Bu operasyonu çok kısa bir şekilde özetlemek gerekirse, çatışmanın bir tarafı her şeyi kitaba uygun yaparken, diğer tarafı her türlü taktik ve operasyonel hatayı yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli operasyonlarından biri, 58 günde hedefine ulaştı. Afrin şehir merkezi saatler içinde ele geçirildi. Terör örgütü mensupları, Rajo’dan bu yana telaş içinde geri çekiliyordu. Son direniş noktasını Afrin kent merkezinde kurabileceği söylenmişti. O da olmadı. Türkiye dikkatli bir muharebe planı hazırlamıştı. Adım adım ilerlendi. Fakat örgüt beklenenden daha hızlı çöktü. 

Halbuki neler anlatılmıştı, PYD’ye dair? DEAŞ'la savaşta çok başarılı olduğu söyleniyordu. Suriye’de hiç muharebe kaybetmediği iddia ediliyordu. Amerikan eğitimi aldıkları için çok başarılı savaşacakları söyleniyordu. Amerika’dan muazzam silah yardımı almıştı. Sayılarının 50 bin olduğunu söyleyen de vardı, 60 bin diyen de. İç savaşta çok tecrübe edindi, deniyordu. Buna benzer bir sürü başarı hikayesi anlatılıyor ve PYD’nin Suriye’deki en başarılı grup olduğu ilan ediliyordu.

Böylesi bir resim çizilmesinin iki nedeni vardı. Birincisi PYD’ye çok yoğun bir batı medyası desteği vardı. Çok uzun süredir özellikle PYD'li kadın teröristler üzerinden bir medya kampanyası yürütülüyor. Birçok farklı basın yayın örgütü, PYD propagandası haberleri yaptı. PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde, “demokratik ve eşitlikçi bir düzen” kurduğu iddiaları seslendirildi. Böylece, PYD’nin bir terör örgütü değil meşru bir aktör olduğu kanısı yaygınlaştırılmak istendi.

İkincisi, böyle bir propaganda üzerinden Türkiye’nin kararlılığı kırılmak istendi. Hem içeride hem dışarıda birçok defa Türkiye’nin Afrin’de başarılı olmasının imkânsız olduğu dile getirildi. PYD’nin çok eğitimli ve hazırlıklı olduğu iddiası üzerinden Türkiye’nin Vietnam veya Stalingrad gibi bir bataklığa saplanacağı söylendi. Türk ordusunun büyük kayıplar verebileceği ve pes etmek zorunda kalacağı hatta Türkiye’de bir karışıklığın doğabileceği de dile getirildi.

Her ne amaçla olursa olsun, PYD’nin sahip olduğu kapasite, gereğinden fazla abartıldı. Özellikle uluslararası medyanın desteğiyle, operasyon sırasında her türlü kara propaganda da yapıldı. Türkiye sivil ölümleri engellemek için elinden geleni yapmış olmasına rağmen, sivil ölümleriyle suçlandı. Son günlerde hastane vurduğu iddiaları bile seslendirildi. Ancak hastanenin çekilmiş görüntüleri, Türkiye tarafından yayınlanınca, bunun bir yalan olduğu ortaya çıktı. Hastane vurulmamıştı. Bu çıplak gerçeği bile gözardı ederek, Türkiye karşıtı medya kampanyasına devam ettiler.

Hep söylenir. Algının önemli olduğu iddia edilir. Kamu diplomasisi yapmadan başarı elde edilemeyeceği düşünülür. Ancak bu olay bize gösterdi ki, savaşlar imaj çalışması ve propagandayla değil, sahada kazanılıyor. PYD/PKK ve onun uluslararası destekçileri ne tür bir algı operasyonu yaparsa yapsın, Türkiye’yi ne kadar suçlarsa suçlasın, bu sahada elde edilen askeri başarıyı değiştirmiyor. Hatta zerre kadar etkilemediğini bile söylemek lazım. Hakkında yapılan tüm kara propagandaya rağmen Türkiye, askeri başarı kazandığı için kimsenin edecek lafı kalmadı. Eğer bunun aksi olsa ve sahada sorun yaşansaydı, Türkiye’nin imajı her ne olursa olsun zarar görecekti. Reklam, zaferin yerini tutmaz. Uluslararası siyasette imaj çalışması, kaybedenlerin ucuz yöntemidir. Kazanmanın yerini tutmaz.

Tam da bu nedenle Türkiye’nin bir numaralı önceliği askeri başarı oldu. Uluslararası basın her ne yaparsa yapsın iyi kurgulanmış bir askeri strateji, her şeyi tersine çevirebilirdi. Öyle de oldu. Bu operasyonu çok kısa bir şekilde özetlemek gerekirse, çatışmanın bir tarafı her şeyi kitaba uygun yaparken, diğer tarafı her türlü taktik ve operasyonel hatayı yaptı.

Türkiye, çok dikkatli bir askeri operasyon planladı. Hiç acele etmedi. Kendisine uygun yöntemleri sahaya yansıttı. İnisiyatifi ele aldı. Terör örgütünü sınır bölgelerine çekti. Çok sayıda noktadan giriş yaptı. Örgütün dikkatini bu geniş araziye yaydı. Stratejik değeri yüksek noktalara odaklanması engellendi. Operasyonun ilk günleri kasten uzun uzun sınırlarda beklendi. Hergün yeni girişler yapıldı. Örgüt kuzeyden güneye doğudan batıya koşuşturmak zorunda kaldı. Kuvvetlerini yaydıkça yaydı. TSK ise farklı noktalardan yaptığı girişleri yavaş yavaş birleştirdi. Örgütün uzun zaman ve kaynak harcayarak inşa ettiği tüneller ve siperler iki saat içinde patlatıldı. Bu mevzilerde enerji kaybeden örgütün çöktüğü Rajo’da ortaya çıktı. Cinderes’te bir kez daha test edildi. PYD’nin çöküşü, kesinlik kazandıktan sonra operasyon hız kazandı. İki koldan ilerleyiş Afrin merkeze erişti. Böylece hem TSK’nın kaybı hem de sivillerin kaybı en aza indirilmiş oldu. Bütün operasyon sırasında sivillere çıkış için her türlü imkân sağlandı. Operasyonun son gününe kadar Afrin’in güneydoğu tarafı bilinçli bir biçimde boş bırakıldı. Bu boşluktan sivillerin yanında teröristler de kaçtı. Bu da stratejik olarak tercih edildi çünkü asıl amaç sorunsuzca Afrin’i ele geçirmekti. Gerçi bu operasyon sırasında 3 binin üzerinde terörist etkisiz hale getirilmiş olsa da birincil öncelik terörist imha etmek değildi. Öncelik alan kontrolünü elde etmekti. Terörün yuvalanmasını engellemekti. Ona uygun hareket edildi. Maksimum kazanç sağlandı.

PYD ise her türlü hatayı yaptı. PYD bir terör örgütüdür. Ancak bu çatışmaya terör örgütü gibi değil konvansiyonel bir aktör gibi hazırlanmış. Terör örgütleri zayıf oldukları için güçlü tarafa karşı belli bazı yöntemleri takip eder. Gerilla savaşı denilen bu yöntemde, çatışma yerine manevra tercih edilir. Alan kontrolü yerine vurkaç tercih edilir. Mümkün olduğunca pusu kurulur. Kazanmayı hayal etmez, karşı tarafı yıpratarak geri çekilmeyi planlar. Ancak PYD tam tersine konvansiyonel bir çatışmaya hazırlanmış. Hareketli ve esnek manevra yerine kazdığı tünellere kendini hapsetti. Halbuki o tüneller, Türkiye’nin ateş gücüne dayanamadı. Sınır boyunca kurulmuş tünellerde çok yüksek kayıplar veren örgüt hem maddi hem de manevi olarak çökmeye başladı. Halbuki Rajo ve Cinderes gibi kent merkezlerinde meskûn mahal çatışmasını tercih edebilirdi. Oraya geldiğinde ise enerjisi bitmişti. Rajo’dan itibaren kaçış başladı. Son bir gayret Afrin kent merkezine çekildiler. Ancak bu da planlı değil içgüdüseldi. Orada da ne yapacaklarını bilemeyecek kadar telaş içindeydiler. Afrin merkezde de kazılan hendekler hiçbir işe yaramadı. Sabahtan akşama batı desteğiyle reklam yapan PYD, sahada kâğıttan bir kaplan olduğunu gösterdi.

PYD’nin gücünün çok abartıldığı ortadaydı. Bunun üzerinde bir de planlamadaki beceriksizlik ortaya çıktı. Kendisine uygun yöntemler yerine, kendisini tüketecek yöntemleri seçti ve direnebileceği kadar bile direnemedi. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi PYD, kendini devlet zannetti. Kendi yaptığı reklama kendi de inanmış. Terör örgütleri, alan kontrolüne giriştiklerinde kaybederler. Toprağı ve sınırları devletler savunur, savunabilir. Sınır savunması ve mevzi savaşı, yüksek ateş gücü gerektirir. Örgüt kendini öylesine bir dev aynasında gördü ki, mevzi savaşı verebileceğini düşündü. Bu basit bir algılama hatasıdır. Ve sıkça rastlanır. Sonu da hep hüsrandır.

İkinci olarak Türkiye’nin uyguladığı yöntemler de PYD’yi bu hatanın içerisinde daha fazla çekti. PYD, çatışmanın inisiyatifini ele almaya kalkıştı. Türkiye ise sınırdan giriş yaptı ama günlerce haftalarca ilerlemedi. Aksine hâkim tepeleri ele geçirdi ve bekledi. PYD koşa koşa buraları savunmaya geldi. TSK ise hiç acele etmedi. Örgüt bir çıkmazın içine sürüklendikçe sürüklendi. Ne sınırı savunabildi ne de kent merkezlerini.

Şimdi dönüp iki aylık sürece bakıldığında resim daha net ortaya çıkıyor. PYD, askeri anlamda en iyi savunabileceği bölgede bir felaket yaşadı. Burada iki ay direnemeyen örgüt, Münbiç’te hiç varlık gösteremez. Fırat’ın doğusunu bu mantıkla hiç savunamaz. Aynı hataları tekrar eder mi? Eder. Edecektir. Kaybedenler, savaştan doğru dersleri çıkarmazlar. Çıkarmayacaklar. Batı desteğine güvenmeye ve kendilerini dev aynasında görmeye devam edecekler.

Türkiye ise uzun bir yolculuğa başladı. Bu daha başlangıç. Hem Suriye’de hem Irak’ta terör örgütüyle sınır ötesi mücadele daha yeni başlıyor. Bunu doksanlı yılların sınır ötesi operasyonlarıyla karıştırmayın. Bu sefer şartlar da farklı, Türkiye de çok farklı. Türkiye artık bu tür operasyonlarda, NATO’daki müttefiklerine bağımlı değil. Aksine onlara rağmen yapıyor, bu operasyonları. Çok daha bağımsız. Bölgedeki şartlar da bu yeni aktöre çok uygun. Sahadaki güç boşluğu, bağımsız Türkiye için altın bir fırsat sunuyor. Eğer oyunu düzgün oynar ve uzun dönemli stratejiyi benimserse, terörün hem Irak’ta hem de Suriye’de kökünü kazıyabilir. Her şey yani başlıyor.

AA