ABD Başkanı Trump, İran nükleer anlaşmasının her üç ayda bir gerçekleştirilen teyit işleminin yapılmayacağını açıkladı ve söz konusu ülkeye karşı yeni bir yaptırım izni almak amacıyla meseleyi Kongre’ye taşıdı.

 

İran konusunda ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki anlaşmazlık giderek büyüyor. ABD Başkanı Donald Trump İran nükleer anlaşmasının -ya da resmi adıyla Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın- her üç ayda bir gerçekleştirilen teyit işleminin yapılmayacağını açıkladı ve söz konusu ülkeye karşı yeni bir yaptırım izni almak amacıyla meseleyi Kongre’ye taşıdı.

Buna karşılık Avrupa ülkeleri İran’ın anlaşma hükümlerine uyduğunu savunuyor. Almanya, Fransa ve İngiltere son yayınladıkları ortak bildiriyle, İran nükleer anlaşmasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle kabul edildiğini ve herhangi bir imzacı ülkenin anlaşmayı iptal etme hakkının olmadığını hatırlatıp söz konusu anlaşmaya bağlı kalacaklarını bildirdiler.

"Altına hücum"

Avrupa’nın bu tutumunun ve bir anlamda ABD’ye karşı çıkarak İran’ın yanında yer almasının ardında, uluslararası hukuk ilkelerine bağlılıktan ziyade ekonomik çıkarlar yer alıyor. Sahip olduğu zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının yanı sıra büyük ölçekli piyasası, hem kalifiye hem de düşük maliyetli işgücü ordusu ve Ortadoğu’daki nispeten istikrarlı konumu sayesinde İran, yabancı yatırımcılar için cazip bir ülke. Nükleer anlaşmanın sonucu olarak Ocak 2016 itibariyle yaptırımların kalkmasıyla birlikte, Batılı firmalar İran pazarının sunduğu imkanlardan faydalanmak amacıyla tabir yerindeyse “altına hücum” misali bir yarış içerisine girdiler.

Batılı firmaların İran’da büyük yatırımları var. Örneğin, son olarak Fransız enerji şirketi Total, dünyanın en büyük doğal gaz yatağı olan Güney Pars’ın işlenmesi için Tahran yönetimi ile geçtiğimiz Temmuz ayında 5 milyar dolarlık bir projeye imza attı. Total’in projedeki payı yüzde 50,1 olacak. Mart 2016’da İranlı MAPNA grubu ile 3,5 milyar dolarlık bir anlaşma yapan Alman Siemens grubu ise bu ülkedeki elektrik santralleri için doğal gaz türbini tedarik ediyor. Son olarak Siemens, İran’da 100 milyon dolarlık yeni bir yatırım yapacağını açıkladı. Fransız Renault 2018 itibariyle İran’da yılda 150 bin araç üreten bir fabrika açacak. Yine Fransa’dan Alstom firması ise İranlı ortağıyla birlikte metro vagonları üretecek. Rusya’dan Transmashholding’in 2,5 milyar avroluk bir anlaşma ile yüzde 80’ine sahip olarak kurduğu ortaklık da İran’da demiryolu ekipmanı imalatı gerçekleştirecek. İran pazarıyla ilgilenenler sadece Avrupalı firmalar değil; ABD’den Boeing’in 8 milyar dolar karşılığında İran Havayolları’na 80 adet yolcu uçağı satması gündemde.

Yaptırımların kaldırılmasının İran ekonomisine etkisi

Batılı firmalar İran pastasından daha büyük birer dilim alma peşindeler. Bu durum uzun bir süre yaptırımlar nedeniyle zarar gören İran ekonomisinin toparlanmasına da katkı sağlıyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) güncel bir raporuna göre, 2016 yılında İran ekonomisi yüzde 13,4 gibi yüksek -Çin’in iki katı- bir oranda büyüdü. Bunun en büyük sebebi ise petrol ve doğal gaz üretiminin yıl içinde bir yıl öncesine göre yüzde 62 oranında artmış olması.

İran’ın amacı petrol ve doğal gaz gelilerine bağımlılığını azaltmak ve bunun için de enerji dışı sektörleri geliştirmek. Başka bir deyişle, ekonomisini sektörel olarak çeşitlendirmek. Fakat bu alanda henüz istenen performans yakalanmış değil. Aynı IMF raporuna göre, 2016’da petrol dışı sektörlerdeki büyüme sadece yüzde 3,3 seviyesindeydi. Ancak petrol gelirlerinin doğru alanlara kanalize edilmesi ve dışarıdan gelecek doğrudan yatırımlar sayesinde, bu alanda performansın artırılması hedefleniyor.

Nükleer anlaşma ile birlikte yaptırımların kaldırılmış olması bu anlamda İran’ın önünü açtı. Diğer yandan İran hükümeti ülkedeki iş yapma ortamını geliştirmek için de adımlar atıyor. Yakın bir geçmişe kadar enerji, kara ve demiryolları, otomotiv, havacılık ve madencilik gibi, anayasa tarafından “milli endüstriler” olarak belirlenen sektörlerde, yabancı sermayenin yerel bir ortak olmadan yatırım yapması mümkün değilken, bu alanlardaki kısıtlamalar gevşetildi. Artık bu alanlara da yabancı yatırımcılar yüzde 100 mülkiyetle girebiliyor.

Batılı firmalar kararlı

Batılı firmalar ve İran arasında karşılıklı fayda ilkesi çerçevesinde böylesi bir ilişki ve ülkede yeni bir eko-sistem gelişirken, Trump’ın İran’a yeniden yaptırım uygulama planı, özellikle Avrupalılar arasında büyük tedirginlik yarattı.

Bu durum karşısında firmaların bir yandan temkinli bir tutum izledikleri, ancak diğer yandan da kolay boyun eğmeyeceklerine ve İran piyasasındaki yatırımlarının devamında kararlı olduklarına yönelik sinyaller verdikleri görülüyor. Uluslararası basına verdiği bir mülakatta Total’in CEO’su Patrick Pouyanne “İhaleleri açtık, yıl sonuna kadar sonuçlandıracağız” diyor: “Ben Fransız hükümetinden talimat almıyorum. ABD hükümetinden de talimat almıyorum. Her ülkenin dış politikasına saygımız var ve bunu göz önünde bulunduruyoruz.”

Norveç’ten Saga Energy firmasının Trump’ın açıklamalarından sonra, 17 Ekim’de, İran’la güneş enerjisi paneli üretimi için 2,5 milyar avroluk bir anlaşma imzalaması, yine aynı günlerde Danimarkalı firmalardan İran’ın yenilenebilir enerji sektörüne toplam 850 bin avroluk bir yatırım geleceğinin ve Fransız kamu yatırım bankası BpiFrance tarafından İran’daki projelere 2018’den itibaren 500 milyon avro tutarında bir kaynak kullandırılacağının açıklanması, Avrupalı aktörlerin İran’a ilgilerinin yeni bir yaptırım tehdidine rağmen devam ettiğini gösteriyor. ABD’li Boeing firması ise İran’a yapacakları satışın “şimdilik” güvence altında olduğunu açıkladı.

Kongre’den Trump’ın beklediği yönde karar çıkar ve yeni yaptırımlar devreye girerse, 2012’deki yaptırımlardan farklı olarak, bu sefer Avrupalı ülkelerin iştiraki yüksek bir ihtimal olarak görülmüyor. O dönemde İran’ın petrol ihracatı günlük 2,5 milyon varilden 1,5 milyon varile inmişti. Bugün ise İran günde 3,8 milyon varil üretiyor ve yine bunun 2,5 milyon varilini dışarıya satıyor. Avrupalı alıcıların bu sefer İran petrol ve doğal gazını azaltmaları, 2012’ye göre daha zor. Aynı zamanda imzalanan milyar dolarlık anlaşmalardan vazgeçilmesi de kolay değil.

Tek taraflı yaptırımların maliyeti

Bu şartlar altında ABD yaptırımları tek taraflı uygulayabilir. Ancak bu durum, Washington’ın Avrupalı müttefikleriyle arasında çok derin, kapatılması zor bir yara açacaktır. ABD’nin tek taraflı yaptırımlar uygulaması durumunda, İran’da iş yapan Avrupalı firmalar dolaylı yoldan da olsa sert bir şekilde etkilenecekler, İran’la iş yaptıkları için ABD’ye yüklü miktarlarda cezalar ödemek ya da ABD pazarlarına erişimden mahrum bırakılmak gibi seçeneklerle karşı karşıya kalacaklar.

ABD başkanı Trump daha önce de Avrupa hükümetlerini ve Brüksel’i karşısına alabileceğini göstermişti. Ancak mevcut durumda büyük sermaye de işin içinde. İran'a karşı tek taraflı yaptırımlar, sadece transatlantik ilişkilerdeki çatlağı genişletmekle kalmayacak, ABD ile Avrupa’nın büyük sermayesi arasına da bir set çekecek ve aynı zamanda İran’ı da giderek Rusya’ya ve halihazırda "Bir Kuşak, Bir Yol" gibi büyük ve İran’ı da kapsayan bir projeyi sürdüren ve daha geçtiğimiz haftalarda İran ile 10 milyar dolarlık bir kredi finansman anlaşması imzalamış olan Çin’e doğru itecektir.

Batı kendi içinde İran’a yaptırım ve yatırım ikilemiyle dönedursun, sonuç olarak, ekonomik olarak izole edilmiş bir İran değil, tersine, Avrupa’nın tercih ettiği gibi küresel ekonomiyle daha fazla entegre olmuş, sahip olduğu zengin petrol ve doğalgaz kaynakları, yeni geliştirmeye başladığı enerji dışı sektörleri ve kalifiye insan gücüyle daha güçlü bir İran ekonomisi, dünya barışı açısından daha faydalı olacaktır. ABD’nin tek taraflı uygulayacağı yaptırımlar ise kendi müttefikleri ve büyük uluslararası sermaye ile ilişkilerini bozacağı gibi, herhangi bir yapıcı çözüm önerisi de vadetmiyor.

ABD Yaptırım, ile ilgili görsel sonucu

AA