Konuşmasında Suriye, İslamofobi, Filistin, Somali ve Myanmar Konuları Öne Çıktı

Cuma, 28 Eylül 2012 03:43 PM
A A A A

Ebru DOĞAN-BM
TurkishNY.com

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM 67. Genel Kurulu'na hitap etti.

New York’ta temaslarını sürdüren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Genel Kurulu’na hitap etti. Davutoğlu, konuşmasında Suriye krizi, İslamofobi, Kıbrıs, İsrail-Filistin sorunları ile bölgesel gelişmelere ağırlık verdi. Bakan Davutoğlu, uluslar arası topluma dünyanın birçok bölgesinde işlenen insanlık suçlarına daha fazla seyirci kalınmaması çağrısında bulundu.

Konuşmasına, BM’nin dünya genelindeki birçok soruna çözüm bulma konusunda yetersiz kaldığına dikkat çekerek başlayan Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nin bir an önce düzenlemelere gitmesi gerektiğini söyledi.

Filistin sorununda iki devletli çözüm formülüne Türkiye'nin desteğini yineleyen Davutoğlu, Yukarı Karabağ sorununa Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü içinde 20 yıldır bir çözüm bulunamamasından yakındı.

Kıbrıs halkının 2004 tarihli BM çözüm planını kabul etmesi nedeniyle uluslar arası toplum tarafından cezalandırılmasının kabul edilemez olduğuna da dikkat çeken Davutoğlu, Kıbrıs Türk kesiminin haksız ve yasadışı bir ambargoya maruz kaldığını vurguladı.

‘Güvenlik Konseyi, Suriye’deki zulme seyirci kalıyor’

"Suriye’de, Somali’de, Filistin’de, Afganistan’da, Myanmar’da ve başka bir çok yerde yaşayan insanların haklarını kendimizinkiyle eşit görmediğimiz takdirde, nasıl özgürlük ve adaletten bahsedebiliriz” sorusunu Genel Kurul'a yönelten Bakan Davutoğlu, uluslararası toplumun dünya barışı için birlikte hareket etmesi çağırısında bulundu.

BM'nin Suriye krizine müdahale etmekte aciz olduğunu belirten Davutoğlu,  BM Güvenlik Konseyi'ni Şam rejimi tarafından Suriye halkına uygulanan zulme son vermekte başarısız olmakla suçladı.

Davutoğlu ; ‘Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki rejimi ve uyguladığı şiddeti kınamayı bile becerememiş olmasının sebepleri tartışılabilir. Ancak, Güvenlik Konseyi’nin uluslararası camianın toplu vicdanını yansıtmamasının hiçbir açıklaması olamaz. Konsey, temel görevi olan uluslararası barış ve güvenliğin tesisinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir"diye konuştu.

"Harekete geçmekteki aczimiz, şehirlerini, köylerini yıkmaya, vatandaşlarını katletmeye, medeni dünyayla ve Birleşmiş Milletlerle alay etmeye devam eden diktatörlerin ve yıkıcı rejimlerin elinde bir alete dönüşmektedir" ifadesini kullanan Davutoğlu, bu tutumun, diktatörleri ve saldırgan rejimleri kuvvetlendireceğini ve insanlığa karşı suçların işlendiği şer ittifaklarının oluşmasına yol açacağını belirtti.

‘İslamfobi, ırkçılığa dönüştü’

Hz. Muhammed ve İslam dinine yönelik son saldırıları açık bir provokasyon olarak niteleyen Davutoğlu, İslam’ın veya başka inançların en kutsal değerlerini karalamak yönündeki bu art niyetli çabaları en güçlü şekilde telkin ettiğini söyledi.

Müslümanlara ve diğer dinlerin mensuplarına yönelik nefret ve ayrımcılığı teşvik eden her türlü hareketi kınadıklarını vurgulayan Bakan Davutoğlu, İslamafobinin antisemitizm gibi, yeni bir ırkçılık turu haline geldiğini kaydetti.

‘ Özgürlük sorumluluk demektir’

Libya'da öldürülen Amerikalı diplomatlara da değinen Davutoğlu, Türkiye'nin tüm diplomatların emniyet, güvenlik ve korunmalarının sağlanması ihtiyacının elzem olduğunu belirterek, "Son 40 yıl içerisinde, Türk ulusu 33 diplomatını ASALA terörizmine kurban vermiştir" dedi.

Suriye'deki krizin bir Bosna ve Halepçe katliamlarına dönüşmeden hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, konuşmasını Güvenlik konseyini dünyanın gerçek ihtiyaçlarına cevap vermesi çağrısında bulunarak sonlandırdı.

Davutoğlu’nun Suriye, İslamofobi, Filistin, Somali, Myanmar konuları üstünde durduğu konuşmasının tam metni ise şu şekilde:

‘Öncelikle, kıymetli dostum Sayın VukJeremic’i, 67. Genel Kurul Başkanlığına seçilmesinden dolayı tebrik etmek istiyorum.

Kendisinin, üstün liderlik becerileriyle, BM’nin içinden geçtiği bu önemli dönemde, BM Genel Kurulu’nun zorlu çalışmalarına çok büyük katkıda bulunacağına inanıyorum.

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Sizinle samimi bir şekilde ve temsil ettiğimiz halkların diliyle konuşmak istiyorum.

Her sene BM’de, insanlığın barış, güvenlik ve uluslararası düzen arayışının vücut bulduğu bu forumda biraraya geliyoruz.

Karşı karşıya olduğumuz zorlu sınamalar hakkında görüş alış-verişinde bulunuyor ve bunların üstesinden gelme konusundaki kararlılığımızı ifade ediyoruz.

Birçok konuda tek sesle konuşuyoruz, ancak birlikiçinde harekete geçmek konusunda çoğu zaman başarısız kalıyoruz.

Örneğin, donmuş ihtilafların çözümü konusundaki kararlılığımızı teyit ediyoruz.

Nitekim,Filistin sorununda iki devletli çözüm formülüne olan desteğimizi birçok defa kuvvetle vurguladık ve bu yönde sayısız karar kabul ettik. Ancak Filistin’in bu yüce kurulda eşit bir üye olarak yer alacağı günü halen ümit etmekteyiz.

Keza, Yukarı Karabağ sorununa Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü içinde bir çözüm bulunması ihtiyacını her defasında dile getiriyoruz. Ancak, son 20 yıl içinde bu yönde atılmış somnut tek bir adım bile bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, Kıbrıs sorunu yarım yüzyıldır çözümsüz kalmaya devam etmektedir. Uluslararası toplumun tümü tarafından desteklenen 2004 tarihli BM Çözüm Planı’nın üzerinden dahi yaklaşık 10 yıl geçmiş bulunmaktadır.

Ancak, Kıbrıs Türkleri halen uluslararası bir tecride tabi tutulmakta ve BM Çözüm Planı’na verdikleri desteğin bir karşılığıymış gibi, haksız ve yasadışı bir ambargoya maruz kalmaktadırlar.

Esasen ne söylemek istediğim çok açık: Mevcut sorunları çözmek bir yana, her sene etrafımız yeni ihtilaf ve sınamalarla kuşatılmaktadır.

Teröristler acımasızca saldırmaya ve masum insanların canlarını almaya devam ediyorlar. Buna rağmen, terörizm melanetine karşı halen etkin bir uluslararası işbirliği ve dayanışma gösterilememektedir.

Bugün aynı zamanda, bazı devletlerde, devlet terörü uygulamakta ve bizzat korumak zorunda oldukları masum vatandaşlarının hayatlarına kıymakta, ancak bunun cezasıyla yüzleşmemektedirler.

İnsan hayatının kutsal olduğuna gönülden inanmaktayız. Kim olursa venerede olursa olsun, yaşam her insan için en değerli haktır.

Ancak, milyonlarca kişi, halen yoksulluk içinde ve baskı altında yaşamaktadırlar. Temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan bu insanlar, kimseye reva göremeyeceğimiz en zor şartlarda hayatlarını sürdürmektedirler.

Ortak vicdanımızı rahatlatmak için, her sene bu insanların çektikleri acıların hafifletilmesine yardımcı olacağımızı vaat ediyoruz. Ancak, sözlerimizin arkasında etkin eylemlerle duramıyoruz.

Neticede, ebedi bir umutdünyasında yaşama devam ediyoruz. Zira,biz insanoğulları, umudun çocuklarıyız. Bizim için her günün ağarması, her güneşin doğması ve her baharın yeşermesi umudun başlangıcını simgelemektedir.

Bir başka değişle, barışı arzuluyor, barışı idealleştiriyoruz. Bu, doğamızın gereğidir.

İnsanlık bizden, uluslarımızın liderleri olarak, halklarımızı gerçek bir barışa doğru taşımamızı bekliyor.

Ancak biz, temsil ettiğimiz halkların beklentilerini karşılamaktan çok geri kalıyoruz.

Eğer bir mülteci kampında veya dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi açık cezaevlerinde yaşayan çocuklara gelecek için bir umut ve huzur sunamayacaksak, gerçek barışa ulaşma şansımız nedir?

Bir çocuk, bir mülteci kampında, sokaklarda veya mahallesinde aşırı yoksulluk ve zulümle dolu bir dünyaya gözlerini açtığında; bir anne-baba geride yıkılmış yuvalar, gözleri yaşlı yetimler ve dullar bıraktığında, bu insanların umutsuzluk ve karamsarlığa düşmesini nasıl önleyebiliriz?

Suriye’de, Somali’de, Filistin’de, Afganistan’da, Myanmar’da ve başka bir çokyerde yaşayan insanların haklarını kendimizinkiyle eşit görmediğimiz takdirde, nasıl özgürlük ve adaletten bahsedebiliriz?

Eğer temel insan hakları,siyasi güç hesapları için kurban ediliyor,hatta BM Güvenlik Konseyi’ndeki bazı ülkeler arasında pazarlık konusu yapılıyor ve feragat dahi edilebiliyorsa, evrensel insan hakları ve güvenlik nasıl sağlanabilir?

BM’nin kurucularının bu örgütü oluştururken ortaya koydukları evrensel ilkeleri korumak için harekete geçmekte yetersiz kalıyorsak, BM bayrağının umudutemsil ettiğini ve insanlığın kaderinin koruyucusu olduğunu insanlara nasıl anlatabiliriz?

Eğer, kuvvet kullanımısınırsız bir araç olarak kabul edilirse;

Eğer, ayrım gözetmeden gerçekleştirilen saldırılar ve kolektif cezalandırma, Suriye’de her gün ve her gece olduğu gibi, gaddar rejimlerin elinde, kendi vatandaşlarına karşı kullandıkları bir silah haline gelirse;

Eğer, nerede olurlarsa olsunlar, masum insanların feryatlarını duymaz ve gereken adımları atmazsak;

Ve eğer, bu zalim rejimleri adalete ve hukukun üstünlüğüne teslim olmaya zorlayamıyorsak, uluslararası barış ve güvenliği nasıl sürdürebiliriz?

Bu sınamaların üstesinde gelmek için yürüttüğümüz çalışmalarda etkisiz kalmaya devam ettiğimiz sürece, Birleşmiş Milletlerin kurucularının hayal ettikleri barış dolu bir dünya fikri hayata geçirilemeyecektir.

Unutmayalım ki:

Harekete geçmekteki aczimiz, şehirlerini, köylerini yıkmaya, vatandaşlarını katletmeye, medeni dünyayla ve Birleşmiş Milletlerle alay etmeye devam eden diktatörlerin ve yıkıcı rejimlerin elinde bir alete dönüşmektedir.

İnsani bir krize çare bulmaktaki başarısızlığımız, ortak vicdanımızı zedeler.

Ancak daha kötüsü, bu konudaki hareketsizliğimiz, neticede, diktatörleri ve saldırgan rejimleri kuvvetlendirir ve insanlığa karşı suçların işlendiği şer ittifaklarının oluşmasına yol açar.

Şu hususta hataya düşmeyelim:

Zalime merhamet göstermek, zulüm gören halklara yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Şimdi değilse, ne zaman birlik ve beraberlik içinde hareket edeceğiz?

Birleşmiş Milletler değilse, kim bize önderlik edecek?

Şayet biz değilsek, masum sivilleri koruma sorumluluğunu kim üstlenecek?

Ve biran için kendimizi bu insanların yerine koysak, gerçek bir geleceği nasıl hayal dahi edebiliriz?

Saygıdeğer Delegeler,

Geldiğimiz noktada, güçlü, etkin ve güvenilebilir bir BM’ye ihtiyacımız olduğuna şüphe yoktur. Bu amaçla, uzun süredir ihmal edilen BM reformu konusuna artık el atmalı ve bu örgütü amacına uygun bir hale getirmeliyiz.

BM’ninçalışma usulleri ve yapıları dünyanın bugünkü gerçekleriyle uyumlu değildir.

Öncelikle, uluslararası barış ve güvenliğin muhafazasından sorumlu BM Güvenlik Konseyi’nin daha işlevsel ve temsil gücü yüksek bir niteliğe kavuşturulması gerekmektedir.

Konsey, dünyanın gerçek ihtiyaçlarına cevap vermelidir.

Güvenlik Konseyi’nin, önümüzdeki muazzam sınamalar karşısında etkin durabilmesinin tek yolu budur.

Bu konuda vicdanlarınıza bu kadar açık bir şekilde seslenebiliyorum, zira Türkiye’nin Afganistan’dan Somali’ye, Suriye’den Yemen’e, Libya’dan Bosna’ya, EAGÜ’lerle işbirliğinden Medeniyetler İttifakı ve Barış için Arabuluculuk girişimlerine kadar, birçok konuda başarılı bir sicili bulunmaktadır.

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Şimdi, uluslararası toplum için halen büyük güçlük arz eden bazı spesifikkonularhakkındaki görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, Hz. Muhammet ve İslam dinine yönelik son saldırıların açık bir provokasyon olduğunu vurgulamak isterim. Bu saldırılar, halkları ve ulusları birbirine düşürme amacından başka bir niyet taşımamaktadır.

İslam’ın veya başka inançların en kutsal değerlerini karalamak yönündeki bu artniyetli çabaları en güçlü şekilde tel’in ediyoruz.

Müslümanlara ve diğer dinlerin mensuplarına yönelik nefret ve ayrımcılığı teşvik eden her türlü hareketi kınıyoruz.

Maalesef, İslamafobi de, antisemitizm gibi, yeni bir ırkçılık türü haline gelmiştir.

Bu itibarla, bu olguya artık ifade özgürlüğü kisvesi altında göz yumulamaz.

Özgürlük anarşi demek değildir. Özgürlük sorumluluk demektir.

İslamafobinin amacı açık ve basittir:

Dünyadaki milyonlarca barışsever Müslümandan soyut ve hayali bir düşman yaratmak gayesini taşımaktadır.

Maalesef, birçok kişi, genellemeleri, klişeleri ve önyargıları hakikat olarak kabul ederek,farkına varmadan İslam düşmanı haline gelmektedir.

Ancak, hiçbir gündemin, hiçbir tahrikin, hiçbir saldırının ve nefreti teşvik eden hiçbir eylemin, İslam’ın parlak yüzünü karartmaya gücü yetmeyecektir.

Öte yandan, Libya’daki ABD Büyükelçisi dahil, birçok ülkede can kayıplarına yol açan her türlü provokasyon ve şiddeti de aynı şekilde kınıyoruz.

Hayatını kaybedenler için en içten başsağlığı dileklerimizi iletiyorum.

Masum insanlara yönelik şiddet, hiçbir koşul altında mazur görülemez.

Bu tür eylemler, kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, İslam’ın ruhuna, özüne ve sözüneihanet anlamına gelmektedir.

Ancak, son olaylar, sadece Müslümanları değil, tüm inançların ve dinlerin mensuplarını kaygılandırması gereken çok daha ciddi bir soruna işaret etmektedir.

Bu bağlamda, dinleri ve mensuplarını karalayan eylemlerdeki kaygı verici artış, artık uluslararası barış ve güvenliği ciddi şekilde tehdit etmektedir.

Bu nedenle, tüm dinlerin ve mensuplarının tahkir edilmesinin bir nefret suçu olarak kabul etmesinin zamanı gelmiştir. Bu doğrultuda süratle gerekli tedbirleri almamız gerekmektedir.

Kaderimizi küresel barışa zarar veren pervasız tahriklere karşı savunmasız bırakamayız ve bırakmayacağız.  

Bir yandan ifade özgürlüğünü korurken, aynı zamanda dinlere saygı gösterilmesini sağlayacak ve insanların inançlarına kasıtlı olarak hakaret edilmesini önleyecek evrensel bir politikayı ve gerekli yasal araçları oluşturmamız gerekmektedir.

Bu yöndeki çözüm keyfi olmamalıdır. Bir inancı, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddete yol açmak amacıyla karalayanların üzerinde odaklanmalıdır.

Bir bireyin veya bir grubun ifade özgürlüğünü korumak ile diğerlerinin nefrete veya duygusal, psikolojik ve tahrikselşiddete hedef olmama hakkını korumak arasında bir denge bulmalıyız.

Dolayısıyla, bu kürsüden, uluslararası camianın bütün üyelerine, dinlerin ve takipçilerinin karalanmasını da içerecek şekilde, her türlü nefret suçuyla mücadelede gerekli araçları tesis etmeleri yönünde kuvvetli bir çağrıda bulunuyorum.

Özellikle BM’nin bu çabalara öncülük etmesi ve bu yönde gerekli uluslararası hukuki çerçeveyi oluşturması gerekmektedir.

Biz, Türkiye olarak, bu hedefin aktif takipçisi olacağız veuluslararası örgütler ve fikirdaş ülkelerle birlikte, İslamofobi ve her türlü nefret suçuna karşı yeknesak ve etkin bir duruş sergileyeceğiz.

Diğer taraftan, diplomatların emniyet, güvenlik ve korunmalarının sağlanması ihtiyacının da bilinci içindeyiz. Son 40 yıl içerisinde, Türk ulusu 33 diplomatını ASALA terörizmine kurban vermiştir.

Bu itibarla, Birleşmiş Milletlere, diplomatların korunması konusuna yeni bir anlayışla yaklaşması çağrısında bulunuyoruz.

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Suriye halkı, bütün ortak değerlerimizin hilafına, son 18 aydır Şam’daki dikta rejiminin vahşi zulmü karşısında acı çekmektedir.

Rakamlar çok açıkça herşeyi ifade etmektedir. Bugüne kadar 30 binden fazla insan ölmüş, yaklaşık 300 bin Suriyeli komşu ülkelere kaçmış, 1 milyon kadarı da ülke içinde evlerinden olmuştur.

Maalesef, bu insanlık trajedisi, birçokları için, sadece bir istatistik bilgi haline gelmiştir.

Peki uluslararası camia bu katliamı durdurmak için bugüne kadar ne yaptı?

Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey…

Halen masum insanların hayatlarını kurtarmaya yönelik tek bir etkin adım bile atılmamıştır.

Srebrenitsa ve Halepçe’de yapılan hataların, 20 sene sonra, bu defa da Suriye’nin şehirlerinde bir hortlak gibi dolaşıyor olduğunu görmek gerçekten de utanç verici.

Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki rejimi ve uyguladığı şiddeti kınamayı bile becerememiş olmasının sebepleri tartışılabilir.

Ancak, Güvenlik Konseyi’nin uluslararası camianın toplu vicdanını yansıtmamasının hiçbir açıklaması olamaz.

Konsey, temel görevi olan uluslararası barış ve güvenliğin tesisinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Kabul etmeliyiz ki, Konsey’in harekete geçmekteki aczi, Suriye’deki gaddar rejimindaha fazla insanı öldürmesini teşvik etmektedir.

Eğer Güvenlik Konseyi, uluslararası toplumun Genel Kurul’da üçte ikiden fazla bir çoğunlukla kabul edilen kararlara yansıyan vicdanına kulak vermez ve harekete geçmezse, Suriye halkının çığlıklarına kim karşılık verecektir?

Uluslararası toplum daha ne kadar bu insanlık dramının devamına izin verecektir?

Suriye halkını koruma sorumluluğu, temel görevimizdir.

Hiçbir siyasi farklılık, hiçbir siyasi güç hesabı, hiçbir jeopolitik kaygı, Suriye halkının geleceği için duyduğumuz kaygının ve vicdanımızın önüne geçmemelidir.

Daha da önemlisi, Suriye’deki durumun bölgenin barış ve güvenliği için ciddi bir tehdit haline dönüşmeye başladığını görmeliyiz.

Suriyerejimi, Suriye halkının meşru mücadelesini tüm bölgeyi ateşe atacak bir mezhep çatışmasına dönüştürmek için her türlü aracı kullanmaktadır.

Ve maalesef, rejimin bu şiddet kampanyasına devam etmesine ne kadar müsaade edilirse, bu korkunç olasılığı önlemek de o kadar zor olacaktır.

Bu nedenle, BM Güvenlik Konseyi’nin, Genel Kurul’un gösterdiği yönde hareket geçmesinin zamanı artık gelmiştir.

Suriye halkının emniyet ve güvenliğini biran önce sağlayacak bir çözüm bulunmalıdır.

Yeni ve demokratik Suriye’nin oluşmasını sağlayacak sağlıklı geçiş sürecini uygulamaya koyacak çözüm biran evvel bulunmalıdır.

İktidardaki rejim, yerini ülkeyi serbest ve adil seçimlere götürecek bir geçici Hükümete bırakmalıdır.

Suriye halkı, meşru ve temsili bir hükümete sahip olma hakkı ile geleceği için yürüttüğü bu mücadelede, desteğimize ve dayanışmamıza ihtiyaç duymaktadır.

Türk halkı, Suriyeli kardeşlerinin, meşru mücadelesinde onların yanında yer almıştır ve halihazırdada yerlerinden olmuş 90 bin Suriyeliye evsahipliği yapmaktadır.

Birkez daha altını çizmek istiyorum:

Krizin başından bu yana olduğu gibi Suriyeli kardeşlerimizin bu en zorlu dönemlerinde yanlarında olmakta tereddüt etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz.

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Ortadoğu’da gözlerimizin önünde uzun süredir yaşanan bir başka trajedi de Filistin sorunudur.

Bu Genel Kurul, Gazze’deki durumun kabul edilemez ve sürdürülemez olduğunu ısrarla söylediğimiz dördüncü Genel Kurul’dur. Ancak bugüne kadar bu konuda hiçbir ilerleme olmamıştır.

Sonuç olarak, İsrail’in yasadışı ablukasının dördüncü yılında, Gazze halkı ve özellikle çocuklar, umutsuzluk, terk edilmişlik ve korku içinde yaşamaya devam etmektedirler.

BM’de bu ablukanın kaldırılması yönünde çağrı yapan birçok karar kabul edilmiştir. Ancak İsrail bugün hala yasadışı politikasında ısrar etmekte ve böylece Gazze’de onulmaz acılara ve ızdıraba neden olmaktadır.

Aslında, İsrail’in bu tutumunu işgal edilmiş Filistin topraklarının tümünde görüyoruz.

İsrail, uluslararası toplumun ısrarlı tüm çağrılarına karşı, Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşimlerini sürdürmekte ve barışçıl bir iki devletli çözüm ihtimalini bilerek baltalamaktadır.

Geçtiğimiz yıl Başkan Abbas Genel Kurul’da konuşup Filistin’in bağımsız bir devlet olarak tanınması hakkını beyan ettiğinde, tüm Kurul’un kendisini ayakta alkış yağmuruna tuttuğunu hatırlıyorum.

Ancak bugün, Filistin devletini bu salonda halen eşit bir üye olarak göremiyoruz.

Bugüne kadarki hiçbir BM Kararı, Filistin’in bağımsız bir devlet olma yönündeki haklı davasına hizmet etmemişken, Filistin halkını uluslararası toplumun iki devletli çözüm konusunda ciddi olduğuna nasıl ikna edebiliriz.

Türkiye, Filistin halkının devlet olma, onurlu ve barış içinde yaşama hakkını desteklemeye devam edecektir.

Sayın Başkan,

Değerli Konuklar,

Tüm dünyanın ilgisi haklı olarak Orta Doğu’ya yoğunlaşmışken, başka yerlerde de ciddi insani trajediler yaşandığını unutmamalıyız. Ve hiçbir insanın acı çekmesine gözümüzü kapatmak gibi bir lüksümüz yoktur.

Haziran ayındaki ziyaretim sırasında bizzat müşahede ettiğim üzere, Rakhine bölgesindeki halk ve özellikle de Rohingya Müslümanları, ciddi şekilde insani yardıma ihtiyaç duymaktadır.

Myanmar’daki demokratikleşme süreci ve Hükümetin uluslararası toplumla işbirliği yapmaya hazır olduğu yönündeki açıklamaları bize bölge halkının acılarını dindirmek konusunda önemli bir fırsat penceresi sunmaktadır.

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Sözlerime son vermeden önce, adil ve kalıcı bir çözüm yönünde ivedilikle somut adımlar atılması gereken bir başka uzun süreli ihtilafa değinmek istiyorum.

Kıbrıs sorunundan bahsediyorum.

Maalesef, 2008 yılında başlayan yeni müzakere turu Rumların uzlaşmazlığı ve siyasi irade eksikliği nedeniyle kilitlenmiştir.

Ve bugün, yarım yüzyıllık deneyime ve BM’de oluşan birikime rağmen, sorunun çözümü için halen net bir perspektif bulunmamaktadır.

Kıbrıslı Türkler, bugüne kadar, müzakerelerle ulaşılacak bir çözüme güçlü bağlılıklarını kanıtlamışlardır, ancak halen insanlık ve yasa dışı bir ambargoya tabi tutulmaya devam edilmektedirler.

Bu en basit deyimiyle bir adaletsizliktir.

Kıbrıslı Türkler, daha sonu belli olmayan bir süre boyunca,çözüm için açık bir perspektif ve takvim olmadan, bu oyunu sürdürmek zorunda bırakılmamalıdırlar.

Uluslararası toplum da Kıbrıs’ta olanlara tarafsız kalmamalıdır.

Neticede, sorunun devamı, bölge için ilave risk unsurları yaratmaktadır.

Ayrıca, Kıbrıslı Rumların adanın etrafında yürüttüğü tek taraflı petrol ve doğal gaz arama çalışmaları da mevcut riskleri daha da artırmaktadır.

Bu koşullar altında, BMşu anda yaptığından daha fazlasını yapmak zorundadır. Özellikle Güvenlik Konseyi statükoyu sürdürmek yerine, çözümü kolaylaştırmalıdır.

Bu doğrultuda bir zihniyet değişikliği şarttır. Çözüm arayan ve arzulayanlarla, bunu reddedenler arasında bir ayrıma gidilmelidir.

İki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyona sadece sözde bağlılık göstermek artık yeterli değildir. Çok geç olmadan harekete geçme zamanı gelmiştir.

Saygıdeğer Başkan,

Saygıdeğer Delegeler,

Sözlerime son verirken, konuşmamın başında söylediklerime geri dönmek istiyorum.

Bir BM Genel Kurulu’nun açılış oturumunun daha sonuna geldik.

Bir kez daha barışçıl ve müreffeh bir dünyaya yönelik arzumuzu ve bağlılığımızı dile getirdik.

Ancak bu yönde olumlu bir fark yaratabilmek, sözlerimizin ve taahhütlerimizinsomut eylemlerle desteklenmesi halinde mümkün olabilir.

Gerçek bir barış idealine ulaşma yönünde attığımız her adım,

Hak ve adaleti korumak için harcadığımız her dakika,

Özgürlük ve insan hakları için gösterdiğimiz her çaba, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olabilmek için mücadele edenlere en büyük desteği teşkil edecektir.

Konuşmamın başında, eğer şimdi değilse, ne zaman diye sormuştum…

Bu yıl, bir farkyaratalım ve önümüzdeki Eylül ayında aynı soruyu bir kez daha sormak durumunda kalmayalım.

Teşekkür ederim.

Ad və soyad
E-posta adresi
Yorumunuz
Kontrol kodunu sağa yazın
Kontrol Kodu : 3715

Senatör Menendez: Göçmenlik Reformu Henüz 60 Oya Sahip Değil Ekonomistlerden Kongre’ye Göçmenlik Mektubu
Göçmenler, Sosyal Medya Üzerinde Örgütleniyor Senato Adalet Komitesi Göçmenlik Tasarısını Onayladı
"40 Yıldır Çizgimi Değiştirmedim" Erdoğan Obama Görüşmesinde Taraflar Neler Elde Etti?
ASALA’dan 2015 Öncesi Yeniden Sahneye Çıkma Girişimi Anadolu Festivalinde Kimi Milletvekili Gözleme Açtı, Kimisi Öğrenci Oldu
Erdoğan: Türkiye ve ABD Arasındaki Ticaret Hacmi Yeterli Değil Başbakan Erdoğan SETA Vakfı'nda Konuştu
Erdoğan’ın Resmi Çalışma Ziyareti, “Devlet Ziyareti” Gibi Ele Alındı Biden: Türkiye ve ABD Serbest Ticaret Anlaşması İçin Çalışmalara Başlayacak
Türk-ABD İlişkileri 17. Yüzyıla Kadar Uzanıyor Meclis Göçmenlik Grubu Bugün Önemli Bir Toplantı Yapacak
Başbakan Erdoğan, Türk Amerikan Toplum Merkezi'ni Ziyaret Etti ABD: Türkiye En Güçlü Ortaklarımızdan Biri
‘Ailelerin Parçalanmasına Son Verilmeli’ Fortune 500 Şirketlerinin Yüzde 40’ından Fazlası Göçmenler Tarafından Kuruldu
Obama Yönetimi, Sigorta Tazminatı Davasının Görülmemesini Talep Etti Brooklyn'de 'Sürgündeki Türkler' Paneli Düzenlendi
Muhafazakarların Talep Ettikleri Değişiklikler Senato’ya Takıldı Senatörler Göçmenlik Tasarısına Dair 300 Değişiklik Önerisi Sundular
Rubio: Göçmenlik Reformu’nun Maliyetli Olacağı İddiası Yanlış Ünlü İsimler Göçmenlik Reformu Çağrısı Yaptı
"ABD'de Şirket Kurmak İçin Kişinin Yasal Statüsü Olması Gerekmiyor" Göçmenlik Karşıtı Gruplar Ekonomi ile Korkutmaya Çalışıyor
Bilgen: Birlikten Kuvvet Doğar Cumhuriyetçi Senatörden Göçmenlik Reformunda Değişiklik Talebi
Ricciardone: Erdoğan’ın Ziyaretinin İlk Konusu Ekonomi Amerikalıların Çoğu Boston Saldırısını Göçmenlik Reformuyla İlişkilendirmiyor

Erdoğan: Fitne Fesada Prim Vermeyeceğiz
Göçmenlerin İşsizlik Oranı Amerika Doğumlu Çalışanlarla Aynı
Çağlayan: İşgalin Sonlandırılması Ermenistan Açısından da Önemli Olacak
Davutoğlu: Bu Kadar Barbarlaşabileceğini Düşünmüyordum
NJ Başsavcısı Fishman, Türk Camisinde Diyalog Çağrısı Yaptı
Obamacare Sonrası Sağlık Sigortası Maliyetleri Ne Kadar Olacak?
Ermeni Diasporası Yüksek Mahkeme’nin Kararını Bekliyor
Guantanamo’da Dokuz Yaşında Çocuk Tutuklu İddiası
Mount Vernon’da Köprü Çöktü
Alev Kılıç: Türkiye’ye AGİT Minsk Grubu’nda Önemli Bir Rol Verilmeli
Haftanın Kareleri: 20-26 Mayıs Haftanın Kareleri: 20-26 Mayıs
Ekran Fenomenlerini Vücutlarına Taşıdılar Ekran Fenomenlerini Vücutlarına Taşıdılar
Takım Altına Spor Ayakkabı Giymenin 5 Yolu Takım Altına Spor Ayakkabı Giymenin 5 Yolu
Yaz Bekliyorlardı Kar Geldi Yaz Bekliyorlardı Kar Geldi
Adrenalin Yüklü Fotoğraflar Adrenalin Yüklü Fotoğraflar
Lizbon Sokaklarında 'Americanos' Lizbon Sokaklarında 'Americanos'
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkishny.com’a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

POPÜLER HABERLER
Motoru Arızalanan New York Uçağı Moskova’ya Geri Döndü
Göçmenlerin İşsizlik Oranı Amerika Doğumlu Çalışanlarla Aynı
Freeman: Facebook Sayfamı Güncelliyordum
Illinois Eyalet Meclisi'nde Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri Tanıtıldı
Davutoğlu: Bu Kadar Barbarlaşabileceğini Düşünmüyordum
“Breaking Bad” Dizisi ABD’de Gerçek Oldu
Obamacare Sonrası Sağlık Sigortası Maliyetleri Ne Kadar Olacak?
Guantanamo’da Dokuz Yaşında Çocuk Tutuklu İddiası
Ermeni Diasporası Yüksek Mahkeme’nin Kararını Bekliyor
Netflix Kendi Özel Yapımlarının Sayısını Arttıracak
ETKİNLİKLER
SONRAKİ
ÖNCEKİ
En çok okunanlar
En son eklenenler
En son etkınlıkler
Arama yap
SONRAKI
ÖNCEKİ
SONRAKI
ÖNCEKİ
ETKİNLİK TAKVİMİ
SARI SAYFALAR
SERİ İLANLAR
TurkishNY.com Radio | Listen 24/7
Listen to TurkishNY Radio 24/7 Listen to TurkishNY Radio 24/7 Listen to TurkishNY Radio 24/7
64
128
64
128
64
128
SPOR GÜNDEMİ
Avrupa'nın En Büyüğü Bayern Münih

Daha önce 2010 ve 2012'de finalde kaybeden Bayern Münih, bu kez şeytanın bacağını kırdı. 89'uncu dakikada Robben'in golüyle Dortmund'u 2-1 m...

HAVA DURUMU
ASTROLOJI
Aries

March 21 to Apr. 19





TurkishNY at Twitter
TurkishNY at Facebook

Günlük e-bülten

 


<< May 2013 >>
PaPtSaÇaPrCuCm
 
 
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 
Ana Sayfa | Yerel Haberler | İngilizce Haberler | Ekonomı | Spor Habeleri | Magazın | Özel Haber | Sağlık ve Yaşam | Bılım ve Teknoloji
Tüm etkinlikler | Hava durumu | Astrolojı | Radyo | Etkinlik takvımı | Sarı sayfalar | Seri ilanlar | Eğitim | Oyunlar | Medya | Göçmenlik | New York City | Türkıye Hakkında | ABD alan kodları
Ülke telefon kodları | ABD Üniversiteleri | MTA New York City | Büyükelçilikler | Döviz çevirici | ATAA Üyeleri | TADF Üyeleri | Diger Dernekler | Etkinlik fotografları | Vizeler | Ataturk
İletişim | Hakkımızda | Reklam | Gerıbildirim | Gizlilik İlkemiz | Kullanım Şartları | Sıte Harıtası | RSS