MECLİS Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 28 Ekim 1923 akşamı arkadaşlarına “Yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” demesiyle 29 Ekim’de cumhuriyet ilan edildi,

Gazi reisicumhur seçildi.

Cumhuriyetin ilanını bu olaya indirgemek iki yüzeysel fakat yaygın yanılgıya yol açıyor:

- Ülke cumhuriyete hazır değildi, Gazi bir imkânını yaratıp cumhuriyeti ilan etmişti...

Yaşaması için hep sıkı tedbirler gerekecekti.

- Cumhuriyet bir gecelik kararla ilan edilmişti... Bu düşünceye de Osmanlı nostaljisi eşlik ediyor.

EVRİM ÇİZGİSİ

Cumhuriyet bizde de dünyada da bir evrimleşmenin eseridir. Tarihte mutlak krallıkların ağır sorunları yeni arayışlara yol açtı.

Bizde Namık Kemal ve Ziya Paşa ve radikal Ali Suavi anayasayla sınırlanmış, kuvvetler ayrımı yapılmış liberal monarşiyi, yani meşrutiyeti savundular. Fakat cumhuriyeti de anlattılar. Hatta  Ziya Paşa, “Cumhuriyet fazilettir, cumhuriyetlerde  halkı birleştiren hükümdar değil, vatanseverliktir” diye yazdı!

Fransız İhtilali’nden esinlenen bu görüşleri “yabancı fikirler” diye damgalamak yanıltıcı olur. III. Selim ve II. Mahmud da klasik saltanatın artık sorun çözmede yetersiz kaldığını görmüşler, yeni kurumlara ihtiyaç duymuşlardı. Bunun devamı Tanzimat ve Meşrutiyet’tir.

Osmanlı modernleşmesinde hâkim düşünce İngiltere modeliydi; anayasa ve kuvvetler ayrılığı ile sınırlandırılmış bir “Meşruti Saltanat”ın “Birleşik Krallık” gibi birleştirici olması umuluyordu, Balkan Harbi’nde bu umut söndü.

Saltanatın son itibarını da Vahdettin yok etti.

MİLLİ MÜCADELE

Daha Milli Mücadele başlamadan önce, İzmir işgal edildiğinde İstanbul’da protesto mitingleri yapılıyordu... Darülfünun adına bir heyet padişaha gitti fakat kabul edilmedi. Heyette bulunan Halide Edip şöyle yazar:

“İçimde Osmanlı hanedanının son günlerini yaşadıkları hissi hasıl oldu.”

Namık Kemal’den itibaren gelişen kültür toplumda “meclis, milli hâkimiyet, milli irade” gibi kavramları yerleştirmişti.

Nitekim Milli Mücadele’yi Mustafa Kemal Erzurum ve Sivas kongrelerinde seçilen “Heyet-i Temsiliye” yetkisiyle organize edecek, meşruluk temeli Büyük Millet Meclisi olacaktı.

1 Kasım 1922’de, muhafazakârların da oylarıyla Meclis’te saltanat kaldırıldığında adı konmamış cumhuriyete geçilmişti zaten.

CUMHURİYET’İN EVRİMİ

Lozan’dan sonra “yeni anayasa” konusu gündeme geldi. Meclis’te Yunus Nadi başkanlığında komisyon kuruldu. Basında nasıl bir cumhuriyet olması gerektiği tartışılıyordu.

Hatta Ankara bu tartışmaları erken bularak Hüseyin Cahit’i uyarmıştı cumhuriyet diye yazıp durmaması için.

Cumhuriyetin ilanında bir ay önce Hüseyin Cahit’in Tanin gazetesi manşet atmıştı:

“Türkiye Halk Cumhuriyeti

Yeni anayasa tanzim edilmiştir... Mebuslarda bu sisteme eğilim vardır.” (25 Eylül 1923)

Tartışılan, cumhuriyet değil, modeliydi.

Hüseyin Cahit ve Ahmet Emin Beyler cumhurbaşkanının partiler üstü olacağı, kuvvetler ayrılığına dayalı bir cumhuriyet istiyordu.

Yunus Nadi ile Celal ve Suphi Nuri Beylerin savunduğu ise geniş yetkili ve partili cumhurbaşkanına ve kuvvetler birliğine dayalı cumhuriyetti.

‘Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz’ sözü, Meclis’te muhaliflerin bulunmadığı sırada ikinci modeli geçirmekle ilgili bir zamanlama ifadesidir.

Cumhuriyetimiz uzun bir evrimin eseridir, evrimleşerek devam edecektir.

Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleriyle bütünleşmek üzere evrimine devam edecek, ilelebet payidar olacaktır.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/yarin-cumhuriyet-40627198