TÜRKİYE bir ‘beka sorunu’ ile karşı karşıya mı? Yoksa, sorunlarımız bu boyutlarda değil de iktidar uygulamakta olduğu otoriter yöntemleri kabul ettirmek için abartıyor mu?

Sorunlarımızın “beka” yani “varlığını sürdürme” derecesinde önemli olduğu doğrudur: Ortadoğu coğrafyasında etnik ve mezhepsel dip dalgalarıyla sınırlar sarsılıyor, ‘büyük devletler’ bu dalgalar üzerinde kendi çıkarları yönünde sörf yapıyorlar!

Türkiye’nin sorunları sıradan değildir. Üstelik ordu, emniyet ve yargı ağır yaralar aldığı gibi bir de darbe teşebbüsü felaketi yaşandı.

‘MÜZAKERE İHTİYACI’

İrdelenmesi gereken asıl husus, “beka sorunu” karşısında iktidarın politikalarının isabetli olup olmadığıdır.

Bu konuda iktidar samimiyetle bir “müzakere” süreci açabilmelidir. Çünkü hatalar bu yolla düzeltilirse ülke de iktidar da kazanır.

Ama eleştirisiz, müzakeresiz, denetimsiz gidiş, hataların da sürüp gitmesi demektir.

Prensibi, yani terör örgütünü silahsızlandırma amacı doğru olan “çözüm süreci”nde PKK’nın silah depolamasına göz yumulması, “eyalet sistemi”ne övgüler dizilmesi, Barzani’nin referandum yapmasını Irak’ın içişleri sayacağımızı ilan ederek adeta yeşil ışık yakılması, Suriye politikasının “Esad gitsin”e kilitlenmesi, Ortadoğu’da dostlarımızın bu kadar azalması...

Nasıl bir “bakış açısı” bize bu hataları yaptırdı, diye ciddi bir düşünce egzersizi gerektiği açıktır.

BUGÜN NİYE PARLAMIYOR?

Avrupa ve Amerika ile ilişkilerimizin bugünkü kötü duruma gelmesinde oralarda aşırı sağın yükselmesinin payı elbette vardır. Ortadoğu konusunda da Batı ile uyuşan ve çelişen çıkarlarımızın olduğu da bellidir.

Fakat “müzakere” edilmesi gereken husus şudur: Biz hiç yanlış yapmıyoruz, öngörülerimiz, tahminlerimiz, tarz ve üslubumuz hep doğru mu? Düzeltmemiz gereken şeyler yok mu?

Elbette “düşmanlar” melanetlerini yapacaklar ama dün niye etkili olamıyorlardı da “Türkiye yıldız gibi parlıyor”du?

AK Partililer kendilerine sormalıdır: Bir ülkenin yıldızının parlamasında evrensel anlamda demokrasi ve hukukun rolü nedir?!

İktidarın “Türkiye yıldız gibi parlıyor” diye haklı olarak övündüğü yıllar, demokrasi ve hukuk yönünden AB tarafından alkışlanan reformların yapıldığı yıllardı.

Venedik Komisyonu’nun bir o zamanki raporlarını, bir de son raporlarını okuyun...

TARİHÇİNİN UYARISI

Değerli tarihçi Şükrü Hanioğlu tahlil ve görüşlerine değer verilmesi gereken saygın bir bilim insanıdır. Yaşamakta olduğumuz “beka sorunu”nu düşünürken “gelecekteki Türkiye” konusunu düşünmeyi ihmal etmemek gerektiğini yazdı.

Beka sorunu gerekçesiyle “Olağanüstülüğü olağanlaştırmanın” sakıncalarını belirtti, tam tersine, “siyasetin çoğulculuğa yönelmesi” gerektiğini yazdı.

“Hedefimiz sadece Türkiye’nin yaşaması, ‘varlığını sürdürmesi’ değil, onun ‘hayatı’nı ileri bir liberal demokrasi ve hukuk devleti olarak idame ettirmesi olmalı, siyaset bunun üzerinde de yoğunlaşmalıdır.” (Sabah, 22 Ekim)

Hukuk ve demokrasiyi geliştirmenin veya geriletmenin hem ülke içinde hem ülke dışında ne gibi önemli etkileri olduğunu iktidar kendi tecrübesiyle özümsemiş olmalıdır, değil mi?

“Beka sorunu”muzu aşmanın, dahası güçlü, itibarlı ve bayrağı altında yaşamaya özenilen bir ülke haline gelmemizin önşartı ülkemizde Batılı anlamda demokrasiyi ve hukuku benimsemektir, hayata geçirmektir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/beka-sorunu-40619345