TARİHE hamasetle bakmak zihnimizi törpüler, duygularımızı köpürtür.

Buna karşılık “nasıl, neden, sonucu ne olmuş” gibi sorularla tarihe bakmak zihnimizi açar, rasyonel düşünme melekemizi geliştirir. Şimdi şu olay üzerine düşünelim.

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee 1924’te yayınladığı kitapta Sakarya Savaşı’nı “tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri” olarak niteler. Zafer de o çapta büyüktür; inisiyatif Yunanlardaydı, Sakarya’dan itibaren Türklere geçmiştir.

ATİNA KABUL EDİYOR

Ankara’ya yaklaşan Yunan ordusu Sakarya’da püskürtülmüş, Eskişehir-Kütahya hattına çekilmiştir.

Hemen Londra’ya koşan Yunan Başbakanı Gunaris övünmektedir:

“Sakarya’nın batısına çekildik ama Anadolu’da 80.764 kilometrekare toprak Yunan işgali altındadır.”

Buna Trakya’daki Yunan işgalini de ekleyince rakam 104.500 kilometrekareye çıkar.

Londra bir “ateşkes” projesi geliştirir:

Taraflar ateş kesecek, ordular oldukları yerde duracak, iki taraf da silahlanma yapmayacak, barış masasına oturulacak.

Atina derhal “kabul” cevabını verir. Çünkü bu, Yunanistan’ın lehine olan statükonun devam etmesi demekti; Ankara’nın orduyu güçlendirmesinin engellenmesi demekti.

Onun için Yunanistan derhal “kabul” demişti; 104.500 kilometrekare Türk toprağını elinde tutarak masaya oturacaktı.

Siz Mustafa Kemal’in yerinde olsanız ne yapardınız?.. Bir düşünün...

‘ATEŞKES’ OYUNU

Mustafa Kemal de “kabul” dedi!

Nutuk’ta şöyle anlatır:

“Ateşkes teklifine ret ile karşılık vermek doğru değildir. Bilakis ateşkes teklifini iyi karşılamak gerekir...”

Mustafa Kemal böyle olumlu cevap vererek “barış istemeyenler Türklerdir” propagandasını siliyordu, diplomasi kanallarını açıyor, bu kanallardan Paris ve Londra’ya kendi şartlarını iletiyordu:

“Ateşkesi kabul ediyoruz fakat ateşkesten hemen sonra Yunan ordusunun Anadolu ve Trakya’dan çekilmeye başlaması şartıyla!”

Diplomasi için Paris ve Londra’ya önce Yusuf Kemal, ardından Fethi Beyleri gönderecektir. Fransız ve İngiliz basınında Ankara lehine yazılar çıkmaya, parlamentolarda konuşmalar yapılmaya başlıyordu.

Fransa ile de 20 Ekim 1921’de Ankara Anlaşması imzalayarak Suriye sınırını çizdiler. Bu yüzden İngiltere ile Fransa’nın arası açıldı.

MECLİS’İN ÖNEMİ

Fransa ve İtalya’dan satın alınan silah ve kamyonlar bu sayede Hatay ve Mersin limanlarına geldi; Büyük Taarruz’un askeri hazırlıkları böyle tamamlandı.

Yunan Genelkurmayı’ndan Alb. Spyridonos, Ankara’nın Fransa ile anlaşmasının “Anadolu’daki Helen nüfusu ve Yunan ordusu için en büyük darbe” olduğunu söyledi ama Megal-i İdea romantizmine kapılmış olan Yunan yöneticilerine dinletemedi.

“İzmir yeter, ileriye gitmeyelim” diyen Metaxas’ı da dinlememişlerdi, “Büyük Helen İmparatorluğu” hayaliyle.

İç politikada, Ankara’da şiddetli bir tartışma vardır: Mustafa Kemal’in olağanüstü yetkili başkumandanlığının bir süre daha uzatılmasına karşı Meclis’te muhalefet gelişiyordu.

Zihinlerde Enver Paşa diktatörlüğünün vahim anıları çok tazeydi.

Mustafa Kemal iki defa Meclis’i kapatmayı düşünecek, İsmet ve Karabekir Paşalar karşı çıkınca bundan vazgeçecekti. Mustafa Kemal bir konuşmayla Meclis’i “süresiz başkumandanlık” konusunda ikna edecek, Büyük Zafer Meclis’le kazanılacaktır.

Bu akşam CNN Türk’te saat 21.00’de Türk’ün Ateşle İmtihanı belgeselinde bu konuları ele alıyoruz.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/savasta-diplomasi-40647975