2010 finallerine gidememe tehlikesi yaşayan Arjantin'de teknik direktör Diego Maradona, futbol hayatı dışında çılgın yaşantısıyla da gündemden düşmeyen 36 yaşındaki Martin Palermo'yu kadroya çağırdığında ülke basını burun kıvırmıştı. Ama O Martin'de gençliğini görüyordu. Palermo, Şili maçının 90+3'ünde galibiylet golünü attığında Maradona'ya sarılıp birbirlerine karşılıklı teşekkür etmeyi de ihmal etmediler…

Her yıldız futbolcunun az ya da çok kaprisli olmaya hakkı vardır. Ve her yıldız futbolcunun egosu biraz yüksektir. Peru maçından önce Dünya Kupası finallerine gidememe tehlikesi yaşayan Arjantin, 36 yaşındaki böyle bir yıldıza adeta bel bağladı. Aslında bel bağlayan Arjantin değil Maradona'ydı. Futbolculuk dönemlerinde yaptığı ilginç hareketler ve davranışlarla Martin Palermo'nun kendisine çok benzediğinin farkında olan Maradona'nın seçimiydi bu. O yaşta takıma çağırdı. Fakir bir aileden gelen, tatilde gazeteci döven, polis tarafından sorgulanan, kadın kıyafetleri giyen, kolayı kaçırıp zoru gol yapan kişiydi O.. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş misali... Adeta O'nun sahadaki ruhu.. Yani bücür Diego'nun... Palermo'nun özelliklerini sıralayıp alt alta koyduğumuzda Maradona'nın en sevdiği oyuncu olmadığını kim söyleyebilir?

Kariyerine Estudiantes de la Plata'da başlayan, Boca Juniors'ta parlayan Martin Palermo (1997 - 2000 arasında 108 maçta 91 gol attı) Boca Juniors taraftarları için bir efsane O'na adeta tapıyorlar. Ama bunu takımı adına attığı gollerden dolayı değil, ezeli rakipleri River Plate'e attıklarında dolayı.

Eski Takımına 3 Gol Attı Alkışlandı

24 Mayıs 2000'de, 6 ay yaşadığı sakatlık sonrası çıktığı Libertadores Kupası'nda son 15 dakikada oyuna girdi ve skoru River Plate karşısında 3-0'a getiren ve kendisin deyişiyle "kariyerinin en duygusal golü"nü atması Boca taraftarının O'na olan sevgisinin neden bu kadar fazla olduğunun somut bir göstergesiydi. Mart 2007'de eski takımı Estudiantes'i 3-1 yendikleri maçta gollerin hepsini atmasına rağmen hiç sevinç gösterisi yapmaması Boca taraftarı tarafından anlayışla karşılandı. Estudiantes taraftarının gözünde ise daha da büyüdü.

Bir Maçta 3 Penaltı.. 3'ü de Karavana

Dedik ya zor golleri kolaya çeviren, kolayı atamayan bir oyuncu diye... Daha geçen hafta sonu Arjantin Ligi'nde Velez ile oynanan maçta kalecinin uzaklaştırdığı topu 40 metreden kafayla ağlara gönderdi. İmkansızı başardı.. 1999'da Kolombiya ile oynanan Copa America maçında 3 penaltı atışından yararlanamadı. İlki direğe çarptı, ikincisi auta çıktı, üçüncüsünü de kaleci kurtardı. Böyle bir olayı da ancak Martin Palermo gibi sıradışı futbolcular gerçekleştirebilir değil mi?...

2007-2008 sezonunun başında Gençlerbirliği eğer 600 bin dolar daha para verseydi Palermo'yu Süper Lig'de izleme şansını yakalayacaktı Türk futbolseverleri ama olmadı.

Kimsesiz Çocuklara Futbol Öğretme Cezası Aldı

Martin Palermo saha içindeki performansını saha dışına da yansıtmayı başardı. Tatil için gittiği Uruguay'da, zenginlerin sayfiye kentlerinden Punta del Este'de sevgilisi ve arkadaşlarıyla diskoya gittiği gece, aniden patlayan flaşlarla çileden çıktı. Diskoda sevgilisiyle birlikte fotoğrafını çeken bir gazetecinin üstüne yürüyen ve filmleri vermediği için O'nu yumruklayan Palermo, filmini alıp, fotoğraf makinesini kırdı. Yüzü gözü şişen gazeteci, polise giderek şikayetçi oldu. Cumartesi sabahı, polis tarafından gözaltına alınan Martin, yargıç önüne çıkarıldı.Yargıç, ünlü futbolcuya nasihat çektikten sonra, mahallede kimsesiz çocuklara 2 saat futbol öğretme cezası verdi. Semt sahasında çocuklara futbol dersi vererek cezasını çeken Martin, ‘‘Çocuklarla oynamaktan çok zevk aldım. Bir an için de olsa, çocukluk günlerime döndüm. Ben de fakir bir aileden geliyorum. Diskodaki olayı unuttum’’ diyerek cezanın kendisi için yararlı bir yönünün de bulunduğunu belirtmekten geri kalmamıştı.