Ağustos ve Eylülün bir kısmını Türkiye’nin mavi sahillerinde geçirdikten sonra Washington sonbaharına döndüm. Bu sene Büyükada, Marmaris ve Göcek'de inanılmaz zevkli bir tatil geçirirken, aklım Ergenekon, Doğan cezası ve çeşitli "açılımlardaydı.."

Belki bir klişe ama yine tekrar ediyorum. Akdeniz sahillerini görüp, tadını ve tuzunu bir daha tattıktan sonra niye Avrupalıların şuur altında bizi affedemediğini anlıyorum.1918'den sonra Fransız ve İtalyanlar ne çabuk yerleşmişlerdi Akdeniz sahillerine. Nasıl bıraktılar o muhteşem güzelliği, latif havayı, sonsuz tarihi....

Tabii bugünün içten gelen tehditleri çok daha korkunç. Biz Amerika’da devamlı Ermeni, Rum ve PKK dertleriyle uğraşırken, Türkiye’ye gidince görüş açımız değişiyor. Türkiye Cumhuriyeti gibi bir hukuk devletinin yapısını en derinden sarsan son derece tehlikeli durumlarla karşılaşıyoruz. Adeta Ermeni, Rum, PKK problemleri Amerikalıların dediği gibi "peanuts" kalıyor.

Büyükada’da mehtaplı bir gecede arkadaşlarla buluştuğumuz zaman Gareth Jenkins'in Ergenekon raporu devamlı aklımızdaydı. Web'de "Gareth Jenkins-Ergenekon" diye bir arama yapılırsa bu 80 sayfalık belge ortaya çıkıyor. Ergenekon davası karanlık, suçlu ve aşırı şahısları devletin bünyesinden temizlemek amacıyla başlamış, sonra tamamiyle sapıtıp Türkiye’nin en kıymetli ve parlak kimselerini delilsiz, hukuk dışı, son derece kaba bir şekilde evlerinde basıp hapse götürmeye başlamıştı. Aklımıza Profesörler Türkan Saylan, Mehmet Haberal, Kemal Guruz, gazetecilerimiz Mustafa Balbay, İlhan Selçuk geliyor, yüzlerce sözde "sanık" arasında.

İşin en acı tarafı, Türkiye’de halk sinmiş durumda. Telefon konuşmaları çok dikkatle yapılıyor, Ergenekon konusu konuşulmuyor ve basını kuma gömmüş deve kuşu tavrı takılınıyor.

Bu sırada Doğan grubuna verilen 3 milyar dolarlık ceza da hukuksuzluğun en aşırı bir misali olarak ortaya çıkıyor.

Bir kaç gazeteci hariç ne Türkiye’den ne de Batıdan ciddi bir ses çıkıyor. Hele Batının pasifliği çifte standardlığın devamını çok iyi gösteriyor.

 

Türkiye’yi en derinden sarsan bu olayları görüp Amerika’ya döndüğümde bu konuda aynı sessizliği Türk toplumununda da gördüm.

Fakat Türk toplumunu suçluyamam, Amerikada gece gündüz savaş verdiğimiz alanlarda gittikçe kuvvetleniyoruz.

Türkiyedeki gelişmeyi, kuvvetlenmeyi (Ergenekon'a rağmen) gördükçe Ermenistan ve Rum Kıbrısı gibi iki cılız ve önemsiz toplumun Batının kuklaları olarak Türkiye’ye ne kadar dert çıkardıklarını görmek hakikaten hayret verici.

Bugün Ermeni açılımı üzerinde çalışılıyor, Aralıkta limanlarımızı Rum Kıbrısı gemilerine açma derdi başımıza vurulacak.

Ermeni açılımına gelince iki hükümet (Türkiye ve Ermenistan) arasında en büyük engelin Batıdaki şımarık diasporanın olduğu çok bariz.

Bu diasporanın kuvveti nereden geliyor?

Belli ki politik açıdan. Bu nasıl halledilir?

Türklerin ve Azerilerin daha büyük politik güç edinmesinden ki bu yavaş yavaş ilerlemekte.

Türkiye dönüşü nefes almadan iki yardım kampanyasına kostüm: John Amiral, parlak bir Azeri-Amerikalı Virginia Eyalet meclisine girmek için çalışıyor ve rakibi ile en önde gidiyor.

Öbürü Kongre Üyesi Steve Cohen, Tennesse'den tanıdığımız ve sevdiğimiz bir temsilci, hem Türk hem de Azeri dostluk grubunda, dedesi Türkiyeden Yahudi asıllı. Uydurma jenoşit tasarılarına oy vermediği için Ermenilerin ölüm tehditlerine, kendi evinde uğradığı çirkin tecavüzlere aldırmayan cesur bir temsilci.

Ekim 22'de de Dan Burton'un kampanyası var.

Amerikan Kongresinde yavaş yavaş Türk ve Azeri dostluk grupları büyümekte.

Amerikada ve Avrupada uzun vadeli ve planlı olarak Ermeni diasporasının politik nefesini kesebilirsek, Türk ve Ermeni toplumlarının anlaşması daha kolay ve rahat olacak.

Ohio'da David Krikorian tarafından Jean Schmidt'e açılan dava Ermeniler açısından çok kötü netice verdi.

İşİn acı tarafı Krikorian'in avukatı Mark Gregos ,Türk tarafını suçlamak için ATAA'yı dava eden davacıların (Açıkalın ve ATAA) tezlerini, dokümanlarını kullandı. Davacıları şahit olarak çağırmışsa da şaşılmaz. Fakat bir kere daha bu iddialar Amerikan mahkemesinde yersiz bulundu ve David Krikorian davayı kötü bir şekilde kaybetti.

Aynı davada Sibel Edmonds da David Krikorian'nın tarafını tutarak Türk toplumuna ve derneklerine karşı yalanlarını ve karalamalarını tekrarladıysa da netice iyi olmadı.

Son aylarda ATAA,TCA ve TALDF (Hukuk vakfı) gibi kuruluşların emekleriye Ermeni diasporası yavaş yavaş etkinliğini kaybediyor.

Buna parallel olarak da iyi haber ATAA'nın ABD Nüfus Sayımı kuruluşu ile iş birliği yapıp Amerikadaki bütün Türklerin sayılmasını temin edip, Amerikadaki Türk toplumunun artık ciddiye alınması gereken bir kuvvet olduğunu ortaya çıkarma planları.

Dediğim gibi Ermeni problemlerini halletme yolları var fakat Türk Hukuk devletini içten sarsan ve çökerten kuvvetlerle nasıl çarpışacağız?

 

Oya Bain
oyabain@turkishny.com