New York Times gazetesinde İstanbul’da bulunan yazar Suzy Hansen’in Orhan Pamuk’a ilişkin bir değerlendirmesine yeraldı. “İstanbul Mektubu – Pamuk’un Semti” başlıklı yazıda İstanbul’daki doğu-batı görünümleri konusunda ilginç saptamalar yer aldı.

NYT’dan: “1970’lerin Beyaz Türkleri ‘doğulu’ olarak algılanmaktan endişe duyar, ‘Kara Türkler’in Anadolu’dan bir gün gelip ayrıcalıklarına saldıracaklarını, dindar bir siyasi hareketin seçimleri silip süpüreceğini (Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002 ve 2007’de yaptığı gibi), yeni cumhurbaşkanının eşi türban takacağını ve muhafazakâr taşralıların gayrı menkul ağaları haline geleceklerini hayal edemezlerdi. İşlere burnunu sokanlar sadece Batılı hükümetlerce kucaklanmadı, Batı medyası da Türkiye’nin bu gözü korkutmayan İslam vizyonunu sempatiyle karşıladı.”


Suzy Hansen Sultanahmet Meydanı’nda Ramazan izlenimlerini anlatırken “Pek çok turist İstanbul’un merkezi Sultanahmet’e gidiyor, Mavi Cami’nin, Aya Sofya’nın ve Topkapı Sarayı’nın komşusu. Ziyaretçiler seks kölelerinin sihirli çağlarını ve laleleri hayal etse bile Sultanahmet sıklıkla çağdaş bir Osmanlı lunaparkı gibi hissettiriyor.”

New York Times gazetesinde İstanbul’da bulunan yazar Suzy Hansen’in Orhan Pamuk’a ilişkin bir değerlendirmesi yer aldı. “İstanbul Mektubu – Pamuk’un Semti” başlıklı yazıda İstanbul’daki doğu-batı manzaraları konusunda ilginç saptamalar yer aldı. Sultanahmet Meydanı’nda her türlü insanın bir arada yaşaması örneğini veren yazar, “Bu sahneye tipik bir şekilde dışarıdan bakan biri İslami olanla batının mucizevî bir şekilde birlikte var olabilmesinden hoşlanabilir. Ancak Türkiye sonsuza dayanan uzlaşmazlık katmanlarını açıyor: Türkiye’nin genellikle kendine özgü bir ‘kırmızılarla maviler’ uyumundan hoşlandığı bir gerçek mi ve aynı zamanda, kimi zaman bu iç çekişme İslamla hiç ilgili değilken, dini olanla laik olanın bir sokak kavgasına girmesinin mukadder olduğu da doğru mu?” diye sordu.

-TAŞRALILAR GAYRI MENKUL AĞASI OLDU-


Orhan Pamuk’un iki yönden melankolik bir bakışı olduğu belirtilen yazıda, “1970’lerin Beyaz Türkleri ‘doğulu’ olarak algılanmaktan endişe duyar, ‘Kara Türkler’in Anadolu’dan bir gün gelip ayrıcalıklarına saldıracaklarını, dindar bir siyasi hareketin seçimleri silip süpüreceğini (Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002 ve 2007’de yaptığı gibi), yeni cumhurbaşkanının eşi türban takacağını ve muhafazakâr taşralıların gayrı menkul ağaları haline geleceklerini hayal edemezlerdi. İşlere burnunu sokanlar sadece Batılı hükümetlerce kucaklanmadı, Batı medyası da Türkiye’nin bu gözü korkutmayan İslam vizyonunu sempatiyle karşıladı” denildi.

-HER YERİ YENİ PARA KAZANMIŞ GÖRGÜSÜZLER SARDI-

Masumiyet Müzesi romanından eski bir dışişleri bakanının bir gence sosyal dönüşümle ilgili “Siz iş âlemindesiniz, benden daha iyi bilirsiniz, her yeri yeni para kazanmış görgüsüzler; karıları, kızları başı örtülü kasabalılar sardı. Geçende gördüm, adam Araplar gibi, kara çarşaflı iki karısını arkasına takmış Beyoğlu’na çıkarmış, dondurma yediriyor” dediği bölüm alıntılanan yazıda, “Gerçekte Türklerin çoğu, sıklıkla kan itibarıyla, bu hor gördükleri halkla derin bağları bulunuyor. Sadece dışarıdan bakıldığında bölünmeler açıkça görülüyor” denildi.


-PAMUK’UN TİRAJLARI ETKİLEYİCİ-

Türklerde Orhan Pamuk’un “kendisi” konusunda daha net bir bölünme olduğu belirtilen yazıda, aşırı milliyetçilerin Pamuk’u Türklüğü aşağılamak suçundan soruşturmaları üzerinden dört yıl geçtiği belirtilirken yazarın kamuya açık biçimde çok sayıda ölüm tehdidine maruz kaldığı belirtildi. New York Times’taki yazıda “77 milyona yakın nüfuslu bir ülkede ‘Masumiyet Müzesi’ 140 bin kopya sattı, Türkler asla okumaz diye yaygın bir şekilde hayıflanılan bir ülke için etkileyici bir rakam. İncelemeler oldukça olumlu ve gazeteler kitabın dışarıdaki yayımlarını hevesli bir şekilde haberleştiriyorlar, hatta sayfalarında Amerika’daki incelemelerine bile yer veriyorlar” denildi.

-PAMUK’UN KİTAPLARI TÜRKİYE’YE YAZILMIŞ AŞK MEKTUPLARI-


Suzy Hansen NYT’deki yazısında bazı Türklerin Orhan Pamuk’un Batılılar için yazdığını ancak kendisinin Pamuk’un kitaplarını, “Türkiye’ye yazılmış aşk mektupları” olarak gördüğünü bildirdi. Pamuk’u şeriatçıların Türkiye’yi ele geçirdikleri fantastik bir dönemi anlattığı Kar romanında bir Doğulu Türk karakterin Batılı Türk yazara, “Okuyucularınıza benim hakkında söylediklerinize inanmamalarını söylemek isterim, bizim hakkında anlattıklarınızın hiçbirine. Bizi o kadar uzaktan hiç kimse anlayamaz” dediğini hatırlatan Suzy Hansen şunları yazdı:

“Pek çok turist İstanbul’un merkezi Sultanahmet’e gidiyor, Mavi Cami’nin, Aya Sofya’nın ve Topkapı Sarayı’nın komşusu. Ziyaretçiler seks kölelerinin sihirli çağlarını ve laleleri hayal etse bile Sultanahmet genellikle çağdaş bir Osmanlı lunaparkı hissi veriyor: Satıcılar titiz bir İngilizceyle bağırıyor, dev otobüsler kırmızı fesli turistleri boşaltıyor. Fakat Sultanahmet kentin dini hayatının merkezi ve en dikkatli gözlemcilerin birçoğunun da yuvası. Ramazan boyunca yüzlerce Türkün oruç açtığı geniş bir kamu piknik alanına dönüşüyor. Bu yıl çayırlarda bacak bacak üstüne atmış pizza kutularıyla muhafazakar bayanlara ve ucuz kebapları atıştıran dindar olmayan insanlara ve canlı mehter uğultularına tanık oldum. Daha çok bir Amerikan taşra fuarını andırıyordu, boyalı palyaçoları görmeyi çok ummuyordum. Ancak birden yüzü boyalı bir kız, pamuk helva satan bir delikanlı ve üç günlük bayramdan tatil olarak yararlandıkları belli gençlerle karşılaştım.

-İSLAMLA İLİŞKİSİ OLMAYAN BİR SOKAK KAVGASI OLUR MU-


Bu sahneye tipik bir şekilde dışarıdan bakan biri İslami olanla batının mucizevî bir şekilde birlikte var olabilmesinden hoşlanabilir. Ancak Türkiye sonsuza dayanan uzlaşmazlık katmanlarını açıyor: Türkiye’nin genellikle kendine özgü bir ‘kırmızılarla maviler’ uyumundan hoşlandığı bir gerçek mi ve aynı zamanda, kimi zaman bu iç çekişme İslamla hiç ilgili değilken, dini olanla laik olanın bir sokak kavgasına girmesinin mukadder olduğu da doğru mu?”

(ANKA)