Son dönemde Ortadoğu’da bloklar değiştiği gibi Irak ve Suriye’nin kuzeyinde yani sınırlarımızda birbirine paralel önemli gelişmeler yaşanıyor.

 

Türkiye’nin Astana çatışmasızlık bölgeleri anlaşması kapsamında İdlib harekatına başlamasına paralel bir biçimde Kerkük’e 70 km. uzaklıktaki Tuzhurmatu’da Haşdi Şabi’nin Şii Türkmen birlikleriyle peşmergeler arasında çatışmaların aynı döneme gelmesi pek sürpriz olmasa gerek.

Bu yazının yazıldığı saatlerde Irak Merkezi Yönetimi ve Haşdi Şabi’nin Kerkük’te kontrolü ele geçirdiğine dâir haberler geliyordu. Zira Ortadoğu’da Rusya, Türkiye ve İran arasında oluşmaya başlayan bloğa ABD’nin, İsrail ve Körfez ülkelerinden oluşan bir blokla karşılık vermeye başladığına dair önemli ipuçları ortaya çıkmış durumda.

ABD’nin Ortadoğu’da uzun süredir Soğuk Savaş dönemindeki eski müttefiki ve stratejik ortağı Türkiye’ye karşı aldığı neredeyse “düşmanlık” denebilecek tavır ve tutumu; Başkan Trump’ın son konuşmasında ifade ettiği İran nükleer anlaşmasının iptali ve Devrim Muhafızlarına yaptırım uygulanması ile ABD’nin Suriye’de YPG/PYD ile ittifakı Türkiye’yi Rusya ve İran’la yakınlaşmaya itmekte. Halbuki Türkiye, Suriye iç savaşının ilk yıllarında Esed rejimi, Rusya ve İran arasındaki bloğa karşılık ABD, Avrupa ve Körfez ülkelerinin yanında yer almıştı.

ABD ile Türkiye arasında Ortadoğu krizi

ABD ile Türkiye arasındaki son vize krizi, sadece diplomatik bağışıklığı olmayan Türk vatandaşı bir elçilik görevlisinin tutuklanmasıyla ilgili olmasa gerek. Başlangıcı 1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM tarafından reddi ve hemen ardından 4 Temmuz’da Kerkük meselesiyle de yakından bağlantılı olan Süleymaniye’de Türk askerlerin başlarına çuval geçirilerek ABD karargâhına götürülüp gözaltına alınması, özellikle Suriye iç savaşında ABD’nin müttefiki Türkiye’yi yarı yolda bırakarak PYD/YPG ile yoluna devam etmesi, FETÖ darbe teşebbüsü ve sonrasındaki tutumu ile Kuzey Irak’taki durum gibi bir birini izleyen krizler manzumesinden oluşmakta.

ABD’nin müttefiklikle bağdaşmayan bu tutumuna karşılık uzun müddet ilişkileri tamir etmek isteyen Türkiye, ABD’nin YPG/PYD’ye desteği karşısında Irak ve Suriye’de Rusya ve İran ile yakınlaşmak zorunda kaldı. Şayet bu yakınlaşma olmasaydı Türkiye, Ortadoğu’daki ABD planları karşısındaki ilk oyun bozucu hamlesi olan Fırat Kalkanı harekatını yapmakta çok zorlanacağı gibi, Birleşmiş Milletler kontrolündeki Cenevre görüşmelerine alternatif olarak Suriye’de fiilen yer alan Rusya, İran ve Türkiye’nin birlikte oluşturdukları başarılı Astana sürecine katılamaz ve bugünlerde başlayan ikinci oyun bozucu hamle olan İdlib harekatını yapamazdı. Her ne kadar ABD’nin açıklamaları aksi yönde olsa da hem Fırat Kalkanı hem de İdlib operasyonlarından çok mutlu olduğu söylenemez.

Türkiye'nin 'oyun bozucu' hamleleri

Son dönemde Ortadoğu’da bloklar değiştiği gibi Irak ve Suriye’nin kuzeyinde yani sınırlarımızda birbirine paralel önemli gelişmeler yaşanmakta. Türkiye sınırının hemen dibinde Suriye’nin kuzeyindeki kantonlar ile Kuzey Irak’taki yönetimin uzun vadede yaşayabilmesi tamamıyla Akdeniz’e ulaşan bir koridorun şu ya da bu şekilde açılmasına bağlı. Zira zaten Türkiye tarafından birleşmesi engellenmiş olan kantonlar, Suriye ve Türkiye arasında birer ada konumunda olduğundan ve her iki ülke de burada bir bölünmeye razı olmadığından hayatiyetini idâme ettirebilmesi çok zor. Türkiye yapmış olduğu iki oyun bozucu hamleyle (el-Bab ve İdlib operasyonları) Suriye sınırındaki bu tehlikeyi durdurmuş durumda.

Barzani yönetimindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) ise hayatiyetini devam ettirebilmesi için kısa vadede Kerkük’e, uzun vadede ise Suriye’den Akdeniz’e ulaşan koridora ihtiyacı var. Barzani bu nedenle bölgesel yönetim sınırları içerisinde yer almayan Kerkük’te bu kadar ısrarlı. Zira Kerkük bölgenin en önemli ve zengin petrol kaynaklarına sahip. Irak petrol üretiminin yüzde 40’ını bu şehirden çok ucuz bir maliyetle çıkarılıyor. Kuzey Irak ve Kerkük’te Barzani yönetiminin PKK militanlarına göz yumması da ileride Suriyedeki PKK kantonları ile Barzani’nin ortak hareket edebileceğinin açık bir göstergesi. Irak merkezi hükümeti, İran ve Türkiye ile kavgalı olan IKBY Kerkük’e sahip olsa bile, ki artık bu da mümkün görünmüyor, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattınının vanasının Türkiye tarafından kapatılması halinde Suriye’den Akdeniz’e ulaşacak bir koridora ihtiyacı var. Bu paralel koridor da ancak Suriye’nin kuzeyinde bir şerit yaratılmasıyla mümkün.

Kerkük'ün demografik yapısı

Bu nedenle Türkiye İdlib’de harekata başlamışken, buna paralel bir şekilde, Irak Merkezi Yönetimi ile Haşdi Şabi’nin Kerkük’e operasyon başlatması bölgede kendileri dışında dördüncü bir devletin oluşmasına direnen bu üç ülkenin (Türkiye, İran ve Irak Merkezi Yönetimi) koordinasyonuyla ilgili olmalı. Türkiye’nin içinde bulunduğu blok, Suriye’den sonra Irak’ta da kendisine yönelik planlara karşı bir hamle yapıyor muhtemelen.

Referandumdan önce Barzani’nin kazanma şansı çok düşük bir kumar oynadığını ifade etmiştik. Şayet ABD de arkasında durmazsa Barzani’nin işi zor. İlk haberlere bakılırsa ABD’nin de Kerkük’le ilgili olarak Barzani’yi korumayacağı anlaşılıyor. Bu noktada Türkiye ve içinde bulunduğu blok bütün bu hamlelerinde başarılı olur ve Kerkük peşmergelerden tamamen arındırılabilirse, İdlib harekatıyla birlikte Türkiye’nin milli çıkarları açısından çok önemli adım atılmış olur. Ancak yağmurdan kaçarken doluya tutulmamak adına Haşdi Şabi’nin Kerkük’ün Sünni Arap ve Türkmen nüfusuna karşı tutumu da önem arzediyor.

Üçüncü oyun bozucu hamle olarak Sincar

Türkiye açısından bundan sonraki oyun bozucu hamle ise hukuki olarak Irak Merkezi Yönetimi sınırları içerisinde bulunan ancak Ağustos 2014’te DAEŞ tarafından işgal edildikten sonra 2015 sonlarında peşmergeler ve PKK’nın ortak hücumuyla kurtarılan ve çoğunlukla Ezidilerin yaşadığı PKK kontrolündeki Sincar (Şengal) olmalı.

Suriye’de yüzyılların Aynü’l-Arab’ının (Türkmenlerin bir zamanlar Arap Pınarı olarak adlandırdığı) Kobanileşmesi gibi asırlardır tüm İslam coğrafya ve tarih literatüründe Sincar adıyla bilinen kasabanın gözlerimizin önünde Şengal’leştiğine şahit olmaktayız. Zira toponominin (yer isimleri) değişmesi demografi ve hükümranlığın da değişmesi manasına gelir. Sincar’ın Türkiye veya Irak Merkezi Yönetimi’nin ya da her ikisinin ortak operasyonuyla kurtarılması ABD’nin planlarına karşı Suriye ve Irak’ta yapılacak üçüncü bir oyun bozucu hamle olarak Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. Böylece Kantonlar ile Kuzey Irak’ın birleşmesi engellenir. Afrin’in ise tamamen kontrol altına alınmasına gerek kalmadan Tel Rıfat-Cindiris hattının tutulması bu kanton için yeterlidir.

Böylece ekonomik anlamda Kerkük olmadan yaşaması çok zor olan IKBY, uzun vadede Akdeniz’e uzanan kuşağın Suriye’de Fırat Kalkanı (Cerablus-el-Bab) ve İdlib; Irak ve Suriye sınırında muhtemel Sincar kesintileri nedeniyle kantonlarla birleşemeyecek ve birbiriyle karasal manada bağlantısı olmayan adacıklar şeklinde kalacaktır ki bu Türkiye, İran, Suriye ve Irak açısından en olumlu, ABD ve İsrail açısından ise en olumsuz senaryodur. Böylece bölge devletlerinin bütünlüğü hususunda önemli bir adım atılacağı gibi, Türkiye’nin Arap Dünyasıyla olan kara bağlantısı akamete uğramayacaktır. Türkiye, Ortadoğu satrancında yaptığı akılcı ittifaklar ve gerçekçi oyun bozucu hamlelerle ilerliyor.

İlgili resim

AA