Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'in kamu görevinden men edilmesi kararını anlayabilmek için Pakistan Anayasa Mahkemesinin Pakistan siyasetindeki rolünü netleştirmek gerekiyor.

 

Pakistan Başbakanı Navaz Şerif Anayasa Mahkemesi bünyesinde oluşturulan beş kişilik komisyon tarafından tarafından 28 Temmuz itibarıyla kamu görevinden men edildi. Bu kararı anlayabilmek için önce Pakistan Anayasa Mahkemesinin Pakistan siyasetindeki rolünü netleştirmek gerekiyor.

Pakistan’da Anayasa Mahkemesi dendiğinde ülkede bugüne dek meydana gelen dört askeri darbeyi (1958, 1969, 1977 ve 1999) de ‘gereklilik doktrini’ adını verdiği gerekçeyle meşru kılan; 1993’te Devlet Başkanı Gulam İshak Han tarafından görevden alınan dönemin Başbakanı Navaz Şerif'i, kararın anayasal olmadığı hükmüyle görevine iade eden; 1996 yılında Mahkeme Başkanı Saccad Ali Şah’ın açık bir savaşa girdiği dönemin Başbakanı Benazir Butto o zamanki Devlet Başkanı Faruk Legari tarafından görevden alınınca bu kez bu kararı onaylayan; bir yıl sonra 1997’de yine Mahkeme Başkanı Saccad Ali Şah’ın Başbakan Navaz Şerif’e savaş ilan ettiği ancak uzun bir mücadele sonucunda kendi mahkeme arkadaşları tarafından yenildiği; Mahkeme Başkanı İftihar Çadhuri Devlet Başkanı Müşerref tarafından 2007 yılında görevden alındığında ülkeyi birbirine katan ve Müşerref’in istifa edeceği süreci başlatan; yine 2007 yılında, daha önce 1999 yılında General Müşerref ile Suudi Arabistan arasında yapılan, Navaz Şerif’in on sene dönmemek üzere Suudi Arabistan’da siyasi sürgünde kalmasını öngören anlaşmanın ‘herhangi bir yasal hükmü’ olmadığına karar vererek Şeriflerin ülkeye erken dönüşünü mümkün kılan; 2009 yılında bu kez Navaz Şerif ve Şahbaz Şerif kardeşleri, 2012’de de dönemin (Pakistan Halk Partisinden) Başbakanı Yusuf Rıza Gilani’yi kamu görevlerinden men eden ve son olarak birkaç gün önce Başbakan Navaz Şerif ve Finans Bakanı Muhammed İshak Dar’ı kamu görevlerinden men eden on altı üyeli, kendisini siyasetin üzerinde konumlandıran bir siyasal aktörden bahsediyoruz.

'Panama belgeleri' süreci

Başbakan ve Finans Bakanının kamu görevlerinden men edilmesiyle sonuçlanan ‘Panama belgeleri’ dava süreci, iddiaların Nisan 2016’da ortaya atılmasıyla başladı. Hükümetin Anayasa Mahkemesinden bir ‘soruşturma komisyonu’ oluşturulması talebi önce Anayasa Mahkemesince böyle bir adımın ‘herhangi bir sonuç vermeyeceği’ ve ‘yıllar alabileceği’ gerekçesiyle reddedildi.

Bu süreçte Genelkurmay Başkanı Rahil Şerif’in Başbakan Navaz Şerif’i sürecin bir an önce noktalanması, aksinin terörle mücadeleye olumsuz etkileri olacağı konusunda uyardığı söylendi. Başta İmran Han’ın Pakistan Adalet Hareketi ve Cemaat-i İslami olmak üzere Pakistan muhalefeti ise Ağustos 2016’da dört ayrı dilekçeyle Anayasa Mahkemesine başvurdu ve Şerif ailesinin soruşturulmasını istedi. Bu süreçte önce dilekçe veren muhalefetin sunduğu kanıtları ‘gülünç’ bulan mahkeme, soruşturma sürecinin devamına karar verdi. Pakistan Adalet Hareketi bu süreçte İslamabad’da sokak gösterileri düzenleyerek hükümet üzerinde baskı kurmaya devam etti. Soruşturma, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Zahir Cemali’nin Aralık 2016 itibarıyla emekliliğinden ötürü yarıda kaldı ve Cemali, mahkeme içinden beş üyeli yeni bir komisyonun atanacağını açıkladı. Nisan ayının ortalarında bir karara varan mahkeme, 3 oya karşı 2 oyla Navaz Şerif'i kamu görevinden men etmeye hükmedecek yeterli kanıtın bulunamadığına ancak daha detaylı bir araştırma için Ortak Soruşturma Komisyonu’nun kurulmasına karar verdi.

Federal Soruşturma Ajansı ve Pakistan Devlet Bankasından görevlilerin yanı sıra ordu istihbaratından (birisi emekli) iki görevlinin de yer aldığı bu soruşturma komisyonu, İngiltere ve Birleşik Arap Emirliklerinin de yardımcı olduğu söylenen iki aylık bir soruşturmanın ardından mahkemeye raporunu sundu. Ordu bu süreçte dahli olduğu iddialarını reddetse de, ordu istihbaratından görevlilerin komisyonda olması soruşturmaya dair şüpheleri arttırdı. Mahkeme, bu raporun ardından Navaz Şerif’in 2013 yılında milletvekilliği adaylık başvurusunda yönetim kurulu başkanı olduğu Capital FZE adlı şirketten 2 bin 700 dolarlık bir alacağını beyan etmediği gibi komik bir gerekçeyle ve oybirliğiyle Anayasanın 62. maddesinde yer alan kamu görevi için 'emin' ve 'sadık' olma şartına sahip olmadığına hükmetti. Mahkeme Navaz Şerif’in ‘Mali Sorumluluk Mahkemesi’nde yargılanmasına, bu mahkemenin de kararını altı ay içinde açıklamak durumunda olduğuna hükmetti. Navaz Şerif’e yönelik kamu görevinden men cezasının ömür boyu olup olmadığı konusu henüz belirsizliğini koruyor.

İlgili anayasa maddesi yoruma açık

Mahkemenin Şerif’i kamu görevinden men hükmünü dayandırdığı 62. madde Ziya ül-Hak yönetimi tarafından 1985 yılında Anayasaya konan bir madde. Maddenin ilk bölümleri meclis üyelerinin taşıması gereken şartları açıklarken, D, E ve F bölümleri milletvekili olacak kimselerin ‘sağlam bir karaktere’ sahip olmaları, büyük günahlardan kaçınan ve İslam’ın farz hükümlerini yerine getiren’ ve ‘emin’ ve ‘sadık’ kimseler olmaları gerektiğini ifade ediyor. Ancak anayasada bu tür bir maddenin olması öylesine büyük bir boşluk oluşturuyor ki, Navaz Şerif hakkında men hükmünü veren mahkeme komisyonunun başkanı Yargıç Asıf Said Kosa’ daha önce ‘emin’ ve ‘sadık’ olma kriterlerinin yorumlanmasının çok zor olduğunu ve tatbik edilmelerinin de kabusa dönüştüğünü söylemişti. Ancak mahkeme, Başbakanı tam da bu kriterlere dayanarak kamu görevinden men etti. Bu durum da mahkemenin anti-demokratik ‘yargısal aktivizm’ sergilediğine işaret etmekte, ‘neden şimdi?’ sorusunu da haklı olarak akla getirmektedir.

Ayrıca bu durumu hem bir önceki Anayasa Mahkemesi Başkanı Enver Zahir Cemali’nin hem de mevcut Başkan Mian Sakib Nisar’ın ‘yolsuzlukla mücadele’ ve ‘hukukun üstünlüğü’ yaklaşımları ile açıklamak naiflik olur. Pakistan’da henüz kendisine ödenmemiş olduğu için beyan etmediği gelirler üzerinden kamu görevlileri diskalifiye edilecek olsalardı, ülkede, kamuda çalışan çoğu hukukçu da dahil olmak üzere, çok az kişi görevde kalabilirdi. Kısacası karşımızda, geçmişte Türkiye’den de aşina olduğumuz, yasama, yürütme ve yargı oranları arasında ayrımı gözetmekten ziyade kendisini yasama ve yürütmenin üzerinde konumlandıran, istediğinde yasaların içeriğini de denetlemeye girmekten kaçınmayan bir Anayasa Mahkemesi var. Mevcut Anayasa Mahkemesi Başkanı Mian Sakıb Nisar’ın ‘Anayasa Mahkemesi olarak Meclisten geçen bazı yasaları ‘yasama organının yetkisi dışında’ görerek veto ettiklerini hatırlatıp, bunu meşru göstermesi ve ‘yasama organını devletin en önemli organı’ olarak nitelemesi bu durumun en büyük kanıtı.

Dış müdahale tartışmaları ve muhtemel senaryolar

Hiç şüphesiz bu gelişmenin Pakistan’ın iç ve dış siyasetinde önemli yansımaları olacaktır. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru artık bir devlet politikası haline geldiğinden, derinleşen Çin-Pakistan ilişkilerinde herhangi bir gevşeme beklememek gerekir. Çin’le stratejik ilişkilerin ordu tarafından da sahiplenildiği unutulmamalıdır. Navaz Şerif’in Çin’le derinleşen ilişkiler nedeniyle ‘cezalandırıldığını’ düşünmek yanlış olur çünkü Navaz Şerif Pakistan siyasetinde ortaya çıktığı dönemden bu yana doğrudan ABD-karşıtı bir politika izlemedi. Pakistan’da açıktan ABD-karşıtı bir politika izlemek neredeyse imkansıza yakındır. Navaz Şerif hükümeti, orduya oranla, Afganistan’la ilişkiler ve terörle mücadele konularında Amerikan taleplerine çok daha açık oldu.

Suudi Arabistan veya Birleşik Arap Emirlikleri’nin ‘Pakistan’dan beklentilerini yerine getirmeyen' Navaz Şerif’i cezalandırmak için sürece müdahale ettiğini söylemek de henüz zor. Pakistan’da bu ülkelerin beklentilerini tam olarak yerine getirmediği için cezalandırılacak bir kurum olsa bu muhtemelen ordu, ordunun içinde de belli komutanlar (başta mevcut Genelkurmay Başkanı Kamar Bacva) olurdu. Suudi Arabistan ve BAE 2015 yılında Yemen’e yönelik saldırılarında yer almak üzere Pakistan’dan asker talep ettiğinde, buna en fazla karşı çıkan ordu içindeki kesimler olmuştu. Navaz Şerif hükümeti yerine hangi hükümet gelirse gelsin Pakistan’ı Suudi Arabistan-İran arasındaki sıcak çatışma alanlarına sokmakta büyük zorluk çekecektir ki Pakistan dış politikası için de en doğru tercih budur.

Kaldı ki eğer herhangi bir dış güç Navaz Şerif hükümetinden memnun değilse, yalnızca Navaz Şerif’i değil, doğrudan hükümetini hedef alması gerekirdi. Bunun gerçekleştiğine dair de herhangi bir emare henüz yoktur. Ortaya çıkan acil durum planına göre, Navaz Şerif’in sadık dostlarından Şahid Hakan geçiş sürecinde başbakanlık koltuğuna oturacak, bu süreçte Pencab eyaleti valiliğinden ayrılarak Meclis’e girmeye çalışacak olan Şahbaz Şerif ilerleyen süreçte hükümeti kurabilecektir. Şahbaz Şerif başbakan olduğunda, birkaç yeni yüzle, umut veren, hakkında herhangi bir yolsuzluk iddiası olmayan isimlerle yeni bir kabine oluşturması en mantıklı seçim olur. Bugün itibarıyla erken seçime gidilmesi durumunda bile Şerif ailesinin Pakistan Müslüman Ligi-Navaz’ (PML-N) hükümetinin seçimleri kazanamama ihtimali -eğer ordu 1988 yılındaki gibi bir seçim manipülasyonuna girişmezse, ki bu çok zayıf bir ihtimal- oldukça düşük görünüyor.

Şerif'in yargılanması ve ordunun tavrı

Navaz Şerif’in yargılanacağı Mali Sorumluluk Mahkemesinde beraat etme ihtimalini de gözardı etmemek gerekir. Öyle bir durumda Anayasa Mahkemesi çok zor durumda kalacaktır. Aksi durumda ise Anayasa Mahkemesinin daha büyük siyasi tasarımların/manipülasyonların parçası olup olmayacağı bu yargılama ve kardeşinin başbakanlığa geçiş sürecindeki tavrıyla belli olacaktır. Mahkemenin herhangi bir PML-N hükümetini engelleme tavrına girmesi demek siyasete daha sistemli bir müdahalede bulunma niyetini aşikar eder ki bunu da Navaz Şerif’in etrafındaki diğer kişilere yönelik yapılabilecek benzer suçlamalardan anlayabileceğiz. Bu gerçekleşirse bu süreçte farklı dış ve iç bağlantılar, geniş kapsamlı bir manipülasyon ve tasarımdan söz etmek de mümkün olur.

Sürecin uzamasından ve siyasi istikrarsızlığın sürmesinden ordunun rahatsız olma ihtimali yüksek. Ordu bu sürecin hızla sona erdirilmesini isteyecektir ama bu iki yönde de işleyebilir. Anayasa Mahkemesini hükümete kapsamlı müdahaleye karşı uyarabilir veya PML-N’ye erken seçime gitme talebinde bulunabilir. 2012-2013 yıllarında Pakistan ordusu teröre karşı yoğun bir mücadeleye girmişken meydana gelen Başbakan Gilani ve Devlet Başkanı Zardari ile Anayasa Mahkemesi arasındaki meydan okuma ve çatışmanın uzamasından en fazla ordunun rahatsız olduğu söylenmişti. Diğer yandan, Pakistan siyasi tarihi gösteriyor ki Navaz Şerif hapis cezası alsa veya kamu görevinden ömür boyu men edilse bile birkaç yıl içinde bir başka mahkeme kararıyla dönmesi de oldukça mümkün. Ayrıca geçmiş hükümetlerle Anayasa Mahkemesi arasındaki çatışmaların tarihi göz önüne alındığında, olan biten Navaz Şerif için daha önce karşılaşılmamış bir durum değil.

Ancak PML-N’nin veya olası diğer Pakistan hükümetlerinin yapması gereken Anayasa Mahkemesine siyasal aktörlük rolü veren anayasa maddelerini demokratikleştirmek ve sistemsel dönüşümler gerçekleştirmek olmalı. Zira siyasi vesayet kurumları, Navaz Şerif’in de 2009-2010 yılında muhtemelen birgün işine yarar umuduyla değiştirilmesine karşı çıktığı 62. maddenin dönüp bugün kendisini vurması örneğinde olduğu gibi, siyasetçilerin bu türden yasal düzenlemeleri/boşlukları geçici şahsi çıkarları için korumalarından beslenir. Türkiye’nin bu hususta Pakistan’a verebileceği çok sayıda tavsiye ve aktarabileceği ciddi siyasi tecrübesi var.

Pakistan'da Bir 'Yargı Darbesi’ mi? ile ilgili görsel sonucu

AA