Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ahi Evran Üniversitesinin Akademik yıl açılısında öğrencilere seslendi.Birlik ve beraberlik mesajları veren Erdoğan, dış politikada gündem tkip eden değil gündem yaratan hale gelindiğini anlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Zaman zaman tartışmalar yapılıyor. Sanal gündemler oluşturuluyor. Türkiye sanal tehditlere maruz bırakılıyor. 'Türkiye şurası olacak, Türkiye burası olacak' diyerek farklı ülkeler telaffuz edilmek suretiyle toplum gerilmek isteniyor. Toplum korkutulmak isteniyor. Türkiye, Türkiye olacaktır. Başka bir ülke değil'' dedi.

Erdoğan, Ahi Evran Üniversitesinin akademik yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, 2006 yılında kurulan üniversitede bugün 11 bin öğrencinin eğitim gördüğünü belirterek, üniversitenin bu hale gelmesinde emeği geçenleri kutladı.

Hükümet olarak verdikleri sözü yerine getirmelerinin kendilerini memnun ettiğini vurgulayan Erdoğan, üniversitenin daha da gelişeceğini, öğretim üyeleri, fiziki imkanları ve öğrencileriyle ülkenin eğitimde rekabet içinde olan üniversitelerinden birisi olacağını söyledi.

Uzay bilimleri konusunda eğitim veren Cacabey Medresesi'nin ardından uzun süre bir Kırşehir'in üniversitesiz kaldığına dikkati çeken Erdoğan, ''Ahi Evran 2006 yeniden adeta küllerinden doğan bir üniversite. İnanıyorum ki bu rekabet içinde Ahi Evran haklı yerini alacaktır'' diye konuştu.

Hükümet olarak ''üniversitesi olmayan her şehre bir üniversite kazandıracağız'' dediklerini ve sözlerini tutarak 63 üniversite kurduklarını hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu kararları aldıklarında muhalefetin ''ihtiyaç yok'', ''tabela üniversitesi olur'', ''personeli nereden bulacaksınız'' şeklindeki tepkileriyle karşılaştıklarını söyledi. Ancak yeni kurulan üniversitelerin çok hızlı bir gelişim gösterdiklerini vurgulayan Erdoğan, her ile bir üniversite kurulmasına karşı çıkanların özellikle Ahi Evran Üniversitesini incelemelerini tavsiye etti.

''BİRÇOK KAVRAM 800 ÖNCE BU TOPRAKLARDA ÜRETİLDİ''

Kırşehir'e Ahi Evran kutlamaları kapsamında geldiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Batı'da 18,19,20. yüzyıllarda ortaya çıkan birçok kavram ve uygulama bundan 800 yıl önce bu topraklarda, Kırşehir'de üretildi. Aslında biz gücümüzün farkında değiliz. Tarihimizi kavramış, anlamış olsak geleceğe çok daha farklı bakacağız. STK'lar hep konuşulur. Sivil toplum kavramı, sosyal güvenlik, sosyal diyalog, iş etiği, kalite kontrolü, esnaf örgütlenmesi, sendikacılık ve mesleki eğitim ve benzeri birçok kavram, ahilik teşkilatı sayesinde burada hayat buldu. Ahi Evran'ın memleketinde Kırşehir'de 2006'ya kadar bir üniversite kurulmamasını Ahi Evran'a ve Kırşehirlilere yapılmış son derece büyük bir haksızlık olarak görüyorum. Kırşehir'e üniversitesizlik yakışır mı? Ama bunu yakıştırdılar.

14. yüzyıl başlarında ünlü seyyah İbn-i Batuta Anadolu topraklarına varıyor. Isparta, Denizli, Bursa ve Bolu'da ahilerle karşılaşıyor ve ahilerin hiç tanımadıkları halde sırf bir misafir geliyor diye kendisini şehrin girişinde karşıladıklarını ve misafir etmek için birbirleriyle kıyasıya rekabet ettiklerini anlatıyor. Sattığı süte su katan esnaf cezalandırılıyor, ama şimdi hak getire... Halimizi biliyorsunuz. Kılıcın kabzasını boyayıp abanoz ağacından yapılmış gibi gösteren imalatçı meslekten men ediliyor. Çok daha ilginci ekşimiş pekmez satan pekmezcinin başına pekmez geçiriliyor. Şu ahlaki yaklaşımı görüyor musunuz? Nerelerden nerelere geldik. Şimdi bunu marifet sayanlar var. Yolsuz ilan edilen bir esnaf dışlanıyor, kahvelere bile alınmıyor. Tüm bu ve benzeri uygulamalar yıllar boyunca bize sanki çok yeniymiş gibi Batı'nın ürettiği kavram ve uygulamalarmış gibi öğretildi. Oysa 800 yıl önce atalarımız, ahilerimiz bu sistemi dünyaya örnek teşkil edecek şekilde başarıyla tesis etmişlerdir.''

''8 ASIR SONRA YENİDEN ÜNİVERSİTE KAZANDIRMANIN HEYECANI''

Mesleki eğitim kavramının tüm gelişmiş ülkelerde kalkınmanın temel dinamiğini oluşturduğuna ve üzerinde yoğun emek sarf edildiğine dikkati çeken Erdoğan, mesleki eğitimin ahilik teşkilatının da en önemli unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.

Çırak ya da kalfanın bir yandan çalışırken bir yandan meslekle ilgili eğitime tabi tutulduğunu, sadece mesleki eğitim de almadığını, bunun yanında görgü kurallarının da öğretildiğini vurgulayan Erdoğan, ''Böyle bir sistemin doğduğu, büyüdüğü, geliştiği toprakların üniversiteden mahrum kalması kabul edilir mi? Ben Kırşehir'de bir üniversite kurulmasına öncülük etmenin haklı gururu içindeyim. Cacabey'in şehrinde Cacabey Medresesi'nin şehrine 8 asır sonra yeniden üniversite kazandırmanın heyecanı içindeyim'' diye konuştu.

Ahilik bağlamında üniversiteden beklentilerinin çok yüksek olduğunu, bu değerlerin gün yüzüne çıkarılması noktasında üniversiteden çok daha fazlasını beklediğini dile getiren Erdoğan, ülke ve millet olarak çok büyük bir özgüvene sahip olunması gerektiğini söyledi.

''3 KİŞİNİN ELİ ÖPÜLÜR''

''Öğretmenine, hocasına bizim kadar saygısı olan saygısı olması gereken başka bir millet olamaz'' diyen Erdoğan, tarihteki eserlere bakıldığında öğrencilerin öğretmenlerine yazdıkları mektuplara ''benim varlık sebebim'', ''benim ilim kaynağım'', ''benim feyz kaynağım'' diye başlamalarının hayranlık uyandırdığını kaydetti.

Bazılarının bulundukları mevki itibarıyla el öptürmeyi çok sevdiklerini ancak bunu doğru bulmadığını belirten Erdoğan, ''Eli öpülecek 3 kişi vardır bir babadır, bir annedir, bir öğretmendir, olması gereken budur. Bunun dışındakilerin hepsi sadece... asıl saltanat denilen şey budur. Buna hiçbir öğrencimizin prim vermemesi gerekir. Öğretmeninin, annesinin, babasının elini öpsün. Ahilik teşkilatını kurmuş ve yaşatmış bir medeniyetin mensupları olmak bize bunu getiriyor'' değerlendirmesinde bulundu.

Öğretim üyelerinden öğrencilere özgüven kazandırmalarını isteyen Erdoğan, şunları kaydetti:

''Çünkü farklı bir medeniyetin, tarihin varisiyiz. Ne mutlu bize ki Hacı Bektaş gibi Hacı Bayram Veli gibi, Yunus Emre gibi, Mevlana gibi, Ahi Evran gibi ululara, onların bize emanet ettiği mirasa sahibiz. Ne mutlu bize ki ahilik gibi vakıf gibi tamamen bize ait olan, tamamen özgün bir medeniyet vizyonuna sahibiz. Bunun kıymetini bilmek, bundan azami derecede istifade etmek ve geleceği de bunun üzerine inşa etmek zorundayız. Onun için diyorum ki bu ülkenin her bir vatandaşı geçmişini öğrenecek, tarihini, kültürünü tüm detaylarıyla öğrenecek, oradan özgüven kazanacak ve geleceğini de onun üzerine inşa edecek.

''TÜRKİYE SANAL TEHDİTLERE MARUZ BIRAKILIYOR''

Siyaset kurumu olarak bu vizyona bu ufka sahip olmanı gayreti içindeyiz. 7 yıldır da bu vizyon ve ufkun gereğini yerine getirme gayreti içindeyiz. Zaman zaman tartışmalar yapılıyor. Sanal gündemler oluşturuluyor. Türkiye sanal tehditlere maruz bırakılıyor. 'Türkiye şurası olacak, Türkiye burası olacak' diyerek farklı ülkeler telafuz edilmek suretiyle toplum gerilmek isteniyor. Toplum korkutulmak isteniyor. Türkiye, Türkiye olacaktır. Başka bir ülke değil.''

Türkiye'nin kendi vizyonu olduğunu ancak dünyadaki bilim ve teknolojideki tüm gelişmelerin de alınacağını ifade eden Erdoğan, ''Dünyanın bir diğer ucunda varsa alırız, teknoloji nerede varsa alırız hiç utanmaya gerek yok, alırız kendimiz üzerine inşa eder, onu geliştiririz'' dedi.

''Hangi ülkede, hangi medeniyette ahilik teşkilatı, vakıf medeniyeti var'' diye soran Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Kurulan vakıfların her biri bizden çok çok sonra. Hangi ülkenin bir Yunus Emre'si var? Şu ayrımcılık, bölücülük tüm bunlara yönelik bir Yunus Emre 'Ben Müslüman'ı yaradandan ötürü severim' demiyor 'Ben yaradılanı yaradan da ötürü severim' diyor. 'Hangi inançta olursa olsun hangi ırktan olursa olsun onu da beni yaradan sebebiyle severim' diyor. Bu hoşgörüyü hangi medeniyette görürsünüz. Biz insanlara böyle yaklaşmak durumundayız. Bizdeki devlet geleneği kimse de yok.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Korku, tehdit, husumet, düşmanlık üzerine bir şey inşa edemezsiniz. Türkiye geçmişte bunun bedelini çok ağır ödedi'' dedi.

Erdoğan, Ahi Evran Üniversitesinin yeni akademik yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin son aylarda dış politikada bazı atılımlar gerçekleştirdiğini ancak buna karşın bazı çevrelerin olumsuz eleştirilerine maruz kaldıklarını belirtti.

Son olarak Ermenistan ile kurulan ilişkilere işaret eden Erdoğan, ''Yine olmadık iftiralar, korkular öne sürüyorlar. Bu statükocu güven değişikliğidir. İnancına güvenmeyen inanç hürriyetinden korkar. Düşüncesine güvenmeyen düşünce hürriyetinden korkar. Biz inancımıza da düşüncemize de güveniyoruz. Onun için de kimseden korkmaya gerek yok'' dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin ''sıfır problem'' anlayışı doğrultusunda komşularıyla yakında dönemde gerçekleştirdiği iyi ilişkilerin ihracata ve ülke ekonomisine yansıyan olumlu etkilerine dikkati çekerek, sadece Yunanistan'a yapılan ihracatın 590 milyon dolardan, 2008 sonu itibarıyla 2 milyar 429 milyon dolara ulaştığını söyledi.

Türkiye'nin, 10 yıl öncesinde Suriye ile savaşın eşiğine geldiğini anımsatan Erdoğan, bu ülke ile kurulan yakın ilişkiler sayesinde sınırların açıldığını, vize nedeniyle bayram günlerinde sıkıntı yaşayan Türkiye ve Suriye vatandaşlarının ''çilelerinin sona erdirildiğini'' belirtti.

Erdoğan, yakın zamanda Irak ile 48, Rusya ile de 20 anlaşmaya imza atıldığını, bu sayede bu ülkelerle bir çok alanda yeni işbirliklerinin kapılarının aralandığını ifade ederek, ''Bu bizim düşman değil, dost kazanmaya yönelik politika anlayışımızın sonucu. Bu süreç aynı kararlılıkla devam ediyor. Dış ticaret hacimlerimiz komşularımızın bazılarıyla 4, bazılarıyla 5, bazılarıyla 10 kat arttı. Kazanan kim oldu? Kazanan, Türkiye'nin sanayicileri, esnafı, işletmeler, yani 72 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tamamı'' dedi.

''Korku, tehdit, husumet, düşmanlık üzerine bir şey inşa edemezsiniz. Türkiye geçmişte bunun bedelini çok ağır ödedi'' diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

''(Ermenistan ile görüşme, Suriye ile barışma, mayınları temizleme, AB'den uzak dur, Ankara'dan çıkma...) Biz göreve geldiğimiz de 36 milyar dolarlık ihracatımızın yarısı Avrupa ileydi. 2008 sonu itibarıyla bunu 132 milyar dolara çıkardık. Avrupa gibi ihracatımızın yüzde 55'ini çeken bir pazarı niye yok edelim. Bugün AB ile eğer anlaşabilir ve Türkiye AB üyesi haline gelirse bu potansiyel çok farklı olacak. O zaman Schengen bizim için de geçerli olacak. (Efendim, pazar oluruz). Neyin pazarı olursun? Üretemiyorsan zaten almak senin için her zaman için gerekli olan bir şey. Eğer üretiyorsan ürettiğini verebileceğin bir pazarın olduğunu bu şartlar içinde göreceksin. Her türlü irtibatın kesik olduğunu düşün. O zaman ürettiğini nereye satacaksın. Bütün bunlar bizim için küçülen dünyada çok iyi değerlendirip atmamız gereken adımların kendisi...''

''DIŞ POLİTİKADA GÜNDEM BELİRLEYEN ÜLKEYİZ''

Başbakan Erdoğan, iktidara geldiklerinde ''çetelere dokunma başına iş alırsın, hukukun, demokrasinin standartlarını yükseltme, ifadeye özgürlük tanıma, milli bütünlüğü, kardeşliği pekiştirme'' denildiğini belirterek, ''Bunları yapmazsanız Türkiye dünyanın büyük devleti olamaz. Eğer bunları yaparsanız dünyanın büyük devleti olursunuz'' dedi.

''Türkiye'nin, dış politikada aktif ve gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen bir ülke olduğunu'' vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

''Orta Doğu'da ciddi konumumuz var. Aynı şekilde Batı'da danışılan, (Acaba Türkiye ne düşünüyor?) diye sorulan ülke konumundayız. Ekonomi, dış politika, iç politika, demokratikleşme, güven, istikrar gibi kavramlar birbiriyle içiçe geçmiş, birbiriyle bağlantılı kavramlardır. Demokrasi ile ekonomiyi atbaşı götürmezseniz netice almanız mümkün değil. Onun için ikisini de atbaşı götürmeye mecburuz. Dış politikada aktif olmazsanız ekonomi büyümez. Ekonomi büyümezse dış politikada eliniz zayıflar. Demokrasiden taviz verirseniz istikrar da güven zemini de bundan etkilenir. Son dönemde bu denklemi çok iyi kurduk, neticelerini de alıyoruz. Milli birlik sürecini mutlaka bu zaviyeden ele almalıyız.

Türkiye, bu meseleyi bu şekilde ne kadar sürdürebilir. Türkiye daha ne kadar kaynağını bu meseleye aktaracak. Milli birlikteliğin en önemli meselesi terör sorunudur. Öbür tarafta etnik unsurların Türkiye'de sorunları vardır. Kürt kökenli vatandaşımın da Türk kardeşlerimin de sorunu var. Laz'ın da Boşnak'ın da Roman'ın da kendilerine göre sorunları var. Azınlıkların, değişik inanç gruplarının da kendilerine göre sorunları var. Demokratik açılım süreci içinde bunları çözmek zorundayız. Sorumluluk mevkiinde olan bizler bunu çözmek durumundayız. Sorun alanlarını minimize ederek geleceğe yürümek zorundayız. sorunları ne kadar azaltırsak başarımız o kadar fazla olur. Türkiye enerjisini daha ne kadar boşa harcayacak. Türkiye daha ne kadar evladını kaybedecek. Daha ne kadar analar yavrusu için yanacak? Daha ne kadar kadın dul, çocuklar yetim kalacak?''

Erdoğan, bu sorunlar 30 yıl önce sorgulansa ve çözülseydi Türkiye'nin farklı noktalarda olacağını ifade ederek, sorunların çözülmemesi halinde gelecek nesillerin çok daha fazlasını soracaklarını belirtti.

''BÖLGESEL, ETNİK VE DİNSEL MİLLİYETÇİLİK YAPMAYACAĞIZ DEDİK''

Yola çıktıklarında bölgesel, etnik ve dinsel milliyetçilik yapmayacaklarını açıkladıklarını anımsatan Erdoğan, ''(Bu ülkenin batısına ne kadar önem veriyorsak doğusuna da o kadar önem vereceğiz) dedik. Vatan topraklarını hep birlikte abat etmemiz, ihya etmemiz lazım. Şöyle bir düşünelim. İstanbul Kadıköy'ü abat ederken, Ankara'nın Kızılay'ını, İzmir'in Konak'ını abat ederken acaba kalkıp Hakkari'nin Şemdinli'sine gittin mi? Ağrı'nın Patnos'una gittin mi? Kırşehir'in semtine uğradın mı? Kaman'a geldin mi? Yok yok. Bunu yapmayanlar, bu ülkenin tamamını ayağa kaldırabilir mi? Biz istiyoruz ki vatan topraklarının tamamını birlikte ihya edelim'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 72 milyon vatan evladının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında birleşmesi, bütünleşmesi gerektiğinin altını çizdi.

''Kimse doğarken farklı bir şekilde doğmuyor. Kimisi Türk doğuyor, kimisi Kürt doğuyor, kimisi Arap doğuyor, kimisi şu, kimisi bu. Kimse sonradan bunları kazanmıyor'' diyen Erdoğan, ''Ama biz Anayasal noktadaki vatandaşlık anlayışı, bilinci, o şüphesiz ki her ülkenin kendine ait olan bir bilincidir. Millet olma anlayışıdır. Bizler burada, yaklaşık 30'un üzerinde etnik unsur var ülkemizde. Hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bilincinde toplanarak ve birbirimizi de yaradılanı yaradandan ötürü sevme anlayışıyla severek, el ele vermek zorundayız, omuz omuza vermek zorundayız. Bunu başardığımız anda her şeyi başarırız'' dedi.

Diğer bir yaklaşımlarının da dinsel milliyetçilik karşıtlığı olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Farklı dinlere mensup olan insanlar ülkemizde olabilir, mezheplere mensup olan insanlar olabilir. Ayrım yapamayız. Zaten laikliğin yaklaşım tarzındaki anlayış bu. Nedir o? Her inanç grubuna devlet eşit mesafededir, ayrım yapmaz. Onun için demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak daha ileri bir güçle devletimizi güçlendirmek, hepimizin ortak görevidir. Bunu başardığımız anda inanıyorum ki Türkiye'nin dört bir yanı çok daha farklı bir hale gelecektir. Şu anda eğitimde attığımız adımlar bu. Şu anda 133 bin dersliği 7 yılda yaptık ve bu hızla devam ediyor. Bizim şu anda ilk ve ortaöğretimde bilişim teknolojisi sınıflarımız yüzde 95'i aştı, hedef yüzde 100.

Çok enteresandır, eskiden biz Güneydoğuya, Doğuya gittiğimizde hatta Türkiye'nin genelinde de böyledir. Bizden çocuklar para isterdi. (Başbakanım bana para verir misin? Şunu verir misin, bunu verir misin?) Şimdi çok enteresan, şimdi gittiğimiz yerlerde (Başbakan amca bana laptop verir misin?) Bakın bu çok ilginç, güzel bir gelişme. Bunu yakalamak, bu noktaya gelmek işte bizim özlemini duyduğumuz gelecekti. Daha da iyi olacak. İnşallah devam eden süreçte, terörün neden olduğu sağlıksız zeminde çıkar sağlayanlara karşı bizim birliğimiz, beraberliğimiz en güzel cevap olacaktır. Çünkü buradan çıkar sağlayanlar var. İstismar zeminlerini kaybedecek oldukları için süreci tahrik etmenin gayreti içindedirler. Biz bu tahriklere boyun eğmeyeceğiz. Eğer ki onlar kazanır, ülkemiz kaybeder. Bir mutabakat içinde olduğumuzu da ortaya koymamız gerekir.''

Açılış töreninin ardından Erdoğan, birlikte yemek yediği öğrencilerle sohbet etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversite korosu tarafında söylenen ''Uzun İnce Bir Yoldayım'' türküsüne de eşlik etti.

AA

Fotoğraflar: AA