Katalunya’nın bağımsızlığı -İspanyol tarafı kabul etmiyorsa- uluslararası hukuka olduğu gibi iç hukuka da aykırı bir nitelik taşıyor.

 

Katalan bağımsızlıkçıların 1 Ekim’de yapmayı öngördükleri referandumla yeniden gündeme gelen bu soruyu yanıtlayabilmek için öncelikle uluslararası hukuka, sonra bağımsızlık talep eden birimin hukuken içinde yer aldığı ülkenin iç hukukuna bakmak gerekir. BM Yasası’nın temel ilkelerinden biri kuşkusuz kendi geleceğini belirleme (otodeterminasyon) hakkı. Ama bu hak bir ülke toprakları içinde yer alan bölge, özerk topluluk, federe devlet, adı ne olursa olsun her birimin kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olduğu anlamına da gelmiyor. 

BM Genel Kurulu’nun 14 Aralık 1960 tarihli, 1514 sayılı “sömürge halklarına bağımsızlık bildirgesi” başlıklı bir ilke kararı var. Bu karar, adı üstünde, geleceğini belirleme hakkını esas itibarıyla sömürge altındaki halklarla sınırlıyor. Nitekim 6. maddesi, “ulusal birliğin ve ülke bütünlüğünün kısmen ya da tamamen bozulmasını amaçlayan herhangi bir girişimin” BM Yasası’na aykırı olduğunu hükme bağlıyor. Genel Kurul’un bu temel ilkeyi teyit eden birçok kararı daha var. Bu ilke ayrıca Helsinki Nihai Senedi’nde, 1989 Viyana Belgesi’nde, 1990 Paris Şartı’nda ve 1991 Moskova Belgesi’nde de benimsenmiş bulunuyor.

Bu temel ilkeden hareketle, bağımsızlığının İspanya’nın ulusal birliği ve ülke bütünlüğünü bozacağı dikkate alındığında, Katalunya’nın geleceğini belirleme hakkına dayalı herhangi bir girişimde bulunmasının uluslararası hukuka uygun olmadığı sonucuna varılıyor. Dolayısıyla Katalan özerk hükümeti (Generalitat) ve parlamentosunun (Parlament), 9 Kasım 2014’teki referandum girişimi gibi, 1 Ekim’de gerçekleştirmeyi öngördüğü kendi geleceğini belirleme halk oylamasının da uluslararası hukuka uygun olmadığı son derece açık. Bu durumda söz konusu referandumun iç hukuka uygun olup olmadığına bakmakta yarar var.

78 Anayasası'na göre Katalunya

1978 Anayasası’nın 2. maddesi, bir yandan “İspanyol milletinin bölünmez birliğini” ve “tüm İspanyolların ortak vatanının bölünmezliğini”, öte yandan da “(vatanı) oluşturan milliyet ve bölgelerin özerklik hakkını” güvence altına alıyor. Bu maddede yapılan “milliyet” ve “bölge” ayırımı, geleceklerini belirleme hakkına sahip birer “millet” olduklarını savunan Katalan ve Bask milliyetçilere anayasa çalışmaları sırasında verilen ödünü yansıtıyor. Anayasa, milliyet ve bölgeleri diğer maddelerinde “özerk topluluk” (comunidad autónoma) olarak tanımlıyor.

78 Anayasası’nın oluşturduğu bu “Özerklikler Devleti” (Estado autonómico) aslında ulusal egemenliğe sahip olan merkezi otoritenin, yetkilerinden bir bölümünü özerk topluluklara devrettiği bir sistem kurgulamış bulunuyor. Bu sistem, Katalan ve Bask milliyetçilerin ileri sürdükleri ve her vesileyle yineledikleri gibi, bir anlaşma (anayasaya verilen onay) sonucu egemenlik haklarını merkezi otoriteye devretmiş, bu bağlamda “milliyet” sıfatını benimsemiş birer millet oldukları iddiasına açık kapı bırakmamış durumda.

Gerçi ayrılıkçı milliyetçiler, milliyet/bölge ayrımından hareketle, İspanya’nın artık asimetrik (3 millet + 14 bölge) bir devlet olduğunu öne sürüyorlar. Milliyetler ile bölgeler arasında özerklik bağlamında büyük bir fark oluşmuş bulunduğu için “asimetri” konusunda haklılar. İspanya’yı bugün artık adı konulmamış asimetrik bir federasyon olarak nitelemek mümkün. Ne var ki İspanya, özerklik statülerinde ne isim vermiş olurlarsa olsunlar, anayasada “milliyet” olarak tanımlanan özerk topluluklarının kendi geleceklerini belirleme hakkına sahip olduğu bir konfederasyon da değil.

Anayasa Mahkemesi’nin içtihadı

Görüldüğü üzere, 1978 Anayasası, Bask Ülkesi ’ne olduğu gibi, Katalunya’ya da geleceğini belirleme hakkı tanımıyor. Bunun için anayasada yapılması gereken değişikliğin, siyasi güç dengeleri göz önüne alındığında yakın bir gelecekte gerçekleşmesi de mümkün görünmüyor. Anayasa özerk topluluklara kendi geleceğini belirleme hakkı tanınmadığına göre, bu hakkın kullanılmasına ilişkin bir referandum yapılabilir mi?

Aslında çok saçma gibi gelen bu soruyu yöneltmemin nedeni, bazı çevrelerin The New York Times’ın konuyla ilgili başyazısında olduğu gibi, İspanya ve Katalan halkına yaptığı dostane tavsiyeler. Amerikan gazetesi o baş yazısında İspanyol hükümetine Katalan referandumuna izin vermesi, Katalan halkına da bağımsızlık önerisine hayır oyu kullanmasını tavsiye ediyor.

İspanyol Anayasası özerk topluluklara siyasi konularda referandum yetkisi de tanımıyor. Bu yetki, 92. maddeye göre, başbakanın önerisiyle krala ait. Maddenin ilk fıkrası da çok özel öneme sahip siyasi kararların “tüm vatandaşların” görüşüne başvurulmak üzere referanduma sunulabileceğini kaydediyor. “Katalunya’nın bağımsızlığı” gibi bir konu da elbette bu madde kapsamına giriyor. Dolayısıyla İspanyol hükümetinin, istese de, NYT’nin tavsiye ettiği gibi, bu konuda özerk topluluk sınırları içinde referanduma gidilmesine izin verme yetkisi yok.

İspanyol Anayasa Mahkemesi’nin bu konuyla ilgili son derece açık bir içtihadı var. Buna göre, bir özerk topluluğun bağımsızlığı için referandum yapılması merkezi hükümetçe uygun görülüyorsa, bu referandum 92. madde uyarınca ancak İspanya genelinde yapılabilir. Çünkü bir özerk topluluğun bağımsızlığı aynı zamanda İspanya’dan ayrılması anlamına geldiği için sadece o özerk topluluğun değil İspanyol halkının tümünü ilgilendiren bir konudur.

Bağımsızlığın dayatılması

Buraya kadar aktarılan verilerden görüleceği üzere, Katalunya’nın bağımsızlığı -İspanyol tarafı kabul etmiyorsa- uluslararası hukuka olduğu gibi iç hukuka da aykırı bir nitelik taşıyor. Sadece bağımsızlık değil, 1 Ekim’de “Katalunya’nın bağımsız bir cumhuriyet olmasını ister misiniz” sorusunun, öngörüldüğü gibi, sadece Katalan halkına yöneltilmesi de öyle. O yüzden NYT’nin, İspanyol hükümetine “şu referanduma izin verseniz de sorun çözülse” gibi gayrihukuki bir tavsiyede bulunması ayrılıkçılara destek anlamına gelmese dahi objektiflikten çok uzak görünüyor.

Generalitat Başkanı Carles Puigdemont’un 9 Haziran’da, 1 Ekim’de yapılacağını açıkladığı ikinci bağımsızlık referandumu o tarihten bu yana giderek bir dayatmaya dönüşmüş durumda. Özerk parlamentoda salt çoğunluğa sahip bulunan bağımsızlık yanlıları (Junts pel Sí ve CUP) son olarak geçen çarşamba günü referandumdan olumlu sonuç çıkması halinde Parlament’in İspanya’dan hukuki kopuşu destekleyecek temel yasaları hızla çıkarabilmesi için bir İç Tüzük düzenlemesi yaptı. Bu düzenleme de geçen pazartesi günü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi ama Katalan ayrılıkçılar sonuna kadar gitmekte kararlı görünüyorlar. Öyle ki Generalitat’ın yeni sözcüsü Jordi Turull, göreve geldiğinde yaptığı açıklamada, tek yanlı referandumu “sorun değil onur” olarak nitelemişti.

Rajoy hükümeti, Anayasa Mahkemesi’nin “anayasaya aykırı” olduğunu her vesileyle teyit ettiği bu referandumun yapılmaması için sandıklara müdahale kararı da alır mı bilinmez ama Katalunya’nın bağımsızlıkçı İçişleri Bakanı Joaquim Forn’un göreve getirdiği özerk polis Mossos d’Esquadra’nın direktörü Pere Soler radikal bir tutum içinde. Sandıklara kimsenin müdahale etmesine izin verilmeyeceğini söylüyor. Bu durumda, devletin güvenlik güçleri arasında fiili bir çatışma çıkar mı ayrı bir soru işareti kuşkusuz.

Londra’nın Katalanlara desteği

Katalan ayrılıkçılıkların bağımsızlığı dayatmaya dönük politikaları ve fütursuz davranışları dikkate alınırsa, uluslararası alanda sağlayacakları desteğe bel bağladıkları anlaşılıyor. Bu bağlamda belki altı çizilmesi gereken husus, bağımsızlığın ilan edilmekten çok tanınmasının önem taşıdığı. Özellikle BM Genel Kurulu’nun ilgili kararına aykırı olduğu halde uluslararası alanda tanındığı için bağımsızlığa ulaşan devletler olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu bağlamda, Katalan ayrılıkçıların, hangi boyutta olduğu bilinmese de Birleşik Krallık’ın (BK) desteğine sahip olduğunu Cebelitarık sorununda Brexit nedeniyle patlak veren son gerilim nedeniyle bizzat İngiliz politikacıların ağzından duymuş bulunuyoruz. Bu konudaki açıklamalardan en anlamlısı eski bakanlardan Norman Tebbit’e ait. Lord Tebbit, 2 Nisan’da The Telegraph’ta yayımlanan yazısında, Cebelitarık politikasını eleştirirken İspanya’ya gözdağı vermeyi de ihmal etmemişti. Bu bağlamda “Downing Street 10 numarada oturuyor olsaydım, Katalan bağımsızlıkçılarının liderlerini Londra’ya davet etmeyi, hatta bağımsızlık arzularını BM’ye taşımayı düşündüğümü Madrid’in anlamasını sağlardım” demişti.

Görüldüğü gibi, İngiliz politikacılar rahatsızlık duydukları Cebelitarık politikası -ki bu konuda objektif olarak söylemek gerekirse haksız taraf BK’dır- nedeniyle İspanya’nın Katalan sorununu kaşımayı kendilerine hak biliyorlar. Foreign Office’in son olarak gizliliği kısmen kaldırılan belgelerinden, Londra’nın Katalan ayrılıkçılarla ilişkilerinin Cebelitarık sorunu gibi üç asırlık olmasa da oldukça eskiye dayandığı anlaşılıyor.

Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve inanılmaz çatışmaların yaşandığı bu dönemde belki her şey mümkün ama Katalunya’nın en azından yakın gelecekte bağımsızlığa ulaşma olasılığını yüksek görmeyenlerdenim. Ama Londra başta olmak üzere birilerinin el altından körüklediği anlaşılan bu sorunun Madrid’in başının üstünde Demokles’in kılıcı olarak bir süre daha sallanacağına hiç kuşku yok.

İspanya'da Referandum ile ilgili görsel sonucu

AA