Mevcut ABD yönetiminin İran’a karşı tutumunun Obama döneminden hayli farklı olacağını bilen İranlı yetkililer, uzun süredir muhtemel senaryolar üzerinde çalışıyorlar.

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, Batı ile yürütülen nükleer müzakerelerin ivme kazandığı Eylül 2013'te Devrim Muhafızaları Ordusu (DMO) komutanlarıyla bir buluşmasında önemli açıklamalar yapmıştı. Hamaney komutanlara “Şahsen diplomasiye karşı değilim” diye seslenmiş ve eklemişti: "Ben kahramanca esneklikten yanayım".

Burada kastedilen, İran’ın kırmızı çizgilerinin ihlal edilmesine izin verilmeksizin Batı ile milli menfaatler ekseninde müzakere yürütecek esnekliği göstermekti. Ne var ki Hamaney müzakerelerin sonuç vermeye en çok yaklaştığı dönemde ve hatta 2015 Temmuz’unda nükleer anlaşma imzalandıktan sonra dahi "düşmana" karşı teyakkuzda olmanın önemine ve özellikle ABD’nin "hile ve desiselerine" işaret etmeye devam etti. İran karşıtı sert tavrıyla bilinen Trump başkan seçilip Obama yönetiminin imzaladığı anlaşmayı iptal söylemlerini artırdığında ise artık İran’da muhafazakar çevreler nezdinde nükleer anlaşmanın Ruhani ve ekibinin iddia ettiği gibi diplomatik bir 'zafer' değil, 'hezimet' olduğu tescillenmiş oldu. ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ekim Cuma günü açıkladığı yeni İran stratejisinin, İran’daki bu çevrelerin pozisyonunu tahkim ettiği aşikar.

Trump’ın konuşması malumun ilamı

ABD başkanının söz konusu konuşması, Obama dönemi politikalarından ciddi bir kopuş olarak yorumlanıyorsa da Tahran açısından sürpriz niteliğini taşıyan bir yönü yok. Bahse konu açıklamasında Trump, uzun zamandır İran’a yönelttiği suçlamaları tekrarladı, Tahran'ı ve ülkenin başat silahlı gücü DMO'yu terörü desteklemekle, bölgeyi istikrarsızlaştırmakla ve nükleer anlaşmayı ihlal etmekle suçladı.

Trump’ın bu tarz bir çıkış yapması, İran'ın siyasi eliti dahil, hemen herkes tarafından bekleniyordu. Dahası, mevcut ABD yönetiminin İran’a karşı tutumunun Obama döneminden hayli farklı olacağını bilen İranlı yetkililer, uzun süredir muhtemel senaryolar üzerinde çalışıyorlar. İran’ın bu durum karşısında takip edeceği politikalar ise bütünüyle ABD’den gelecek adımlara bağlı. Bu noktada temel soru ise Trump yönetiminin ABD’nin birkaç yıldır geliştirdiği İran politikasında fiiliyatta radikal bir değişime gidip gitmeyeceği.

Kuşatma politikasına dönüş ihtimali

1979 yılından beri ABD’nin İran politikasını şekillendiren başlıca üç kabul vardır. Bunların ilkine göre, İran Ortadoğu ve Afrika başta olmak üzere, dünyada istikrarsızlığa neden olan, terörle ilişkili bir ülkedir. İkinci kabule göre, bu ülke herhangi bir şekilde nükleer kapasiteye ulaşmamalıdır. Bu kabullerden daha karmaşık olan üçüncüsüne göre ise Suudi Arabistan, İsrail, Mısır ve Türkiye gibi ülkelerin bulunduğu bölgenin güç dengesinde İran’ın önemli bir yeri vardır. ABD İran stratejisini uygulamaya koyarken, bu ülkeyi kuşatmakla uluslararası toplumun içine çekmek arasında gidip gelmiştir.

Obama ikinci metodu tercih ederken Trump’ın (İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel müttefiklerinin desteğiyle) ABD’nin geleneksel politikası olan kuşatma politikasına döneceği görülüyor. Mevcut konjonktürde İran’ın avantajı ise ABD ile BM Güvenlik Konseyi'nin diğer daimi üyeleri olan Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere’nin yanı sıra Almanya arasında bu konuda görüş ayrılığının bulunması. Zira bu ülkeler, nükleer anlaşmayla uluslararası toplumun denetimine aldıkları İran’ı bu zeminde tutmayı amaçlıyorlar.

Yine de ABD yönetiminin İran aleyhinde tek taraflı adımlar atması olası. Bu bağlamda, ABD’nin şu üç hamleden birisini ya da ikisini beraber yapması münkün: ABD yönetimi nükleer anlaşmayı revize etme ya da tümden iptal etme yoluna gidebilir ya da DMO’nun faaliyetleri yahut insan hakları ihlalleri gibi iddialar üzerinden yeni yaptırımları devreye sokabilir. Son olarak ABD, Trump’ın üzerinde durduğu şekilde, bölgedeki müttefikleriyle İran’ı yalnızlaştırmaya çalışabilir. Bunlar karşısında İran’ın takınacağı tavrı tek tek ele almak gerekir.

Nükleer anlaşmanın alternatifi nedir?

Her ne kadar Trump ısrarla İran’ın nükleer anlaşmayı ihlal ettiğini savunsa da uluslararası toplumla bu konuya ilişkin somut kanıtlar paylaşmış değil. İran tarafı ise anlaşmadan çekilmeyeceğini bildiriyor ve ABD’yi sorumsuz hareket etmekle suçluyor. İran ayrıca anlaşmayı yeniden müzakere etmeyi reddediyor ve anlaşmanın ihlal edilmesi halinde meşru hakkı gördüğü nükleer projesine devam edeceğini vurguluyor.

Bununla birlikte İran, anlaşmaya taraf diğer ülkelerin ABD’nin tavrına katılmamasını sağlamaya çalışacak ve bu suretle Trump’ın pozisyonunu zayıflatmak için çaba sarf edecektir. Bu konuda İran’ın elinin güçlü olduğu da söylenebilir. Nitekim, başta Paris İklim Anlaşması olmak üzere bazı kritik uluslararası anlaşmalardan çekilen ya da çekilme tehdidinde bulunan Trump yönetimini açıkça eleştiren taraf ülkeler, İran ile imzalanan anlaşmada maksadın hasıl olduğu görüşünde ısrar ediyor ve daha iyi bir alternatifin olmadığını ifade ediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un önümüzdeki günlerde, 46 yıl sonra İran’ı ziyaret eden en üst düzey Fransız yetkili olarak İran’a gidecek olması da bu konudaki kararlı tutumun bir işareti olarak görülebilir.

ABD DMO’yu hedef alır mı?

Trump’ın konuşmasında İran açısından kritik olan diğer bir husus da DMO’yu hedef alan sözleri. Aslında bu nokta, 2017 Ağustos’unun başında ABD Kongresinde yasalaşan "Amerikan Düşmanlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Kanunu” ile de teyit edilmişti. Rusya, Kuzey Kore ve İran’ı hedef alan söz konusu kanunda, terör sponsoru ve destekçisi olarak tanımlanan DMO’ya yönelik ağır ithamlara yer verilmişti. ABD Hazine Bakanlığı da 13224 sayılı kararname ile DMO’yu yaptırım listesine almıştı. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı bu konuda henüz adım atmadı. Zira böyle bir adım ABD’yi İran’la doğrudan savaş durumuna sokacak.

Diğer bir ifadeyle ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı çevrelerinde Trump’ın şahin tavrını dengeleme çabası hakim. İran Meclisi de ağustos ayı ortalarında "İnsan Hakları İhlalleri ve ABD'nin Bölgedeki Maceraperest ve Terörist Girişimleriyle Mücadele Kanunu"nu yasalaştırdı. Elbette bu büyük oranda sembolik olan adımın reel politik bir değerinin olmadığı ortada. ABD’yi balistik füzeleriyle ve Amerikan askerlerine DEAŞ teröristi muamelesi yapmakla tehdit eden İran’ın, DMO doğrudan terör örgütü ilan edilmediği ve nükleer anlaşma ortadan kalkmadığı sürece, bu bağlamda sert bir adım atması beklenmiyor.

ABD'nin muhtemel adımları

Başkanlık koltuğuna oturmasının ardından Trump, Mayıs 2017’de ilk yurtdışı ziyareti kapsamında Suudi Arabistan ve İsrail’e giderek bölgeye ilişkin tasarısını ortaya koymuştu. Trump'ın ziyaret ettiği iki ülkenin de ABD’nin İran’a karşı daha sert bir tutum takınmasından yana oldukları biliniyor. İran’ın Suriye ve Irak’ta nüfuzunu da kontrol altına almayı amaçlayan ABD, gerek PYD-YPG marifetiyle gerekse de Şam ve Bağdat yönetimlerini yanına çekerek bunu gerçekleştirmeye çalışacak. Ancak özellikle Şam rejiminin ABD’ye yanaşmakta gönüllü olmadığı ortada.

ABD açısından bölgesel konularda kritik önemde olan ülke ise Türkiye. Obama’nın güven vermeyen politikaları nedeniyle Türkiye’nin Rusya ve İran’a yaklaştığını düşünen Trump yönetimi, bunun değiştirilebilir bir durum olduğu görüşünde. Ne var ki PYD-YPG ve FETÖ konusundaki tavrı nedeniyle Türkiye ABD’ye kuşkuyla yaklaşıyor. Son dönemde yaşanan vize krizi bu kuşkuyu daha da derinleştirdi. Buna mukabil İran, son dönemlerde Türkiye ile terör ve aşırılıkla mücadele üzerinden yakınlaşmaya çalışarak ABD’nin bölgesel izolasyon hamlelerini engellemeye çalışıyor.

Kesin olan husus, Türkiye’nin terörle mücadele konusunda güvenilir bulduğu taraflarla işbirliği yapmaya yatkın olduğudur. Bu nedenle, bölgesel izolasyonun önüne geçmek isteyen İran, takip eden süreçte Türkiye’ye bu bağlamda daha fazla destek verecektir. İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri’nin ağustos ayındaki Ankara ziyareti ve Ekim ayı başında Türk mevkidaşı Hulusi Akar’ın Tahran’a gitmesi bu iradeyi yansıtıyor. Daha da önemlisi, yine ekim ayı başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Tahran'a gerçekleştirdiği günübirlik ziyaret, bu eğilimin somut yansıması niteliğinde. Buna son olarak 19 Ekim günü İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin birinci yardımcısı İshak Cihangiri’nin Ankaraya gelerek üst düzey görüşmeler yapması da eklenebilir.

İran anlaşmanın devamı için çalışacak

Trump’ın son dönemlerde İran'a yönelttiği sert eleştirilerin uluslararası hukuk açısından yasal zeminden yoksun olduğu, gerek anlaşmaya taraf ülkeler gerekse ilgili denetim kuruluşları tarafından sürekli ifade ediliyor. İranlı yetkililerden, nükleer anlaşmayı ihlal eden ilk taraf olmayacakları yönünde defaatle yapılan açıklamalar da bu noktayı ve ABD başkanının suçlamalarının mesnetsiz olduğunu gösterme amacı taşıyor.

Ambargolar döneminde ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalan İran, benzer koşulların tekrar oluşmaması için nükleer anlaşmanın sürmesi yönündeki çabasına devam edecektir. Diğer yandan İran’ın, son yıllarda başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkelerinin hassasiyetlerine gereken ilgiyi göstermeden yürüttüğü bölgesel politikalarda revizyona gitmesi de kaçınılmaz. Bu hamlelerin, ABD yönetiminden gelmesi olası sert hamleleri etkisizleştirmeye yetip yetmeyeceği net olmasa da, İran’ın elindeki en elverişli seçenek olduğu barizdir. Yani İran’ın “kahramanca esnekliği” bu defa başka alanlarda da sergilemesi gerekiyor

Trump’ın Yeni İran Stratejisi ile ilgili görsel sonucu

AA