Soğuk Savaş döneminde yanlış bir alarmla SSCB ile nükleer savaşın eşiğine gelen ABD'de nükleer silah kullanımı, Trump'ın tek emrine bakıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasındaki nükleer düğme polemiğinin ardından dikkatler, ABD’de olası bir nükleer saldırıda talimat sürecinin nasıl işlediğine çevrildi.

Kim'in yeniyıl konuşmasında ülkesinin nükleer ve füze programlarından vazgeçmeyeceğini belirterek "nükleer silah düğmesinin" daima masasında olduğuna ilişkin açıklamasına Trump'ın sosyal medya hesabından "Kim, 'nükleer silah düğmesinin her zaman masasında olduğunu' açıklamış. Tükenmiş ve açlık çeken rejiminden biri ona benim de nükleer silah butonum olduğunu söylesin! Ancak benimki, onunkinden çok daha büyük ve güçlü bir buton ve çalışıyor." diye cevap vermesiyle yaşanan polemik, ABD medyasında geniş yer aldı.

ABD’de nükleer saldırı emrinin işleyiş sürecine göre, nükleer silah kullanma yetkisi sadece başkana ait.

Halihazırda bu yetki, kararlarıyla büyük tartışmalara neden olan Donald Trump'ın insafında.

ABD başkanının ofisinde nükleer silahları ateşleyen bir düğme bulunmuyor ancak başkan bir nükleer saldırıya “tek başına” karar verdiğinden süreç “nükleer düğme” mecazı ile ifade ediliyor.

ABD başkanı, tüm seyahatlerinde “nükleer top”, “başkanın acil durum çantası” “buton” ya da “top” diye adlandırılan bir çantayı yanında götürüyor. Başkanla aynı araçta, aynı uçakta, aynı asansörde ve aynı otel katında tutulan çanta, gizli servis görevlileri tarafından korunuyor.

Başkanın iş yapamaz duruma gelme riskine karşı aynı çanta başkan yardımcısında da bulunuyor.

Çantanın içinde nükleer saldırı planlarının yanı sıra “nükleer saldırı doğrulama kodunu” içeren ve “bisküvi” diye bilinen bir kart bulunuyor.

Çanta ve kart, komuta merkezlerinden uzaktayken nükleer saldırı emri vermek durumunda kaldığında başkanın en kısa sürede planlardan birini seçip nükleer silah komuta merkezine plan ve doğrulama kodunu iletmesini sağlamayı amaçlıyor.

Süreç başkanın çantayı açması ile başlıyor

Çantayı, nükleer saldırı yetkisine sahip tek kişi olduğu olarak sadece başkan, açabiliyor.

Başkan da çantayı saldırı yapacağı zaman açıyor.

Olası bir nükleer saldırı durumunda başkan, Beyaz Saray’da Durum Odası olarak bilinen odada askeri ve sivil danışmanları ile doğrudan, dışarıda olanlarla da video konferans sistemiyle askeri seçenekleri ele alıyor. Beyaz Saray dışında bulunması durumunda başkan, danışmanlarıyla bağlantıyı ya uçağında ya da ABD’ya ait en yakın tesiste güvenli bir hat üzerinden kuruyor. ABD Savunma Bakanlığına (Pentagon) bağlı “Savaş Odası” olarak da bilinen Ulusal Askeri Harekat Merkezinin başındaki Pentagon operasyonlardan sorumlu direktör yardımcısı, bu tür bir görüşmede kilit isim olarak öne çıkıyor.

Direktör yardımcısı, başkandan gelen nükleer saldırı emrini Omaha’da bulunan Stratejik Komutanlığa aktarıyor. Danışma süreci, başkanın isteği doğrultusunda devam edebiliyor ancak ABD’ye yönelik bir saldırı girişimi söz konusu olduğunda danışma sürecinin bir dakikayı geçmemesi öngörülüyor.

Pentagon ile başkan arasında doğrulama trafiği

Kabine ve ulusal güvenlik takımı, başkanın kararına itiraz edebiliyor ancak engel olamıyor.

Başkan karar verdiğinde Pentagon’un bu emri yerine getirmemesi söz konusu değil. Emre itaat etmeyen askerler, ihanet suçu işlemiş sayılıyor.

Karar iletildiğinde Ulusal Askeri Operasyonlar Merkezinde bulunan en üst düzey subay, emri verenin başkanın kendisi olup olmadığını doğrulamak için hattın diğer ucundaki kişiye askeri alfabeden iki harfin okunuşunu söylüyor.

Başkan da çantadaki kartta yazılı olan ve subayın okuduğu iki harfin okunuşunun da içinde bulunduğu kodu söylüyor.

Kod doğrulandığı andan itibaren tüm denizaltı ve kıtalar arası füze komutanlıkları, emir ve koordinatlardan haberdar ediliyor ve saniyeler içinde nükleer başlıklı füzelerin fırlatılma süreci başlıyor.

Denizaltılardan fırlatılan füzelerin komutası kaptan ve ikinci kaptanda, karadan fırlatılan füzelerin komutası da beş subayda bulunuyor.

Karada konuşlu füzelerin devreye girmesi için beş subay kendilerine iletilen kodu aynı anda sisteme giriyor ve bilgisayarlarına bağlı anahtar sistemini aynı anda çeviriyorlar.

Başkanın emir vermesinden 5 dakika içinde karadaki füzeler, 15 dakika içinde de denizaltılardaki füzeler ateşlenmiş oluyor.

Başkan kodu verdikten sonra kararını geri alma şansı bulunmuyor. Başkanın saldırı emri vermesi sonucu ortaya çıkabilecek felaketlerden dolayı yargıya karşı dokunulmazlığı bulunuyor.

ABD, Soğuk Savaş döneminde nükleer saldırının eşiğinden döndü

ABD’de bu süreç, daha önce yaşanmadı ancak 1979'da Başkan Jimmy Carter liderliğindeki ABD’nin Sovyetler Birliği’ne (SSCB) nükleer saldırı düzenlemesine ramak kaldı.

1979'da bir gece yarısı Colorado’daki erken uyarı merkezinden SSCB'nin ABD’ye yönelik nükleer füze saldırısı başlattığı uyarısı geldi. Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’ye ABD’nin nükleer silahlarla yok edilmek üzere olduğu söylendi ve başkanı uyandırmasını istendi.

Brzezinski'ye ABD’yi vurmak üzere nükleer başlıklı füze fırlatıldığına ilişkin ikinci bir telefon geldi ve başkanın karşı saldırı için sadece 6 dakikası olduğu bilgisi verildi.

Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski, başkanı uyandırmak için Beyaz Saray’ı ararken üçüncü bir telefon geldi ve yanlış alarm verildiği ortaya çıktı.

ABD'nin 'Nükleer Düğmesi' Trump' ile ilgili görsel sonucu

AA