ENİS Berberoğlu davası Türkiye’de adaletin sorunlarını kavramak bakımından tipik bir dosyadır.

Ben başından beri Berberoğlu’nun casuslukla suçlanmasını ve çeyrek asır ağır hapse çarptırılmasını kökten yanlış buluyorum.

Elbette sonunda bu suçtan beraat edecektir, en geç AİHM onu aklayacaktır.

Böyle sonuçlanmazsa “ben hukuk okumamışım” diye yazacağımı tekrar beyan ediyorum.

Bugünkü yazımda “esas” denilen suçluluk, suçsuzluk açısından değil, “usul” denilen adil yargılanma hakkı açısından olaya bakmak istiyorum.

Çok teknik bir konuyu çok basitleştirerek anlatacağım.

Berberoğlu davası bir emsaldir; kim bilir kaç vatandaşımız usul ve esas sorunları yüzünden hapishanelerde adaletin tecellisini bekliyordur.

ÇEYREK ASIR HAPİSLİK

Berberoğlu hakkında Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği casusluk mahkûmiyetini Bölge Adliye Mahkemesi yani “İstinaf” bozmuştu; kısaca “casusluk mahkûmiyetinin dayanağını, gerekçesini yazmamışsın” demişti.

Bu kararı doğru bulduğumu bir ay önce “Türkiye’de hâkimler var” başlıklı yazımda belirtmiştim. (11 Ekim)

Ağır Ceza Mahkemesi’nin buna uyması ve bu yönde yeniden yargılama işlemlerini yapması beklenirken, tam aksini yaptı...

İstinaf Mahkemesi’nin böyle bir bozma kararı verme yetkisinin olmadığını, kararın geçersiz olduğunu belirterek dosyayı ‘İstinaf’a geri gönderdi.

Niye böyle yaptı?

Kanuna göre, bir mahkemenin kararında “hukuka kesin aykırılık” halleri yoksa, İstinaf o kararı bozamaz. (CMK 289)

Nedir “hukuka kesin aykırılık” halleri? Mahkemenin kesin yetkisiz olması, mahkûmiyet kararında gerekçe bulunmaması gibi temel “usul” eksikleri...

Ağır Ceza Mahkemesi, kararında böyle kusurların olmadığını belirterek, İstinaf kararını geçersiz saydı, dosyayı İstinaf’a geri gönderdi.

AYNI KANUN İKİ MAHKEME

Fakat kanunda bir madde daha var: İstinaf’ın verdiği kararlara karşı Ağır Ceza Mahkemesi direnemez! (CMK 284)

Ama “İstinaf’ın yetkisi yok” diyerek bir bakıma direndi işte!

Görüyor musunuz yargı sisteminde iki ayrı mahkeme aynı kanunun iki ayrı maddesine dayanıyorlar ve bu yüzden “adil yargılanma hakkı” arada güme gidiyor. Meclis’te millete vekalet etmesi gereken Berberoğlu hapis yatmaya devam ediyor.

Hukukta elbette yetki çatışmaları olabilir. Fakat böyle durumlarda son kararı kimin vereceği kanunda belirtilir.

Bizim Adalet Bakanlığı İstinaf tasarısını hazırlarken, böyle bir şey düşünmemiş. İstinaf’la ilk derece mahkemesi arasındaki yetki ihtilafına kimin bakacağı belli değil. Bakalım ne olacak?!

Ama sorun “bekleyebilir” bir sorun değil ki? Söz konusu olan “casusluk” gibi fevkalade onur kırıcı bir itham, 25 yıl hapislik gibi fevkalade tedirgin edici bir karar ve ardından devam eden tutukluluk!

OHAL PSİKOLOJİSİ

Son olarak Ağır Ceza Mahkemesi’nin “dosyayı İstinaf’a gönderme” kararı hakkındaki görüşümü de belirtmek isterim: Bu karara katılmıyorum. Çünkü İstinaf’ın “gerekçe”yi inceleme yetkisi vardır; “casusluk” mahkûmiyetinin olması gereken nitelikte gerekçesi yazılmamışsa, İstinaf bunu bozabilir. (CMK, 289/g)

Bence İstinaf Mahkemesi derhal dosyayı kabul ederek duruşma açmalı, tahliye ve nihai kararını vermelidir. (CMK, 280)

Aslında İstinaf, daha kararı bozarken bunu yapmalıydı.

Hele de taraflı siyasi yorumlar ve komplo kurgusu yayınlar “gerekçe” gösterilerek tutuklamalar yapılan ülkemizde, artık “tutuklama” tutkusu bitmeli, yargı OHAL psikolojisinden çıkmalıdır.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/adaletin-hali-40638841