İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üstünden bir ay geçmiş olmasına rağmen, seçim sonuçları İran'ın siyasi elitleri arasındaki hararetini korumaya devam ediyor.

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üstünden bir ay geçmiş olmasına rağmen, seçim sonuçları İran'ın siyasi elitleri arasındaki hararetini korumaya devam ediyor. İran meclisine ve Ayetullah Humeyni'nin türbesine yapılan çifte saldırı dahi seçim tartışmalarını gölgelemeye yetmedi. Bununla birlikte, seçimleri düzenlemekten sorumlu içişleri bakanıyla seçimleri denetleme organı Muhafızlar Konseyi'nin arasında günlerce süren ihtilafın ardından, sonunda Muhafızlar Konseyi 'beyaz sarıklı' Hasan Ruhani'nin 'siyah sarıklı' (Şiilikte geleneksel olarak seyyidler siyah sarık sarabilir) İbrahim Reisi karşısında kazandığı zaferi onayladı. Ne soy olarak nispeti ne de İmam Rıza Türbesi'nin emanetçi muhafızı olmak Reisi’ye cumhurbaşkanlığını kazandırabildi.

Aslında Reisi de dini altyapısının kendisine seçimleri kazandırmaya yetmeyeceğini hissediyordu. Bu nedenle şahsi ve siyasi seviyelerde senelerdir savunageldiği birçok düsturu, genç seçmenleri cezbedebilmek için çiğnedi. Bu bağlamda en dikkat çekici örnek, bir yeraltı rap sanatçısı olan 'Tataloo' ile oturup sohbet ettiği ve sosyal medyada çokça paylaşılan bir video klibin yayınlanması oldu.

Reisi'nin seçimde temsil ettiği muhafazakâr cenah, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin hükümetini, sanatçılara ve müzik etkinliklerine müsamaha gösterdiği için eleştiriyordu. Muhafazakârlar sanatçıları da müzik organizasyonlarını da Batı'nın kültürel saldırılarının bir parçası olarak görüyorlar. Reisi'nin kayınpederi ve aynı zamanda Meşhed'de kılınan Cuma namazlarının imamı ve Dini Lider'in şehirdeki temsilcisi olan Alemü'l-Hüda, eyaletteki her türlü müzik organizasyonuna tek başına direniyordu. Reisi'nin bu konudaki samimiyetini sınamak için, Tataloo'ya Meşhed'de konser izni çıkartmasını istemesi için birileri Cumhurbaşkanı Ruhani'ye tavsiyede bulunmalı.

Esasen hem muhafazakâr hem de ılımlı-reformcu cenah, İslam Cumhuriyeti'nin demokratik olmayan yapısına güvenme konusunda 'aynı sayfadalar'. Aralarındaki tek fark, bu siyasi sistemin nasıl bir yöntemle kurtarılması gerektiğine dair görüşlerinde. Dış politika alanında, muhafazakârlar çatışmayı tercih ederken ılımlı-reformcular uzlaşmak gerektiğine inanıyor. Aynı şekilde, muhafazakâr cenah iç siyasette bir 'demir-yumruk' tavrı kullanılmasını, ılımlı-reformcu cenah ise kadife yumruğu tercih ediyor. Bu yüzden, İslam Cumhuriyeti'nde bu iki yaklaşımdan hangisi galip gelirse gelsin, iktidar tekeli din adamlarında olmaya devam edecek. Dolayısıyla seçimlerden olağanüstü neticeler beklenmemeli. Ancak buna rağmen 12. cumhurbaşkanlığı seçimleri ortaya tartışmayı gerektiren bazı meseleler koydu ve bunlara ışık tuttu.

Seçim hilesi iddiaları

İslam Cumhuriyeti'nde seçimlerin idaresi konusunda her zaman soru işaretleri olmuş, fakat bu sorular müesses nizamdan hiçbir zaman ilgi görmemiştir. İran'ı yöneten elitler bu soruları genellikle İslam Cumhuriyeti'nin düşmanlarına, Siyonizmin ve emperyalizmin ajanlarına izafe ederler. Fakat 12. cumhurbaşkanlığı seçimleri bu eğilimi tamamen tersine çevirdi: İslam Cumhuriyeti'nde ilk kez müesses nizamın desteklediği bir aday seçimlerde hile yapıldığı iddiasını ortaya attı.

Seçimden sadece birkaç saat sonra İbrahim Reisi'nin seçim kampanyasından sorumlu en üst düzey yetkili, yapılan usulsüzlüklerin seçim suçları seviyesini aştığını ve organize hileye girdiğini iddia etti. Reisi ayrıca Muhafızlar Konsey'inin başı olan Ayetullah Ahmed Cenneti'ye bir mektup yazarak seçimler esnasında yapıldığı iddia edilen usulsüzlük ve hileleri protesto etti. Ayrıca iddiasını desteklemek üzere yüzlerce belge sunduğu da açıklandı.

Muhafızlar Konseyi'ne protesto

Seçim sürecinin yönetimine dair eleştirilere ilaveten, İslam Cumhuriyeti'nin bütün bir seçim sistemine karşı muhafazakâr cenahın içinden bir şekilde meydan okunmuş oldu. Nitelikleri uygun görülmediği için Muhafızlar Konseyi tarafından adaylığı reddedilen eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve yardımcısı Hamid Bekai oy kullanma merkezine birlikte gittiler. Ahmedinejad'ın hangi adaya oy verdiği net olmamakla birlikte, Hamid Bekai oy pusulasını gazetecilere gösterdi. İşin garip tarafı, Bekai oy pusulasına nitelikleri onaylanmış ve resmen tanınan bir adayın ismini yazmak yerine Ahmedinejad'ın ismini yazmıştı. Bekai'nin bu hareketi Muhafızlar Konsey'ine, onun adayları inceleme yöntemine ve İslam Cumhuriyeti'ndeki seçim sisteminin meşruiyetine yönelik yapılmış açık bir protesto olarak okunabilir.

On ikinci cumhurbaşkanlığı seçimleri aynı zamanda muhafazakâr cenahın yönelimini de değiştirdi. Adından da anlaşılacağı gibi, 'muhafazakâr cenah' devrimci fikirleri savunuyor ve İslam Cumhuriyeti'nin ideallerine vurgu yapıyor. Öte yandan, reformcu cenah sol kanattan doğdu ve eşitlikçiliğe odaklanıyor. Seçim kampanyasında muhafazakâr adaylar solcu izlenimi verdiler ve ekonomik konular üzerine yoğunlaştılar. Örneğin, 'yüzde 4 zenginle' 'yüzde 96 fakir' arasında olduğu söylenen uçuruma muhafazkâr adaylar vurgu yaptı, ılımlı-reformcular değil. Bu hal, İslam Cumhuriyeti'ndeki siyasi güçler arasında ideolojik bir kriz olduğunu gösteriyor.

Ruhani'nin son dakika stratejisi

Bununla birlikte, seçim sonuçları artık tasdik edilmiş halde ve Ruhani önümüzdeki dört yıllık dönemde İslam Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı olarak görevde kalacak. Ancak zaferini önceki dönemdeki performansına değil, seçimden önceki son günlerde takip ettiği stratejiye borçlu. Yürütme hariç bütün devlet mekanizmasının Reisi'nin arkasında saf tuttuğunu gördüğünde, Ruhani için seçimler bir hayat-memat meselesi haline gelmişti. Sonuç olarak, (yer yer kırmızı çizgileri aşacak derecede) sistem eleştirilerine hız verdi. Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin resminin dahi asılması İran'da resmen yasaklanmış olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Ruhani halk buluşmalarında kendisini dinleyenlere Muhammed Hatemi'nin selamlarını iletti. Ayrıca Yeşil Hareket'in liderlerinin ev hapsinin bitirilmesi konusunda da açıkça konuştu. Hepsinden öte, Muhafızlar Konseyi, Devlet Televizyonu, Devrimi Muhafızları gibi tamamı Dini Lider'in doğrudan kontrolü altında olan, cumhuriyetçi olmayan kurumları eleştirdi.

Ruhani'yi bekleyen zorluklar

Cumhurbaşkanı Ruhani'nin seçim stratejisi kendisini artık geri dönüşü olmayan bir noktaya getirdi. Bu sloganlardan geri çekilmek çok zor. İslam Cumhuriyeti'nde iktidarın en fazla yüzde 20'sini elinde tutacak olmasına rağmen, birkaç önemli zorluğu ele almak durumunda. Bu zorluklar üç temel konuya ayrılabilir:

Birincisi, Ruhani halkta çok büyük beklentiler yarattı. İranlılar Cumhurbaşkanı Ruhani'nin cumhuriyetçi olmayan kurumların ve paralel yetkililerin yetki tecavüzlerine karşı durmasını bekliyorlar. Bu paralel yapılar, devletin içindeki devletler. Bu halleriyle Ruhani'nin yetkisini baltalamak ve hükümetinin resmi emirlerine meydan okumak için ortaya çıkan hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Örneğin, seçimden sadece yedi gün sonra, Devrimi Muhafızları, görünüşte İslam Cumhuriyeti'nin dış politika alanındaki en önemli belirleyicisi konumunda olduğunu ortaya koymak için, balistik füzelerin üretildiği yeni bir yeraltı tesisini ortaya çıkardı. Devrim Muhafızları, Tahran saldırılarından sonra, İran dış politikasındaki rolünü pekiştirmek için yi bir fırsat yakalamış oldu. Şimdiden doğu Suriye'deki DEAŞ mevzilerine meçhul sayıda füze attı. Bu arada Devrim Muhafızları’nın sözcüsü, Suudi Arabistan'ı kastederek, bu saldırıların DEAŞ'ın bölgesel müttefiklerine açık birer ikaz olduğu vurgusunu yaptı.

Ruhani'nin iktidarın en fazla yüzde 20'sine sahip olduğu göz önüne alındığında, bu kurumları kontrol altına alması kolay olmayacak. Ruhani de bu gerçeğin farkında. Böyle olmasına rağmen, Ruhani 3 Haziran'da İran ulusunun sadece bir Dini Lider ve bir anayasa kabul ettiğini, dolayısıyla hükümetin 'her şehirde bir dini lider' meselesine tahammül göstermeyeceğini söyledi.

Sünniler için bir ilk

İkincisi, seçim sonucunun mikro analizi, etnik-dini azınlıkların, özellikle Sünnilerin, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin zaferinde önemli rol oynadığını gösteriyor. Aslında Sünniler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde daima belirleyici olmuştur. Fakat bu kez oynadıkları rol çok açıktı; kimse bunu görmezden gelemedi. Bu nedenle Sünnilerin fiili lideri konumundaki Şeyhülislam Mevlana Abdülhamid, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin seçim kampanyasının aktivistlerinden oluşan kalabalığa hitap etmek için 24 Mayıs'ta Tahran'a davet edildi. İlginçtir ki konuşmasının özünü, siyasi laikliğe yapılan net bir talep oluşturdu. Belki de türünün ilk örneği olarak, siyasi laiklik talebi bir hükümet binasında, bir din adamı tarafından, bir siyasi toplantı sırasında ortaya kondu. Mevlana Abdülhamid'in konuşması, dinleyiciler tarafından beğenildi. "Mevlana Abdülhamid'e selam olsun!" sloganıyla takdir edildi ve alkışlandı. Sünni bir din adamının, Şiilerin başkentinin merkezinde, çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu bu kadar büyük bir kalabalık tarafından takdir edilmesi de yine bir ilkti.

Sünniler huzursuz

Fakat kutlamalar ve takdirler geride kaldı. Müesses nizam, Sünnileri, Cumhurbaşkanı Ruhani'ye verdikleri destekten dolayı affedemez. Onları sonuna kadar gözetim atlında tutacaktır. Diğer bir deyişle Sünni topluluk, kendisini fillerin savaşının ortasında buldu. Müesses nizam azınlıklara, oylarını Ruhani'ye vererek boşa harcadıklarını ispatlamaya çalışacaktır. Belki de bu nedenle, seçimlerden sadece 10 gün sonra, 30 Mayıs'ta Sünnilerin Tahran'daki mescidi işgal edildi, kırılıp döküldü ve mühürlendi. Etnik-dini azınlıklar, müesses nizamın elinde yaşayabilecekleri bu tür mağduriyetlerden kendilerini korumak için, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin anayasal yetkisini kullanmasını bekliyor.

Hamaney ile Ruhani arasındaki aşikar kavga

Son olarak, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin asıl meydan okuması, Dini Lider’in halefinin kim olacağı meselesiyle ilgili. Hiç şüphe yok ki Reisi müesses nizamın halef adayıydı. Seçimi Reisi kazanmış olsaydı Dini Lider kendisini gayrı-resmi olarak aday gösterebilir, böylece bu dünyadan gözleri arkada kalmadan göçebilirdi. Hatta bazı analistler bile, Reisi'nin muhtemel bir halef olduğu hakkında spekülasyonlarda bulunmuşlardı. Ancak bundan sonra, Reisi'nin ismini Dini Lider'in muhtemel bir halefi olarak zikretmek söz konusu dahi olamaz. Önümüzdeki dört sene boyunca yürütmenin başında Ruhani'nin bulunacak olması, halefin kim olacağı meselesini iyice karmaşık hale getiriyor. Belki de bu sebeple Dini Lider, İbraim Reisi'yi seçime katıldığı ve gösterdiği gayretler için alkışlarken, Cumhurbaşkanı Ruhani'ye basit bir tebriki dahi çok gördü.

Yeni dini lidere dair senaryolar

78 yaşındaki Dini Lider ardında bir halef bırakmadan ölürse, İran Anayasası'nın 111. maddesi ışığında yeni dini lider tayin edilene kadar, üç üyeli dini liderlik konseyi ülkeyi yönetir. İslam Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı olarak Ruhani, bu konseyin üyelerinden biri olacaktır. Sadece bu da değil; Ruhani uzmanlar meclisinin de üyesi ve dolayısıyla öyle bir durumda Ruhani'nin oynayabileceği büyük anayasal rolün farkına varmalıyız. Gerçekten durum böyle olursa, Ruhani için idealden kötüye doğru derecelendirebileceğimiz dört senaryo öngörülebilir.

Birincisi, 1989'daki Hamaney gibi, Cumhurbaşkanı Ruhani bir sonraki dini lider olur.

İkincisi, Ali Ekber Haşimi Rafsancani gibi, Ruhani 'cübbesinin kolundan' bir ismi çıkarır ve onun bir sonraki dini lider olması için şartları zorlar.

Üçüncü ihtimal, İran’ın Mihail Gorbaçov'u gibi ortaya çıkarak, İslam Cumhuriyeti'nin Hamaney'le birlikte öldüğünü ilan etmek.

Dördüncüsü ise Devrim Muhafızları’nın, kendi dini liderini tayin etmek için sürece müdahil olması ve sonra tıpkı 1981'de Ebu’l-Hasan Beni Sadr'ın başına gelenler gibi, Ruhani'yi görevini bırakmaya zorlaması.

Her bir senaryonun gerçekleşmesi, çeşitli faktörlerin son derece karmaşık bir şekilde etkileşiminin bir sonucu olacaktır.

ruhani ile ilgili görsel sonucu

AA