BİREYSEL özgürlük düşüncesinin gelişmediği toplumlarda rejimlerin sağcı veya solcu olması fark etmiyor; otoriter sistemler ve “lider kültü” egemen oluyor.

Doğu-Batı kültürü ayrımı da yapılabilir ama Doğu’da demokrat Güney Kore ile totaliter Kuzey Kore ne kadar farklı, değil mi

Sovyetler dağıldıktan sonra sıklıkla akla gelen otoriter, daha doğrusu totaliter rejim örneği faşizmdir.

Benim bugün yazımın konusu komünist Çin’in yeni lideri Xi Jinping’dir.

MAO’NUN KARİZMASI

Çin asırlardan beri bireysel özgürlüğün gelişmediği ‘cemaatçi’ yani ‘komüniter’ kültürün geçerli olduğu toplumlardan biridir. 

Mao’ya hem de mistik anlamda korkunç bir itaat vardı, adeta taparlardı. Onun “Kızıl Kitap” adlı broşürü adeta kutsal kitaptı; Hitler’in “Kavgam”ı gibi.

Fakat iktisaden büyüyen Çin’de ister istemez uzmanlık bilgileriyle donanmış bürokrasi ve üniversiteler gelişiyor, yeni sanat eğilimleri ortaya çıkıyordu.

Mao, karizmalara daha kolay kapılan “gençler”i seferber etti. “Burjuva hastalıklarıyla mücadele” emri verdi. Üniversiteler, laboratuvarlar, enstitüler, kamu kurumları baskına uğradı, profesörler, teknokratlar, sanatçılar dövüldü, öldürüldü, “emeğin değerini öğrensinler” diye tarlalara sürüldü!

Ekonomi de battı tabii.

İhtiyar Mao 1976’da öldü.

İKİNCİ MAO!

1977’den itibaren reformist Deng Xiaoping “Kedinin rengi değil, fareyi yakalaması önemlidir” sloganıyla ideolojik cinnete son verdi, otoriter fakat pragmatik bir döneme adım adım girildi. Çin ekonomisi hızla büyümeye başladı...

Konumuz bakımdan en önemlisi, Çin Komünist Partisi’nin anayasasında Mao’nun ismi korunmakla birlikte, 10. maddeye şu hüküm eklendi:

“Parti her türlü kişilik kültünü yasaklar. Liderler partinin ve halkın denetimine tabi olmalıdır.”

Bu konuda Fatih Oktay’ın “Çin, Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri” adlı kitabını tavsiye ederim.
(İş Bankası Yayınları 2017)

Oktay’ın kitabı yayınlandığında Xi Jinping henüz “tek adam” değildi. Ama Oktay, Xi’nin nasıl bütün yetkileri elinde toplamakta olduğunu yazmıştı.

Çin Komünist Partisi’nin iki gün önce tamamlanan 19. Kongresi’nde parti anayasasında Mao’nun yanına Xi’nin adının yazılmasına karar verildi! “Mao’dan sonra en güçlü lider” dönemi başladı.

Xi, kongreye “Yeni Çağda Çin Karakterinde Sosyalizm” adıyla bir “doktrin” sundu. Çin milliyetçiliğiyle otoriter parti devletinin karması bir doktrin...

ÇOĞULCU DEMOKRASİ

The Guardian yazıyor, “doktrin” hiç tartışılmamış, farklı görüş söylenmemiş. “Hakkında konuşmak isteyen var mı?” diye sorulduğunda “yok” sesleriyle birlikte ayakta alkışlanmış, “oybirliğiyle” kabul edilmiş. Artık “yeni kutsal metin” Xi’nin doktrinidir.

Niye birileri de tamam ama şurası da şöyle olsun dememiş, diyememiş?

İtalyan faşizminin sloganını hatırlayalım:

“Il Duce ha sempre ragione” yani “Mussolini daima haklıdır”.

Faşizmle komünizmin benzerliğini görüyor musunuz?

Sorun, ideolojilerin sağcı-solcu olması değil, otoriter mi, demokrat mı olmasıdır.

Sosyalist, liberal, muhafazakâr, milliyetçi, Atatürkçü... Hangisi olursa olsun, “Benim tercihim doğrudur” diyebiliriz; çoğulculuktur.

Ama bireyin özgürlüğüne öncelik veren, hukukun üstünlüğünü benimseyen, kuvvetler ayrılığına dayanan demokrasiden başka güvenli bir yol yoktur; bunu kalbimizle ve aklımızla benimsemeliyiz.

TEŞEKKÜR: Bana Yılın Gazeteci Yazarı Ödülü’nü layık gören Kamu Görevlileri ve Çalışanları Derneği Genel Başkanı Cevdet Baştuğ ve üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum. Saygılarımla.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/otoriter-kultur-40621677