CUMHURBAŞKANI tarafından verilen Kültür Sanat Ödülleri konusunda ‘ona değil, şuna verilmeliydi’ gibi eleştiriler yapılabilir.

Her kimlere verilmiş olursa olsun, bu ödüllerin toplumumuzda okuma, düşünme ve sorgulama eğiliminin gelişmesine katkıda bulunmasını diliyorum.

Sanat konusunda benim bir değerlendirmem olamaz. Ama mesela tarih alanında Mehmet Genç, Engin Akarlı, İlber Ortaylı gibi isimlere ödül verilmesi, çok temenni ederim ki bu değerli tarihçilerin eserlerine ilgi uyandırsın.

Bugünkü yazımda “Vefa Ödülü” verilen Merhum Nurettin Topçu’dan bahsedeceğim.

GÜÇ VE ÖZGÜRLÜK

Elimde Nurettin Topçu’nun 1963’te yayınlanmış “Yarınki Türkiye” kitabı var; lisedeyken ağır geldiği için okuyamamıştım. Üniversite yıllarında okudum, o zaman altını çizdiğim satırlardan birkaçını size aktaracağım:

“Dekart ‘hür olmayan düşünce düşünce değildir’ derken, (bizde) Hırvat devşirmesi Kuyucu Murat Paşa yüz bin Türk’ün kafasını keserek kuyulara dolduruyordu. Luther Wittenber Kilisesi’nin kapısına doksan beş maddelik beyannamesini astığı zaman biz içtihat kapısını kapatıyorduk.”

Topçu’nun bu satırları genç yaşımda zihnime çakıldığı için, “gücün denetlenmesi, dengelenmesi, kuvvetler ayrılığı” gibi ilkeleri çok daha iyi anlayacaktım. Bu kavramlar Batı’da da aşırı güç uygulamalarını önlemek için gelişmişti.

İçtihat kapısının kapanması yani dini düşüncenin dondurulması, başka bir deyişle düşünme hürriyetine son verilmesi...

Topçu “hürriyet olmayınca şuurun ve düşüncenin de manası kalmıyor” diyor.

Bu, insanlık tarihinde aydınlanma ve kararma dönemlerinin özetidir.

FELSEFENİN DEĞERİ

Topçu, Osmanlı kültür mirasının değerini çok iyi bilir ve bu mirastan çağımızda yeni bir senteze gidilebileceğini savunurdu. Yunus ve Mevlânâ gibi “Anadolu mistikleri” ile Blondel’in “Hareket felsefesi” arasında feyizli bir sentez kurdu.

Topçu’nun doktora konusu da sezgi felsefesinin büyük ismi Berkson’dur.

İslam mirasında tasavvuf, insanlık mirasında felsefe.

Vefakâr ve liyakatli öğrencisi Prof. İsmail Kara, “İsyan Ahlakçısı Nurettin Topçu Albümü” adlı kitabında Topçu’nun “Niçin Felsefe Lazımdır?” adlı eski makalesini tekrar yayımladı. Topçu’nun bu uzun makalesinden birkaç satır:

“Felsefe her şeyden önce kılavuzumuz olan aklın kullanılmasını öğretir...

Aklımızın eşyaya uygulanması demek olan felsefe, aynı zamanda ahlakımızın da sanatkârıdır...

Felsefe siyasi nizamın da yaratıcısıdır...

Felsefe dini inanışlarımızın da üstadıdır; o olmasa din adı altında halka sunulan her sahte metaı din  yaparız...”

FİKİRLERİN KAYNAKLARI

Merhum Hocamız Nurettin Topçu “ferdin hürriyeti”ni ve “idarenin davasını” savunur. Ziya Gökalp’in “fert yok, cemiyet var” anlayışını eleştirir. ‘Emir kulu’ zihniyetine karşı çıkar, “irade hürriyeti”ni esas alır.

Her düşünür kendi zamanının verileriyle düşüncesini inşa eder. Zamanları aşan büyük düşünürlerde bile zamanlarının malzemesi çoktur.

Mesela merhum Topçu determinizmi savunur, zamanımızda ise determinizm yıkılmamıştır ama determinizmin ötesine geçen teoriler gelişmektedir.

Hiçbir düşünür “mutlak doğru”nun temsilcisi değildir; bir kaynağı okuyarak zihnimizi açabiliriz. Onun için çeşitli düşünürleri okuyarak, özellikle de insanlığın zihni gelişmesinin ana prensiplerini özümseyerek fikir sahibi olmalıyız.

En vahimi, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır; böylesi ancak bağnazlık olur.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/bilgisiz-fikir-40630801