Rusya ile İngiltere arasında Akdeniz'e, Ortadoğu'ya ve Balkanlar'a hakim olmak için süregelen rekabette, bu kez İngiltere'nin, Rusya'ya karşı harekete geçirdiği bloğun genişliği, 19. yüzyıldaki ile kıyaslanamayacak boyutta.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Çin Halk Cumhuriyeti'ne ilan ettiği ticaret savaşı ile korumacı ve izolasyonist politikaları yeniden canlandırırken, 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasıyla dünyamızın "küreselleşen bir köye" dönüşeceği hayali ile yaşayanlara bir soğuk duş daha aldırdı. Bu duş ile uyanamayanları ise 27 Mart tarihinde Türkiye'yi de yakından ilgilendirmiş olan bir savaşın 164. yıldönümünde yaşanan gelişmelerin ayıltmış olması gerekiyor.

Amerikan Başkanı Donald Trump'ın, Mike Pompeo ve John Bolton'u Dışişleri Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevlerine getirmesini, "jeopolitiğin dönüşü" olarak tanımlayan çevreleri haklı çıkaran bir başka gelişme de İngiltere-Rusya ekseninde patlak verdi. Bahsi geçen ve 164. yıldönümü idrak edilen Kırım Savaşı, 19. yüzyılda Avrupa'nın iki büyük emperyal gücünü, Fransa ile İngiltere'yi Osmanlı Devleti'nin yanında Rus Çarlığı'na karşı savaşa girmeye zorlamıştı. Aradan geçen onca yıla rağmen ne Kırım Yarımadası'nın, ne Anadolu topraklarının ne de Türk Boğazlarının önemini kaybetmediği aşikar. Rusya ile İngiltere arasında Akdeniz'e, Ortadoğu'ya ve Balkanlar'a hakim olmak için süregelen rekabet de sertliğinden bir şey kaybetmiş değil. Ancak bu kez İngiltere'nin, Rusya'ya karşı harekete geçirdiği bloğun genişliği, 19. yüzyıldaki ile kıyaslanamayacak boyutta. Peki "tarih tekerrür mü ediyor?" sorusunu gündeme taşıyan yeni gerilim sürecinde olaylar nasıl başladı? Eski bir Rus askeri istihbarat servisi görevlisine düzenlenen suikast süper güçleri nasıl bu noktaya getirdi ve kim bilir hangi noktaya götürecek?

Skripal suikasti ve İngiltere-Rusya arasında alevlenen 'sinir gazı' tartışması

Küresel çatışma cephelerine bir yenisini ekleyen "Skripal Suikasti"nin geçmişi 1990'lı yıllara dayanıyor. Rusya askeri istihbarat servisinde (GRU ) görev yapan Sergey Skripal 2004 yılında Moskova'daki evinin yakınında gözaltına alındığında, ona yöneltilen suçlamalara yakın çevresi uzun süre inanmadı. Skripal, Avrupa'daki Rus gizli servisi FSB ajanlarının kimliklerini İngiltere gizli servisi MI6'ya vermekle suçlanıyordu. Yargı süreci 2 yıl devam etti. Skripal'in, İspanya'daki bir banka hesabına yatırılan sadece 100 bin dolar karşılığında çok sayıda FSB ajanını deşifre ettiği için cezalandırılmasına karar verildi. Skripal işlediği suça oranla nispeten hafif bir ceza ile kurtuldu. Deşifre edilen FSB ajanlarının Avrupa ülkeleri tarafından yalnızca izlenerek, gerek görüldüğü zaman sınır dışı edilmiş olmaları, hiçbir Rus istihbarat görevlisinin bu süreçte hayatını kaybetmemesi Skripal için hafifletici sebepler olarak değerlendirildi. 2006 yılında cezaevine giren çift taraflı ajanın mahkumiyet yılları uzun sürmedi. 2010 yılında ABD'de ele geçirilen Rus uyuyan ajan hücrelerinin üyeleri ile Viyana Havaalanı'ndaki takasta değiş tokuş edildi. Skripal, takasın ardından İngiltere'nin Salisbury kentine yerleşti. Skripal ve eşinin burayı tercih etmelerindeki sebep suç oranının düşük olmasıydı.

Gözden uzak bir hayat yaşayan Skripal, Rus gizli servisinin bir gün peşine düşebileceği endişesini taşısa da somut bir tehdit ile karşı karşıya kalmadı. Hatta Rusya'daki ağabeyi ile oğlunun 2016 ve 2017 yıllarındaki kimilerine göre şüpheli ölümleri dahi Sergey Skripal'i, izini kaybettirecek bir hamle yapmaya ikna etmedi. 4 Mart 2018 tarihinde ise eski ajan ayrıntıları henüz tam olarak anlaşılamamış bir suikaste hedef olarak hastaneye kaldırıldı. Sergey Skripal, Salisbury kentinin göbeğinde, bir gün önce Moskova'dan ziyaretine gelmiş kızı ile beraber bir bankta koma halinde bulundu. Her ikisi de acilen hastaneye kaldırıldı ancak bir tür kimyasal silah ile saldırıya uğradıklarının kesinleşmesi 2 günü buldu. Kimyasal silah kullanıldığının tespit edilmesi kurbanın kimliği ile birleşince, gözlerin olağan şüpheli Rusya'ya çevrilmesine yol açtı.

2006 yılında Londra'daki Mayfair Otel'de benzer bir vaka yaşanmış ve Putin aleyhtarı eski KGB ve FSB ajanı Aleksandr Valteroviç Litvinenko, çayına karıştırılan bir madde ile zehirlenmişti. Litvinenko da, Skripal gibi hastaneye kaldırılacak zamanı bulabildi. Ancak ölümü uzun ve acılı oldu. Radyoaktif polonium 210 maddesi ile zehirlenen Litvinenko hayatını kaybetti. 2004 yılında dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Victor Yuşçenko'nun da canına polonium maddesi ile kast edilmiş, ancak Yuşçenko yüzünde oluşan tahribat ile kurtulmayı başarmıştı. Her iki olaydaki baş şüphelinin Rusya olması, İngiltere'nin bir kez daha Kremlin yönetiminin peşine düşmesine yol açtı. Ancak, suikastte kullanılan madde teşhis edildiğinde ortaya yeni soru işaretleri çıktı. Söz konusu madde, 1987'de geliştirilmeye başlanan ve 1990'lı yıllarda Soğuk Savaş'ın bitimiyle yok edilmiş olması gereken Noviçok No.5 sinir gazıydı. İngiltere, bu sinir gazının yalnızca Rusya'nın askeri envanterinde bulunduğunu açıklayarak Kremlin yönetiminden izahat talep etti. Rusya ise İngiltere'yi provokasyonda bulunmakla suçladı. Noviçok sinir gazı stoklarını yıllar önce yok ettiğini savunan Kremlin yönetimi, bazı batılı ülkelerin de bu silaha erişimi olduğu iddiasını gündeme getirdi. Rusya'ya göre, SSCB döneminde bu sinir gazının üretildiği iki askeri üsten biri bugünkü Özbekistan'da bulunuyordu ve silahın imha işlemi sırasında ABD'li uzmanlar bu üste bulunmuşlardı. Rusya'yı kaçınılmaz şekilde olağan şüpheli kılacak, Skripal gibi yüksek değer arz etmeyen eski bir istihbaratçıyı, Avrupa topraklarında kimyasal silah ile hedef alması için mantıklı ne gibi bir gerekçe olabilirdi? Pek az kişi bu sorunun cevabını ararken, 14 Mart'ta İngiltere, 23 Rus diplomatı sınır dışı edeceğini ilan ederek krize yeni bir ivme kazandırdı. Londra yönetimi, Rusya'dan tatmin edici bir açıklama gelmemesi halinde ilave yaptırımların da sırada beklediği uyarısını yaptı. Rusya'nın buna karşılığı ise aynı sayıda diplomatın sınır dışı edilmesinin yanısıra, St. Petersburg kentinde konsolosluk açılması için verilen iznin iptali ve British Council'in Rusya genelindeki tüm faaliyetlerinin durdurulması oldu. Bu restleşme kısa sürede Londra-Moskova eksenini aşan bir boyut kazandı.

Rus diplomatların sınır dışı edilmesi depremi

22 Mart'ta Brüksel'de toplanan Avrupa Birliği liderler zirvesinde, Skripal Suikasti meselesi, İngiltere ile yürütülen Brexit müzakerelerinin de önüne geçti. Zirvede alınan kararların hayata geçirilmesi ise 26 Mart'ı buldu. 14 Avrupa Birliği üyesi ülke ile ABD, Kanada ve Ukrayna, topraklarında "diplomatik görevli görünümü altında" istihbarat faaliyeti yürüten Rus ajanlarını sınır dışı edeceklerini açıkladılar. 27 Mart gününe gelindiğinde ise Kırım Savaşı'nın 164. yıldönümünde, topraklarındaki Rus diplomatları sınır dışı eden ülkelerin sayısı 27'yi buldu. NATO da Rus diplomatlara karşı harekete geçen kurumlar arasına katıldı. 7 Rus diplomatın akreditasyonları iptal edilirken, 3 Rus diplomatın beklemede olan akreditasyon talepleri de reddedildi.

Ortaya çıkan manzara Batılı ülkelerin, topraklarında kimyasal silah ile saldırı düzenlenmesine gösterdikleri tepkinin boyutunu yansıtmanın da ötesine geçti. Tırmanan gerginlikte, yaklaşık 4 yıldır, Rusya hava ve deniz kuvvetlerinin, Manş Denizi, Kuzey Denizi hatta İngiltere adası üzerindeki tacizlerinin de payı bulunuyor. Kırım'ın ilhakı ile eş zamanlı olarak İngiltere'nin karasuları ile hava sahasını hedef alan Rus ihlalleri, Skripal suikastine duyulan tepkinin de şiddetlenmesine yol açtı. Rusya'nın Baltık bölgesindeki toprağı Kaliningrad'a sevk ettiği yeni nesil İskender balistik füzeleri, 2016'daki ABD başkanlık seçimine Rusya'nın müdahale ettiği iddiaları, Suriye'deki nüfuz mücadelesi de Skripal suikasti üzerinden tüm bu karmaşık denklemin kurulmasının diğer sebepleri.

Rusya, Skripal suikasti ile ortaya çıkan manzarayı kendisine yönelik bir provokasyon olarak nitelemekte ısrar ederek, tansiyonu düşürmeye çalışsa da ABD ve İngiltere'nin bu kez ipin ucunu bırakmayacağı anlaşılıyor. Almanya ise Ukrayna krizinden farklı olarak bu defa müttefikleri ile Rusya arasında orta yolu bulmaya hevesli değil. Rusya'ya yöneltilen suçlamaların ağırlığı ve yeni iktidar dönemine geçmişe oranla daha zayıf destekle giren Almanya Başbakanı Angela Merkel'in bu krizde etkin bir arabuluculuk rolü üstlenmesi mümkün görünmüyor. Başta Baltık ülkeleri ve Polonya olmak üzere NATO üyesi ülkeler ise Skripal Suikastini, üzerlerinde giderek artan Rus baskısına bertaraf etmek için bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Rusya'nın bu ucu açık yaptırımlar sürecine nereye kadar karşılık verebileceği ise problemin odak noktasını oluşturuyor. Hali hazırda Kırım'ın ilhakı ve ABD'deki başkanlık seçimine müdahale iddiaları nedeniyle yaptırımlara maruz kalan Rusya'nın, İngiltere merkezli yeni bir yaptırım dalgasına hedef olması kaçınılmaz görünüyor. Bu yaptırımlar, İngiltere'de devasa yatırımları olan Rus işadamlarının canlarını ciddi şekilde yakacak içerikte olacaklar. Petrol gelirlerindeki düşüş nedeniyle ekonomik verileri ve bütçesi kırılgan bir seyir izleyen Rusya'nın bir yaptırımlar savaşına tepkisi, Ukrayna'nın doğusundaki çatışmaları şiddetlendirmek ya da Suriye'de stabil durumdaki Deyr ez Zor cephesinde rejim güçleri ile Fırat'ın doğusuna geçerek, ABD ile sıcak çatışmayı göze almak şeklinde tezahür edebilir.

Trump'ın sınırlı desteği

Kremlin'in üzerindeki baskıyı hafifletmek uğruna silahlı kuvvetlerini öne sürmesi ise Amerika Birleşik Devletleri'nde yakın zamanda gerçekleşecek görev değişiklikler göz önüne alındığında Donald Trump'ı izole etmiş olan Amerikan yönetimindeki şahinleri motive edecektir. Nisan ayının ilk haftasında eski CIA Direktörü Mike Pompeo, Dışişleri Bakanlığı'na, John Bolton ise Başkanın Ulusal Güvelik Danışmanlığı görevine gelmiş olacak. Eski ABD Başkanlarından Jimmy Carter'ın, Bolton'un tayini için "Trump'ın başkanlığa gelmesinden bu yana aldığı en vahim karar" ifadesini göz önüne alacak olursak, Rusya'nın Skripal Suikasti ile başlayan süreçte atacağı adımları çok dikkatli hesaplaması gerektiği ortada. Pompeo-Bolton ikilisinin göreve gelmesiyle baskıyı hissedecek olan yalnızca Rusya değil. İran, Kuzey Kore, Çin Halk Cumhuriyeti ve hatta füze programı nedeniyle ABD'nin 2017 Ulusal Güvenlik Belgesi'nde hedef olarak gösterilen Pakistan da Washington da şekillenecek yeni yönetim yapısının radarı içerisine girecek. Böyle bir manzara içerisinde İngiltere topraklarında kimyasal silah ile düzenlenmiş bir suikastten sorumlu tutulan Rusya'ya müttefiklerinin verebileceği destek sınırlı olacaktır. Trump'ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton'un, Birleşmiş Milletler'in üstlendiği misyonlara sempati ile bakmayan bir isim olduğunu da göz önüne almakta fayda var. Bolton gibi isimleri bünyesinde barındıran bir ABD yönetimi, BM Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç duymadan girişeceği tek taraflı askeri operasyonların sayısını artırmaya aday olacaktır. Kudüs'ün statüsü konusunda, uluslararası toplumun ezici çoğunluğunun iradesine meydan okuyan Donald Trump'ın şahsında vücut bulan yeni Amerikan dış politika anlayışı, Skripal Suikasti'nde kullanılan noviçok sinir gazını bahane ederek SSCB ile imzalanmış olan tüm silahsızlanma anlaşmalarını da çöpe gönderebilir.

Eski bir çift taraflı ajanı hedef alan saldırı, bir aydan kısa bir süre içerisinde Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana dünya barışının geleceğinin sınandığı bir sürece doğru evriliyor. Batı dünyası, Ukrayna, Kırım ve Suriye'deki Rus müdahaleciliğine göz yummuş olsa da 4 Mart günü Salisbury'de yaşananları Kremlin'in yanına bırakmaya niyetli değil. Uluslararası ilişkilere kaos ve istikrarsızlığın hakim olduğu günlerden geçiyoruz. Süper güçlerin terör örgütleri ile alenen işbirliği yapabildiği, uluslararası anlaşmalara atılan imzaların bir devlet başkanı değişimi ile tehlikeye girdiği, ülkelerin sahip oldukları pilot sayısından daha fazla savaş uçağı satın almaya çalıştığı böylesi günlerde çatışma kıvılcımının nerede çakılacağını tahmin etmek güç. 1. Dünya Savaşı'nın da bahanesinin, ticaret savaşları ile yetinmeyen küresel güçlerin Saraybosna'da Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand'a düzenlenen suikast olduğunu akla getirmekte fayda var.

AA