Devlet Bakanı Faruk Çelik, ''Taslağını Başbakanlığa sevk ettiğimiz Dış Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, geçmişte yaşadığımız acıları daha organize bir şekilde dünya kamuoyunun gündemine taşıma hususunda önemli çalışmalar yürütecektir'' dedi.
Başbakanlık, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ve Bursa Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen ve üç gün sürecek olan ''Yakın Tarihiminde Türk ve Müslüman Soydaşlarımızın Maruz Kaldığı İnsan Hakları ve İhlalleri'' konulu sempozyum, Bursa'da başladı.

Devlet Bakanı Faruk Çelik, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin, iyilikle kötülüğün, savaşla barışın, hoşgörüyle zulmün bitmez tükenmez rekabetinin tarihi olduğunu söyledi.

Özlerinde zıt olan, ancak birbirlerini var eden bu kavramların aktörü ve mağdurunun daima ''insan'' olduğunu vurgulayan Çelik, insanların bu kavramların hangi tarafında yer aldığını ise sahip olunan ahlaki ve insani değerlerin belirlediğini ifade etti.

-FATİH SULTAN MEHMET'İN FERMANI

Çelik, Fatih Sultan Mehmet'in 1463 yılında yayınladığı ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tüm dünya ülkelerinin diline çevrilen fermanının, Türk insanının ecdadında var olan sevginin, hoşgörünün ve adaletle yönetme anlayışının en güzel örneklerinden biri olduğunu hatırlatarak, şöyle dedi:

''Din ve vicdan özgürlüğü konusundaki en eski belgelerden biri olarak kabul edilen bu ferman BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nden 485, Avrupa Konseyi Ulusal Azınlık Hakları'nın Korunması Antlanması'ndan 538 yıl önce temel hak ve hürriyetleri güvence altına almıştır.''
Osmanlı idaresinde geçen 500 yıl boyunca kavga ve katliamın yaşanmadığı, barışın ve huzurun hakim olduğu, herkesin inancını istediği gibi yaşadığı Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu'da 20. yüzyılın sonunda insanlık dışı olayların yaşandığını ve bu olayların hala hafızalarda yer aldığını ifade eden Çelik, ''Ne yazık ki bu durum sadece Osmanlı coğrafyasında yaşayan soydaşlarımızla sınırlı değildir. Bunun dışında kalan Türk ve İslam beldelerinde de bu tür acı olaylar vuku bulmuştur, bulmaya da devam etmektedir'' diye konuştu.

-SOYKIRIM SUÇU

İlk olarak 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile yasal bir tanıma kavuşan soykırım suçunun Nazilerin Yahudilere uyguladığı soykırımla hafızalarda yer ettiğini anımsatan Çelik, şunları söyledi:

''Ancak soykırım denen insanlık dışı vahşetin ezberlerin aksine geçmişte sadece Yahudilere reva görülmediğinin, Türklerin ve Müslümanların da katliamların ve soykırımların mağduru olduğunun tüm dünya milletleri tarafından bilinmesinin, en azından vicdanlarda yer etmesinin önemli olduğu kanaatindeyim. Kırım Türkleri'nin Sibirya'da ölüme mahkum edilmeleri, Ahıska Türkleri'nin binlerce yıllık vatanlarından koparılmaları, Balkanlardaki Müslüman unsurların çektiği acılar Orta Doğu'da ve Doğu Türkistan'da yaşananlar, Hocalı katliamı gibi pek çok insanlık suçunu uygar dünya maalesef seyretmekle yetinmiştir.''

-DIŞ TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI


Çelik, soykırımın mağdurunun sadece soykırıma uğrayan toplumların değil, bütün insanlık olduğunu belirtti.

''Geçmişte yaşananları asla unutmadan, ama o acıları kin ve nefrete dönüştürmeden, toplumsal hafızalarımızı canlı tutmalı ve birbirimize kenetlenmeliyiz'' diyen Çelik, şöyle devam etti:

''Şu anda taslağını Başbakanlığa sevk ettiğimiz Dış Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı geçmişte yaşadığımız acıları daha organize bir şekilde dünya kamuoyunun gündemine taşıma hususunda önemli çalışmalar yürütülecektir. Yani böyle bir yasa tasarısı bakanlığım tarafından hazırlanmıştır. Bu arada, yoğun bir şekilde açılımları izliyorsunuz. Bu açılımlar Türkiye için önemlidir. Bu açılımlar olmalıdır. Ama Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar büyük bir coğrafyada hüküm sürmüş, yaşamış, soydaşlarımız vatandaşlarımız, akrabalarımıza karşı da bir Türk açılımının belki de bir başlangıcını bugün gerçekleştiriyoruz. Biz tarihi yargılamak veya tarihte yaşananların istismarı peşinde değiliz. Çünkü biz kimliğimizi yaşadığımız acılar üzerine değil, binlerce yıllık medeniyetimizin adaletle ve hoşgörüye dayanan yönetim anlayışımızı ve 'yaradılanı yaradandan ötürü seven' yüksek bir erdemin üzerine bina ettik. İşte bu yüzden, tarihten ders çıkararak çocuklarımıza kin ve nefreti değil, sevgiyi ve hoşgörüyü miras bırakmanın gayreti içindeyiz.''

AA