Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Aybet, "Trump, sadece bir reaksiyon, bir tepki. Düşüşe geçmiş olan liberal dünya düzenine gösterilen bir tepki." dedi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Gülnur Aybet, TRT World'ün güncel, kültürel, politik, ekonomik ve sosyal çıkmazlara çözümler aramak amacıyla bu yıl ilk kez "Belirsizlik Çağında Değişime İlham Olmak" başlığıyla düzenlediği forumun, "Eski Düzen Yeni Oyuncular" oturumunda konuştu.

NATO'nun başka her Batı kurumunda olduğu gibi yorgunluk yaşadığını, tekrarladığını, "Keşke hala 90'larda olsak." dediğini ifade eden Aybet, "Ama 90'larda değiliz. Bir hastalık değil sanıyorum NATO'nun muzdarip olduğu ama sanıyorum bu hastalık, Batı'yı muzdarip ediyor. Yani Batı genelde öyle bir noktaya geldi ki sanki Türkiye'yi doğru şekilde okumuyorlar. Çünkü dünyayı doğru okumuyorlar zaten. Yani mesele burada Türkiye ile ilgili değil. Dünya değişen bir bölge ve değişen bir Türkiye." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Aybet, 1945 sonrası liberal dünya düzenini tesis edenlerin, o kontrolü elden bırakmak istemediğini anlatarak, "Batı Türkiye'ye şunu demekte zorlanıyor; 'Sen fonksiyonel bir müttefiktin, şimdi sanki stratejik ortakmış gibi davranıyorsun. Ben sana tamam stratejik ortaksın diyorum ara sıra ama gerçekten seni stratejik bir ortak olarak angaje etmiyorum.' İşte karmaşıklık burada yatıyor." değerlendirmesinde bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, yeni küresel düzenin yaratılmasında herhangi bir rol oynayıp oynayamayacağına ilişkin soru üzerine Aybet, şunları söyledi:

"Bence buradaki soru Trump ile ilgili değil aslında. Trump, sadece bir reaksiyon, bir tepki. Düşüşe geçmiş olan liberal dünya düzenine gösterilen bir tepki. Yani Batı dünyası içinde öncelikle bunu tartışmalıyız. Bu sebepten dolayı sağ kanadın yükselişini görüyoruz Avrupa'da. Bence burada sorulması gereken asıl soru şu; Batı dünyası, ABD, bu değerleri teşvik etmek istiyor mu, istemiyor mu sorusu değil. Biz gerçekten şunu düşünmeliyiz; burada, bu değerlerin geliştirilmesinin ardında yatan niyet nedir? Bu değerleri geliştirelim ki kendi gücümüzü empoze edelim, bunun için mi istiyorsunuz? Yoksa bu değerleri herkesle paylaşalım demek için mi istiyorsunuz? Türkiye gibi ülkeler, bölgeleri içinde kendi değerlerini teşvik ettikleri zaman aslında Türkiye'nin arka alanı diyebiliriz buna. Yani kimseye bir kontrol uygulamak için değil, bu değerleri paylaşmak için çalışıyor Türkiye gibi ülkeler."

Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin, üç temel sac aşağı üzerine odaklandığını, bunların ekonomik bağımsızlık, askeri güçler ve değerler olduğunu belirten Aybet, "Değerler bütün bu kontrolün ayrılmaz bir parçası ama Batı bence şurada yanlışa düştü; bu değerler sac ayağı üzerinde, bizler Batı olarak aslında bu işin ruhunu unuttuk. Kennan ve Acheson'ın ruhunu kaçırdık. Çünkü o insanlar bu dünya düzenini tesis ederken, bu değerler sac ayağını ortaya koyarken, insani duygularla yaptılar. Ağır başlılıkla yaptılar ama bence Batı bunu kaybetti. Bu sebepten dolayı Batı'dan da aykırı sesler çıkmaya başladı." diye konuştu.

Aybet, bu değerleri kucaklaması gereken kurumların artık otopilotla gittiklerini, kendi düşündüklerini yansıtmadıklarını, çünkü kelimelerin, kavramların ve değerlerin anlamının kaybolduğunu ifade ederek, "Aynı şeyi tekrarlayıp, tekrarlayıp duruyorlar ama ne olduğunu, ne anlama geldiğini anlamadan tekrarlıyorlar. Söylemleri değiştirmemiz lazım. Bu sorunlar nelerdir? Dünyada gerçekten neler olup bitiyor, buna bakmamız lazım." dedi.

Mevcut düzende Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de dahil tüm kurumların yenilenmesi gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın her zaman tekrar ettiği ve yakından takip ettiği bir şey. Aynı zamanda mevcut kurumları ve fikirleri reforme etmemiz lazım. Bu şekilde sıkıca giden dünya düzenine yapışanlar, 'ABD artık bu liderlik rolünü istemezse mahvolacağız.' diyenler şunu görecek, alternatif var. O şekilde çok kutuplu veya kutupsuz dünyada, yeni ortaklarla iş yapabilirler. Daha çok çeşitlilik, eşitlik olur. Aslında kazan kazan, kaybet kaybet değil. Bu düzen, yeni bir düzenin yerine gelmesi yerine transforme olmalı. O transformasyon da bayağı dramatik olmalı. Birdenbire olmayacak bu, içeriden de olmayacak. Batı, ortaklarıyla ve değişik bölgelerden başkal ülkelerle çalışmalı. İş birliği halinde çalışıp, kendi tesis ettiği düzeni değiştirmeli. Ama sanıyorum buna bir direnç var Batı'dan. Sorun da bu. İstemiyorlar reform. Eğer reforme etmek istemezseniz kurumlarınızı ve fikirlerinizi, o zaman aynı söylemlere yapışıp kalırsınız. Ondan sonra zaten korktuğunuz kaosa düşersiniz."

AA