ÇİN Radyosu dünkü bülteninde yapay zekâ konusunda Çin’in ABD ile ‘burun buruna’ yarıştığını yazıyordu.

ABD Savunma Bakanlığı İnovasyon Komisyonu Başkanı Eric Schmidt’in “Çin’in hızlı gittiği ve böyle devam ederse beş yıl sonra Çin’in önde olacağı” şeklindeki sözlerini hatırlatıyordu.

Çin’in ekonomik rekabeti Batı’da dengeleri sarsıyor, iş ve refah kaybeden orta sınıflar korumacılığa, otoriter popülizme yöneliyor.

Trump’ı iktidara getiren bu dip dalgasıdır.

Putin ise hızla silahlanıyor. Aralık 2014’te Rus parlamentosu (Duma) yeni füze, nükleer denizaltı ve uçak gemileri için 50 milyar dolarlık ek ödenek ayırmıştı. Putin, bu sene seçim kampanyası sırasında “dünyanın her noktasını vuracak füze” ürettiklerini açıkladı! (11 Mart 2018)

BATI DÜNYASI ŞAŞKIN

Çin’in ucuz emeğe dayalı rekabeti ve teknoloji alanındaki atılımları karşısında Batı şaşkın. Her şeyden önce, küreselleşmenin Batı ekonomilerinde işsizliğe yol açması otoriter popülist sağ akımları güçlendiriyor.

Liberal demokratik değerler bu yüzden aşınıyor, çünkü küreselleşmenin yol açtığı sorunlara çare üretemiyor.

Küreselleşmeye karşı bir Amerika, küreselleşmeyi savunan bir Çin var bugün!

İşte bizzat Trump liberal demokratik değerlerle ve kurumlarla çatışıyor.

Gelişmiş ülkelerde bile kitleler özgürlük ve rasyonel bilgi yerine otorite ve siyasi hurafeleri daha cazip bulabiliyor; İslamofobik, ırkçı, korumacı popülist akımlar güçleniyor.

Böyle bir dönemde otoriter Rusya ve otoriter Çin’in güçlenmesi çivileri daha bir söküyor, dengeleri daha da bir sarsıyor.

‘ÇİN USULÜ’ SOSYALİZM

Mao, Çin’in yeryüzü tanrısıydı, buna ‘kişilik kültü’ deniliyor. Üniversitelerin, bürokrasinin, uzmanların, okumuşların mesafeli duruşundan otoritesine karşı tehdit algılayan ihtiyar Mao ‘kültür devrimi’ adıyla gençleri seferber etti, ‘Mao Zedung düşüncesi’ ile büyülenmiş gençler bütün bu çevreleri kırdı geçirdi.

Mao’ya taparcasına bağlı gençler, ‘hain burjuvaları eziyoruz’ diyerek Çin’in geleceğini karartıyordu.

1976’da Mao öldükten sonra Deng dönemi Çin’in reform ve pragmatizme yönelişine tanık oldu, ekonomik dinamizm o zaman başladı.

Fatih Oktay’ın “Çin, Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri” adlı kitabında okudum, Çin Anayasası’na “parti her türlü kişilik kültünü yasaklar” diye bir madde bile konulmuştu.

Fakat adım adım yükselen yeni lider Şi Cinping, Çin’in yeni ‘kişilik kültü’dür. Şi’nin ideolojisi ‘Çin usulü sosyalizm’dir. ‘Çin usulü’ kavramı Batılı özgürlükçü düşüncelerin reddini ifade ediyor.

Şi, Çin Halk Kongresi’nde 2.970 delegenin oy birliğiyle 17 Mart’ta üçüncü defa devlet başkanı seçildi!

18 Mart’ta da Putin yüzde 76 oyla, üçüncü defa başkan seçildi.

DEMOKRASİNİN KRİZİ

Demokrasi, rasyonel düşünce, uzlaşma, hukukun üstünlüğü gibi değerlerin ağır kriz yaşadığı uzun bir dönemden geçiyor insanlık.

1920’ler ve 1930’larda da böyleydi.

Yine bir çivisi çıkmış dünya görüntüsü oluşuyor.

Yine güvenlik ihtiyaçlarının ötesinde ‘benzeri görülmemiş füzeler’le yürütülen bir militarizm yarışı başladı.

Ekonomide küreselleşme artık ‘Transatlantik’ ve ‘Transpasifik’ denilen büyük ekonomik havzalara dönüşme eğiliminde...

Karşısında bence sakınmamız gereken ‘Avrasyacılık’ var. 

Trump, Çin'e gümrük vergisi koydu. Dolar Türkiye'de yükseldi! 

Er geç yine demokrasi ve rasyonalite kazanacak ama sıkıntılı uzun yıllar var dünyanın önünde.

Bu akşam CNN Türk’te saat 20.30’da Eğrisi Doğrusu programında konuklarım Mitat Çelikpala ve Fatih Oktay’la bu sorunları konuşacağız.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/dunyanin-civisi-cikti-40781440