HAYATIM boyunca en önemli çalışmalarımdan biri olarak gördüğüm “Türk’ün Ateşle İmtihanı” belgeselinin final bölümü bu akşam CNN Türk’te saat 21.00’de yayınlanıyor.

Böylece 12 bölümden oluşan belgesel dizisi tamamlanıyor.

Bu belgeseli dört-beş yıl önce yapamazdım. Belgesel tecrübem de araştırmalarım da yeterli değildi.

Tarihe hamasetle değil bilgi ve kavrayışla bakmak gerektiğine inanarak yıllarca yakın tarihimiz üzerine okumalar yaptım.

TARİH METODU

21. yüzyılın ilk çeyreğindeyiz, siyasette hamasetin hâlâ geçer akça olmasında hamasi tarih anlatımının rolü büyüktür.

Tarih “ajanlar, casuslar, gizli güçler” gibi esrarengiz unsurlarla, hele de “yedi düvele karşı” masalıyla anlatılınca bilgi ve muhakemeye ihtiyaç kalmıyor!

Milli Mücadele üzerine okumalar yaparken merhum Tarık Zafer Hocamızın izini sürdüm: Atatürk’ten olaylara değil, olaylardan Atatürk’e, Fevzi, İsmet ve Karabekir Paşalara, diğer aktörlere gittim.

Bu metotla bakıldığında, mesela Birinci Meclis’in ne kadar hür ve demokratik, milletvekillerinin de ne kadar kişilikli ve kaliteli olduğu görülüyor.

Türkiye’nin “devrim komuta konseyi, merkez komitesi” gibi çete usulleriyle değil, “Büyük Millet Meclisi” ile kurtulmuş ve kurulmuş olmasının ne kadar büyük ve saygın olduğu daha iyi anlaşılıyor.

BAŞKUMANDAN MUSTAFA KEMAL

Başkumandanlık Kanunu hem Milli Mücadele hem hukuk tarihimiz bakımından fevkalade önemlidir: Mustafa Kemal’e 5 Ağustos 1921’de “olağanüstü yetkili başkumandanlık” verilmişti.

Bu yapılmasaydı, Sakarya Zaferi kazanılamazdı. Çünkü ordu, Mustafa Kemal’in bu yetkileri uygulamasıyla ayağa kalkabilmişti.

Zafer kazanıldıktan sonra muhalif milletvekilleri “olağanüstü yetki”ye itiraz ettiler.

Enver Paşa’nın diktatörlüğü hafızalarda canlıydı.

Gazi, 20 Temmuz 1922 Perşembe günü Meclis’te yaptığı konuşmada yeni bir formülle muhalifleri de ikna edecek, Büyük Taarruz onun başkumandanlığında yapılacaktır.

Bu akşamki bölümde Meclis’teki bu gelişmelerle Büyük Taarruz ve Büyük Zafer anlatılıyor.

DİPLOMASİ VE OBJEKTİFLİK

Mustafa Kemal ve arkadaşları “yedi düvele karşı” savaşmayacak kadar tecrübeli ve bilgiliydiler. Sovyetler ve İslam dünyasındaki akımlarla ittifak yaptılar, İtilaf Devletleri cephesinde İtalya ve Fransa ile diplomatik ilişkileri geliştirdiler, İngiltere’yi tecrit ettiler.

Hatta Fransa ve İtalya’dan silah bile aldılar!

Rasyonel açıklamalarla İngiliz parlamentosunda Milli Mücadele lehine konuşmalar yapılmasını sağladılar.

Büyük Taarruz başladığında yalnız kalmış olan Yunanistan’dı!

Yunan tarihçi Alexander Pallis, “Türkler büyük bir diplomatik maharetle İtilaf Devletleri arasındaki ihtilafları istismar ettiler” diye yazacaktı.

Bugünkü halimiz ortada; Milli Mücadele diplomasisini öğrenmeye çok ihtiyacımız var.

FARKLI DÖNEMLER

Tarihe bakışta diğer bir sorunumuz siyasi kutuplaşmadır. Bugünkü kavgalarımıza alet devşirmek için tarihi çarpıtmaktır; bu amaçla farklı dönemleri birbirine karıştırmaktır.

Milli Mücadele’yi araştırmak ve anlamak ayrı bir konudur, zaferden sonra rejim çatışmaları ayrı bir konudur.

Zaferden sonraki ihtilaflarda bir tarafı tutmak, Milli Mücadele’ye bakışta bizi kör tarafgirliğe itmemelidir.
“Türk’ün Ateşle İmtihanı” belgeselini bu yanlışlardan sakınarak hazırladık. Bu akşam final bölümünde buluşalım.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/atesle-imtihan-40656197