Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çemrek, "Tasfiye olan veya başka bölgelerde istihdam edilmek üzere nakledilen bir örgüt var.

DEAŞ'ın bıraktıklarını PYD topluyor ve bu süreçte küresel hegemon olarak ABD ile karşılaşıyoruz" dedi.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çemrek, terör örgütü PKK/PYD'nin Rakka'yı terk etmeleri için DEAŞ ile gizli anlaşma yapması ve ABD Savunma Bakanlığı'nca "anlaşmanın parçası olmadıkları ancak buna saygı duydukları" şeklinde yapılan açıklamayı AA muhabirine değerlendirdi.

DEAŞ'ın hızla yayılmasının ve zenginleşmesinin olağan şekilde gerçekleşmediğine dikkati çeken Çemrek, ABD ve İngiltere'nin bu örgütleri beslediğini iddia etti.

Birkaç yıl içinde muazzam bir güce ulaşan bu örgütün şu anda yok olma aşamasına geldiğini anlatan Çemrek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"DEAŞ, adı duyulur duyulmaz Irak'ın üçüncü büyük kenti Musul'u işgal ediyor, Merkez Bankası'ndaki yarım veya milyara yakın miktarda ABD dolarını gasbederek güçleniyor. Örgütün hızlı ve muazzam bir şekilde büyümesi sonucunda toprak büyüklüğü bakımından Portekiz'i geçerken bütün bunlar hepimizin gözü önünde, birkaç senede cereyan ederken şimdi ise giderek sönen, daha doğrusu tasfiye olan veya başka bölgelerde istihdam edilmek üzere nakledilen bir örgüt var. DEAŞ'ın bıraktıklarını PYD topluyor ve bugün bütün bu süreçte küresel hegemon olarak ABD ile karşılaşıyoruz ve bu da ABD'yi 'olağan şüpheli' kılıyor."

ABD'nin PYD'ye verdiği destekten dolayı Türkiye'nin çok net ve sert şekilde cevap vermesinin iki ülke ilişkilerini zedelediğine vurgu yapan Çemrek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye, ABD'ye 'PYD'ye verdiğiniz destek PKK'ya silah olarak gidiyor, bunlar bizim hem sivillerimizi hem askerlerimizi katlediyor, güvenlik teşkilatımıza kurşun olarak dönüyor. Sen müttefikim olarak bunu nasıl yapabilirsin.' diyor. Tüm bunlar başta NATO üzerinden ittifak ilişkileri olmak üzere bütün ilişkileri zedeliyor hatta zehirliyor. Obama'nın ikinci döneminde ve müteakip Trump döneminde de Orta Doğu merkezli olarak ABD'nin kafa karışıklığı devam ediyor. Bu kafa karışıklığı küresel hegemon güç olarak bu bölgeyi nasıl şekillendireceğiyle ilişkili olduğu kadar bölgedeki müttefikleriyle nasıl hareket edeceğini de belirsizliğe hapseden bir durum arz ediyor."

"Örgüt yok edilmiyor, tahliye ediliyor"

Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Davut Hut ise PYD ile DEAŞ iş birliğini "Dünyanın gözü önünde bir skandala imza atıldı.'' sözleriyle değerlendirdi.

ABD ve AB ülkelerinin 2014 ve 2015 yıllarında, Türkiye'nin DEAŞ militanlarına yardım ettiği, hatta onlarla iş birliği içinde olduğuna dair şiddetli bir karalama kampanyası yaptıklarını hatırlatan Hut, şunları kaydetti:

"Bu durumda, SDG ((PKK/PYD) ve ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, DEAŞ militanlarını etkisiz hale getirmek yerine, onları adeta şehirden güvenli bir şekilde tahliye etmesini nasıl yorumlamalıyız? Daha da önemlisi, Türkiye'ye karşı yapılan suçlamaları hatırladığımızda, bu son davranışı nelere bağlayabiliriz? ABD liderliğindeki koalisyonun bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşen bu tahliye işlemi, aslında söz konusu devletlerin DEAŞ örneğinde olduğu gibi, Orta Doğu meselelerine yaklaşımlarının ne kadar samimiyetsiz olduğunu göstermesi açısından önemlidir."

Hut, ABD liderliğindeki koalisyon ülkelerinin amacının terörü bitirmek olmadığını ileri sürerek, bu ülkelerin teröristlere yeni çatışma alanları yaratmaya çalıştığını savundu.

Doç. Dr. Hut, ''ABD'nin veya İngiltere'nin asıl amacı, terörü temsil eden DEAŞ'ı bölgeden temizlemek değil, sıkıştıkları bölgelerden tahliyelerini sağlayıp onlara yeni çatışma alanları açmak. Böylece, bölgede yeni oluşumlar üzerinden daha fazla terör ve kaos ortamına zemin hazırlamak ve bir de hiçbir prensibe bağlı kalmadan kendi çıkarlarını bu yolla garanti altına almak.'' diye konuştu.

"Türkiye'ye karşı hasmane siyasetin izleri ortadadır"

Doç. Dr. Davut Hut, Türkiye'nin bölgede izlediği "sert" politikasının haklılığına vurgu yaparak, ABD öncülüğündeki tahliye girişimini, ''Türkiye'ye karşı hasmane siyasetin izleri'' olarak niteledi.

PKK'nın bir uzantısı olduğu gerekçesiyle YPG ile ABD arasındaki iş birliğine Türkiye'nin şiddetle karşı çıktığını söyleyen Hut, ''PKK terörünün Irak ve Suriye'nin kuzeyinde etkinliğini arttırarak Türkiye'nin güneydoğu sınırı boyunca bir terör kuşağı oluşturması, hiç kuşkusuz Türkiye'nin bugün ve gelecekteki güvenliğini birinci derecede ilgilendiren bir konudur. Dolayısıyla bu son gelişmede, ABD öncülüğündeki koalisyonun Türkiye'ye karşı hasmane diyebileceğimiz bir siyasetin izleri ortadadır." diye konuştu.

Emperyalistlerin, Orta Doğu ve İslam dünyasındaki varlıklarını El-kaide, DEAŞ gibi radikal örgütler üzerinden sağladığını vurgulayan Hut, bu örgütler üzerinden bölgeye istedikleri müdahaleleri yaptığını kaydetti.

Hut, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu durum, Orta Doğu üzerinde hedefleri olan emperyalist devletlere bölgeye müdahaleleri için bulunmaz fırsatlar yaratıyor. Dolayısıyla bu tip örgütlerin varlığı, söz konusu devletler için adeta lüzumlu hale gelmiştir. Bu ise örgütlerin bir şekilde korunup kollanarak varlıklarını sürdürmesini sağlamaktan geçiyor. DEAŞ İslam dünyasıyla ilgili algılamalarda halen çok ciddi bir etkiye sahiptir.

Daha da önemlisi, bu tür yapılara, Orta Doğu ve İslam dünyasında emperyalist hedefleri olan ülkelerin elinde kullanabileceği elverişli bir araç olarak bakılmasıdır. Bu bağlamda, İslam dünyasının genelinde radikalizmi körükleyen ve böylece emperyalist devletlerin ekmeğine yağ süren radikal selefi/Vehhabi akımlar konusunda Müslüman ülkelerin ortak tavır göstermesi de büyük önem taşıyor."

rakka deaş tahliye ile ilgili görsel sonucu

AA