamasi sözler, konjonktürel olaylar ve ihtilaflar şöyle veya böyle olabilir ama Türkiye ekonomisiyle, siyasi kıstaslarıyla, hukukuyla, Avrupalı bir ülke olmalıdır.

Bugün Varna’da Türkiye ile AB arasında yapılacak zirve bu bakımdan önemli.

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un ev sahipliğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker buluşacaklar.

GÜNDEMDE NELER VAR?

Ankara’nın öncelikli dört gündemi var: Gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestliğinin sağlanması, Suriyeli göçmenler için kararlaştırılan 6 milyar Euro’luk yardımın hızlandırılması, terörle mücadelede etkin işbirliği...

Terörle mücadele her ülke ile gündemimizin önemli maddelerinden biridir. Fakat gümrük birliği, vize serbestisi ve göçmenlere 6 milyar Euro destek Türkiye ile Avrupa’nın ne kadar iç içe geçtiklerinin örnekleridir.

Avrupalıların gündeminde ise tabii gümrük birliği, vize ve göçmen meseleleriyle birlikte Türkiye’deki yaygın tutuklamalar, hukuk ihlalleri var.

KÖTÜ GEÇEN YILLAR

AB raporlarında Türkiye 2014’ten beri otoriterleşmekle eleştiriliyor. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine karşı Avrupa, Ankara’nın beklediği hassasiyeti göstermedi.

2017 senesi iki taraf içinde adeta ‘kara yıl’ oldu. Türkiye’deki referandum ve Hollanda ile Almanya’daki seçimler karşılıklı popülizmi körükledi.

Erdoğan AB’nin “Haçlı ittifakı” olduğunu söyledi. (27 Mart 2017)

AB, Türkiye’nin 2004’te kurtulduğu ‘denetim altında ülke’ statüsüne tekrar konulmasına karar verdi. (25 Nisan 2017)

Venedik Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı sisteminde yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin ihlal edildiği yolunda rapor açıkladı. (13 Mart 2017)

Avrupa Konseyi “üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına” karar verdi. (6 Temmuz 2017)

Erdoğan, “AB’yle üyelik konusu hiç bir zaman iyiye gitmedi” diyordu. (22 Eylül 2017)

Erdoğan, ‘Avrupa Birliği’ne ihtiyacımızın kalmadığını’ da söylemişti. (1 Ekim 2017)

AB İLE ALTIN YILLAR

Halbuki Türkiye ile AB 2002-2010 arasında adeta ‘altın yıllar’ yaşamıştı. 2004’te Avrupa Parlamentosu’nda Türk bayraklarıyla birlikte ‘evet’ oyları yükseliyordu. Üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte yabancı sermaye yatırımlarında patlama yaşanıyordu.

Başbakan Erdoğan, “Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliği’ne katılım sürecini kararlılıkla yürüttük” diyordu. (6 Temmuz 2011)

İyi yıllar iki taraf için de çok yararlı olmuştu.

2016-2017 yıllarında ilişkilerde yaşanan ağır kriz, iki tarafa da zarar verdi, yumuşama ihtiyacı hissedildi.

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Türkiye Raportörü Kati Piri, “AB ciddi hatalar yaptı” diye konuştu. (25 Ocak 2018)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hedefimiz tam üyeliktir” dedi. (25 Şubat)

AB Bakanı Ömer Çelik, Avrupa ile sorun olan 7 konuda ‘değişiklik tasarısı’ hazırlattı, Brüksel’e verildi, bunlar içinde Terörle Mücadele Yasası da var. (27 Şubat)

Varna’da masada ciddi sorunlar var, dileğim olumlu adımlarla yeni bir başlangıç yapılmasıdır.

Ankara 2002’deki gibi demokrasi ve hukukun evrensel standartlarına yeniden yönelirse, sorunların bazıları ortadan kalkar, ekonomi rahatlar, terörle mücadelede ve genel diplomaside Türkiye’nin eli güçlenir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/turkiye-nereli-40783958