Ergun KIRLIKOVALI

Lozan, dünyanın en güçlü emperyalistlerine karşı çulsuz ama yürekli vatanseverlerin, şehit kanlarıyla imzaladığı muhteşem bir kurtuluş destanıdır.

Bunu bütün dünya anladı da, bizdeki bazı yobazlar hala anlamadı... Ha, bir de FETOcu hainler anlayamadı... PKKcılar domuz gibi anladı da sevmedi...

Yobazlar + FETO + PKK + DAESH .... Hepsi yerin dibine batsın! Lozanımız gerçek yurtseverlere kutlu olsun!...

Türkiye'nin sınırları, devleti, hükümeti uluslararası hukuk alanında tanındı; kapitülasyonlar kalktı... İnsan sınıfına geçtik.

 

Eleştirmenler diyor ki, efendim, adalar kaybedilmiş. Adalar daha Balkan savaşlarında kaybedildi, yani Birinci Dünya Savaşından önce. Osmanlı’nın o günlerdeki acınacak durumu herkesin malumu. Beşyüz yıllık koca Balkanlar gümbür gümbür bir senede kaybedilmedi mi?

Efendim, Musul alınamamış. Dünyanın en büyüklerine karşı yoksul, bıkkın, yorgun ve yaralı bir halkla mücadele ediyorsun. Masaya yumruğunu vurmakla, bağırmakla olacak bir iş değil ki. İşin bir gercekisi var herhalde. Atma, tutma ile olmuyor. Teknolojin yok, ekonomik gücün sıfır, elde avuçta hiçbirseyin yok... Silahın, cephanen yok… Askerine doğru-dürüst yemek bile çıkaramıyorsun… Eh, blöfle de herhalde dünyanın en güçlü ülkelerini masa başında yenemezsin... Lütfen artık biraz gerçekçi olabilir miyiz?

Efendim, Hatay alınamamış. Hatay 1939 da referandum ile, tek kurşun atmadan zaten geldi. Ama altyapı Lozan'da kuruldu... Bu harika sonuç için “Bundan iyisi Şam’da kayısı” demez mi atalarımız…

Efendim, boğazlar muallakta kalmış (kesin sonuca ulaştırılamamış). O da 1936 Montrö anlaşması ile çözülmedi mi? Onun da altyapısı Lozan'da yaratılmadı mi?

Efendim, Patriklik istanbul'dan gönderilmek istenmiş ama gönderilememiş. Patriklik konusu Tarihin derinliklerine inen çok çetrefilli bir konudur. Tamam, Osmanlı Rumlarının büyük bir çoğunluğu BDŞ sırasında işgalcilere çalıştı, ihanet içinde oldu, kanımızı döktü... Hepsi doğru. Ama bağımsızlık savaşını biz kazandık; onlar da büyük bedeller ödedi; sonra mübadeleler oldu; köprünün altında çok sular aktı. Lozan'a bu başarılar ve gerçeklikler ışığında vakur Türkler olarak gittik, yenilmiş-ezik-büzük Osmanlı olarak değil... Lozan'dan sonra da zaten taşlar yerine oturdu.

Efendim Halifelik Ingilizlerin dayatması ile kaybedilmiş. Alakası yok. Halifelik kaldırılırken TBMM'den geçirilen yasada şöyle dikkatli bir ifade var: "Halifelik hakları TBMM nin şahsında (yani milletin hakimiyetinde) mündemiçtir (icerilmistir)." Bu ne demek? Su demek: "Biz şimdi halifeliği kaldırdık ama Halifelik hakkını kimseye devretmedik. Bu hak, Türk halkında olmaya devam edecektir. Yani yarın bir gün, Ingilizler o meşhur perde-arkası ayak-oyunları ile Mekke Şerifi Hüseyin'i, Suud'u, Mısır Hidivini, veya hatta Vahdettin'i Hindistan'a gönderip, bir oldu-bittiyle yeni halife tayin etmeye kalkar da, Hindistan müslümanlarını kullanarak tüm Islam dünyasını yönetmeye kalkarsa, bu kirli oyun anında bozulacaktır." Bu ifade çok akıllı ve etkili bir adım olmuştur.

Efendim, TC Ankara hükümeti ve TBMM keşke Osmanlı diplomatlarını ve arşivlerini kullansa ve daha hazırlıklı olsa imiş. Bir kere 30 kişilik o muhteşem TBMM ekibinin hazırlıklı olmadığını kim söylüyor? Ismet Pasa’nin uzun açış konuşmalarında, Ermeni ihanetlerine de değinen ayrıntılı ve belgeli açıklamaları, toplantı başkanı olan Ingiliz politikacının tepkisini çekmiş “Ya bıktık bu uzun uzun tarihi açıklamalardan” sözünün kongre kayıtlarına geçmesine neden olmuştur. Yani söylenmesi gereken hiçbir söz kursağımızda kalmamıştır; hepsi söylenmiştir. Zaten Lozan ekibi, birkaç yıl öncesine kadar hepsi Osmanlı değil miydi? Bunlar ayda mi doğdu, büyüdü? Buna rağmen Istanbul diplomatlarını ve arşivlerini kullanmak hakim devletlere (Ingiltere, Fransa, Rusya, gözlemci Amerika ve diğerlerine) yanlış mesaj gönderirdi. “Bak, Osmanlı’sız yapamıyorsunuz.” demelerine neden olurdu. Bağımsızlık savaşına karşı çıkan, devrimi anlamayan Osmanlı’nın Lozan’da ne işi olurdu ki? Bizim Lozan’da yalvaran, kişiliksiz, baştan savmacı, ufuksuz, vizyonsuz, cesaretsiz, insanlara ihtiyacımız mi vardı ki Osmanlı diplomatları ve/veya politikacıları da çağırılsın?

Gördüğünüz gibi Lozan eleştirilerinin sağlam hukuki veya tarihi dayanakları yok. Hiç yok!

Daha fazlasını istemez miydik? Elbette isterdik. Kim istemez ki? Ama bu biraz da Türkiye'nin bugün her konuda dünya lideri olmasını istemeye benzemez mi? Teknoloji, ekonomi, spor, eğitim, sağlık, her konuda lider... Ne güzel olur, değil mi? Olur da, istemekle hemen olacak iş mi acaba?

Lozan'da, 1923 Kasım -1924 Temmuz arasında, iki dönem halinde ve kıran kırana geçen görüşmelerde, eldeki olanak ve kaynaklarla yapılabileceklerin en iyisi yapılmıştır. Türk ordusunun, Lozan görüşmeleri sırasında tam üç defa teyakkuz (savaşmaya hazır ol) haline geçirildiğini kaç eleştirmen bilir acaba? Öyle bazı gericilerin yaptığı gibi, bilgisizce atıp-tutmak kolay tabii...

Lozan, aziz şehitlerimizin kanlarıyla yazdığı bir hukuki gerçekliktir... Lütfen biraz merak edelim, okuyalım, ve Lozan'in kıymetini anlayalım...

Çünkü bir mirasın değerini anlamayan veya bilmeyen, o mirası asla koruyamaz…