İtalya Cumhurbaşkanı Giorgino Napolitano, Türkiye'nin AB sürecinde müzakereler devam ederken, sürecin Türkiye'nin tam üye sıfatıyla AB'ye kabul edilişiyle sonuçlanmayacağının, kendisine farklı bir statü perspektifi sunulması gerekliliğinin peşinen kabul edilmesinin yersiz olduğunu söyledi.

Napolitano, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde (DTCF) ''Geçmişin Mirası ve Geleceğin Meydan Okumaları- Küresel Dünyanın Yeni Dengelerinde Türkiye ve Avrupa'' başlıklı bir konferans verdi.

Türkiye'ye yapmakta olduğu ziyaretin Avrupa'nın entegrasyon süreci tarihinde önemli bir dönemine rastladığını belirten Napolitano, AB üyesi ülkelerin 2007 Aralığında Lizbon'da imzalamış olduğu anlaşmanın, uzun ve sancılı bir sürecin ardından yürürlüğe girmek üzere olduğunu anımsattı.

Birliğini güçlendirmek ve dünya sahnesinde ağırlık sahibi olmak isteyen Avrupa'nın önünde yeni fırsatlar bulunduğunu kaydeden Napolitano, Berlin Duvarının yıkılışının 20. yıl dönümünün, insanları dünyanın bu süre zarfında nasıl değiştiğini düşünmeye ittiğini söyledi. Napolitano, "2008 yılında patlak veren küresel finans ve ekonomik krizin etkisi ile açıkça ortaya konmuş olan bu denli derin değişimlerin gerekli kıldığı kritik tercihlerden, Avrupa Birliğinin kaçınması mümkün değildir" diye konuştu.

Türkiye-Avrupa ilişkisine ait problemleri, bu senaryo çerçevesinde değerlendirmek istediğini belirten Napolitano, "Bu değerlendirmeyi, Avrupa'nın birliğinin ve entegrasyonunun koyu bir savunucusu olan bir İtalyan olarak gerçekleştireceğim" dedi.

Aralık 2004 kararında sürecin "açık uçlu" olduğuna, "varacağı noktanın öncesinden tahmin edilmesinin mümkün olmadığına" dair bir ibarenin de bulunduğu kaydeden Napolitano, "Ancak müzakereler devam ederken ve sonuçlanmasına daha çok varken, sürecin Türkiye'nin tam üye sıfatıyla Birliğe kabul edilişiyle sonuçlanmayacağının, kendisine farlı bir statü perspektifi sunulması gerekliliğinin peşinen kabul edilmesi de yersizdir" diye konuştu.

Bir İtalyan olarak, 1950'li yılların başında İtalya'nın Avrupa projesine, dolayısıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunun, akabinde de Avrupa Ekonomik Topluluğunun kurulmasına iştirak etmesinin, stratejik değere sahip bir siyasi tercihin ürünü olduğunu belirten Napolitano, İtalya'nın uluslararası konumuna da bağlı olan bu tercihin asıl kaynağını, kültürel bir kuluçka döneminden geçmiş olan, önemli idealist anlama sahip, tarihsel bir vizyondan aldığını ifade etti.

İtalya'nın güçlü bir Avrupa hayali geliştirdiğine işaret eden Napolitano, 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçilen, ünlü bir ekonomist, liberal düşünür ve faşizm karşıtı olan Luigi Einaudi'nin, "Avrupa Birleşik Devletleri" olgusunu ortaya koyduğunu anımsattı.

Faşizmin çöküşünün akabinde İtalyan tarihçi Federico Chabod'un, Avrupa fikrinin köklerini ve özelliklerini araştırıp, Avrupa'nın "coğrafik sınırların dışında, dini olmayan, dünyevi ve laik özelliklere sahip bir topluluk olarak" tanımlanmasının, 16. yüzyılda yaşamış olan ünlü İtalyan Niccolo' Macchiavelli'ye ait olduğunu ifade ettiğini belirten Napolitano, Chabod'a göre o Avrupa fikrinin ana özelliğinin, "Asya tarzı despotluğa" karşı geliştirilen özgürlük ruhu ve bunun yanı sıra "ortak hukuk ilkeleri" olduğunu söyledi.

-AVRUPA'NIN SINIRLARI-

Son yıllarda, Avrupa kimliği konusunun çok tartışıldığını belirten Napolitano, ünlü Fransız tarihçi Lucien Febvre'nin 1944 ila 45 yılları arasındaki analizinin olağanüstü derinliğini ve geçerliliğini koruduğu belirtti.

Napolitano, Febvre'nin "Avrupa: Bir Medeniyetin Yaratılışı" başlıklı eserinin "güçlü anlamlarla yüklü bir sayfa" ile başladığını ifade ederek, şöyle devam etti:

"Avrupa dediğim bir kıta, dünyanın coğrafik bir kısmı, beyaz insanlığın bir ırkı değildir; nitekim hiçbir antropolog, hiçbir etnolog, bir Avrupa ırkından bahsetmeyi aklının ucundan geçirmemiş, etnik farklılıkların en muhteşeminin yerine, konvansiyonel veya propaganda amaçlı hayali bir ırkı koymayı düşünmemiştir. Benim Avrupa olarak adlandırdığım bir tarih birliğidir, tartışmaya açık olmayan, inkar edilemeyen bir tarih birliğidir, kesin bir tarihte oluşan bir birlik, yakın bir geçmişe dayanan, ortaya çıkışından kesin emin olabildiğimiz bir birlik; nitekim Avrupa, bugün adlandırdığımız ve okuduğumuz şekli ile, Ortaçağ'ın bir ürünüdür; diğer tüm tarihsel birlikler gibi, farklılıklardan, önceki tarihsel birliklerin kalıntılarından oluşan eski tarihsel birliklerden koparılan parçalardan oluşan bir birlik."

Avrupa'nın oluşu hakkındaki bu ve bunun gibi tarihsel araştırma ve değerlendirmelerin her zaman için ihtilaf konusu olduğunu kaydeden Napolitano, "Ancak, Fransız tarihçinin 'birbirlerinde çok farklı olan, bazıları Akdenizli, bazıları Okyanus kıyısında veya kuzeyden gelen, diğerleri doğulu, farklı kaderleri takip eden, ancak ortak medeniyete katkıda bulunan, bir idealin veya en azından müşterek bir medeniyetin savunucusu ülkelerin dayanışması' şeklindeki 'reel ve canlı Avrupa' tanımı kanaatimce son derece önemlidir" dedi.

Bu değerlendirmenin ışığında Febvre'in "Ural Dağları'nın oluşturduğu sahte sınırlar" ile kısıtlanan kıta kavramını reddettiğini ifade eden Napolitano, Febvre'nin şu sözlerine dikkati çekti:

"Avrupa'nın sınırları, Avrupa medeniyetinin sınırlarıdır. Ancak Avrupa medeniyetinin sınırları sabit değildir. Hareketli olan bu sınırlar sürekli olarak hareket etmekte ve genelde Doğu'ya doğru yol almaktadır."

-OSMANLI İMPARATORLUĞU "AVRUPALILAŞTI"-

Türkiye'nin uzun asırlara yayılan tarihçesine polemikle yaklaşanlar ile uzun bir geçmişin tutsağı olarak görünenlerin Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldan itibaren Avrupa'ya yaklaşmaya başladığını, 'Avrupalılaştığını' unutmamaları gerektiğini belirten Konuk Cumhurbaşkanı, "Zorlu bir modernleşme ve kısmi veya yarım kalmış reformlar süreci somut olarak unutulmamalıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün sonrasında bu süreç, Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile doruğa ulaşmıştır: Türk toplumunun Avrupa'ya dönük şekilde değişimine dair tercih, 1924 Anayasasından başlayarak ortaya konmuştur" dedi.

Napolitano, "Topluluğun ve akabinde de Birliğin temelinde yer alan ve 2. Maddede zikredilen değerlere saygı gösteren ve yaygınlaştırılmaları yönünde çaba sarf edeceğini taahhüt eden her Avrupa ülkesi, Birliğin üyesi haline gelebilir" dedi.

Aralık 2004'te, Türkiye'nin geniş kapsamlı reformlar sürecinde elde etmiş olduğu belirgin gelişme ve çabaların süreceğine dair yaygın kanaat ışığında, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığı sonucuna varıldığını anımsatan Napolitano, katılım müzakerelerin 2005 tarihi itibariyle açılmasına karar verildiğini kaydetti. Napolitano, "Bu kararda Konseyin, 'müzakerelerin paylaşılan hedefi, Türkiye'nin Birliğe katılımıdır' cümlesine yer verdiğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu karardan geri adım atılmasının Birliğin kredibilitesini düşüreceğini, bunun da sadece Türkiye'nin ve Türk Halkının gözünde gerçekleşmeyeceğini rahatlıkla ifade edebilirim" diye konuştu.

-"OBJEKTİF ANCAK ÖN YARGILI OLUNMAMALIDIR"-

19 Ekim günü Avrupa Komisyonunun müzakerelere konu olan kısa ve uzun vadeli önceliklerle ilgili olarak kaydedilen gelişmeleri kapsayan "ışık ve gölgelerle dolu" bir İlerleme Raporu yayınladığını hatırlatan Napolitano, Birlik ve üye ülkelerin temsilcileri ile bunların kamuoyları açısından endişe teşkil eden bazı temel sorunlar, müzakerelere konu olan başlıklar ve önceliklerin yer aldığını belirterek, bunların arasında askeri güçlerin sivil kontrolü, yargının bağımsızlığı, insan hakları ile azınlıkların korunması, din hürriyeti ile buna fiilen saygı gösterilmesine yönelik hoşgörü ortamının oluşturulması, gayri Müslim dini toplulukların haklarını kullanabilmeleri ile gayri Müslim azınlıklar din eğitimi görebilmelerini saydı.

Napolitano, "Bu ve diğer konularla ilgili olarak, somut olaylara bakılması, Türkiye'deki reform sürecinin somut gelişimlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Objektif ancak ön yargılı olunmamalıdır. Türkiye'nin üyeliğine son derece olumlu bakan ve Athisaari başkanlığındaki Bağımsız Komisyonun dahi, geçen Eylül ayında yayınladığı raporda, Türkiye'deki reform sürecinin yavaşlamasını tenkit ettiği ve 'Ülkenin Avrupa normlarına uyumlu hale getirilebilmesi adına Türkiye'nin yeni ve önemli projelere imza atması' gerekliliğine işaret ettiği unutulmamalıdır. Rapor ayrıca, Kıbrıs'ta yaşayan Türk ve Rum toplumları arasındaki ilişkilerin kritik düzeyini enerjik bir dille ele almış, üzerinde mutabık kalınacak bir çözüme ulaşacak müzakerelerin mutlak gerekliliğine işaret etmiştir. Bu bağlamda Avrupa Birliği'nin güçlü ve yoğun çabası ile Türkiye?nin kararlı bir teşvik ve ikna müdahalesi gereklidir. Ankara Protokolünün onaylanması gibi cesur kararlar, buna dahildir" diye konuştu.
Türkiye'nin dış politikasında ve diplomatik girişimlerinde kaydedilen gelişmelerin de dikkate değer olduğunu ifade eden Napolitano, Türk ve Ermeni dışişleri bakanlarının Zürih buluşmasının ve bu çerçevede imzalanan protokollerin dikkatlerden kaçmadığını söyledi.

Napolitano, "Türkiye'nin coğrafik ve tarihsel açından konumlanmış olduğu geniş ve kritik bölgedeki rolü, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki işbirliğin entegrasyonla sonuçlanacak şekilde giderek geliştirilmesinin temelindeki karşılıklı menfaatin temel unsurlarından bir tanesidir. Bunun yanı sıra, İslamiyet'le, Müslüman dünya ile olan ilişkinin temsil ettiği unsur da yer almaktadır. Bu unsur, sayısın Avrupa ülkesinin hali hazırda içinde barınmaktadır."

-TÜRKİYE'NİN AB AÇISINDAN ÖNEMİ-

Dünyanın değişikliğe uğradığını, küreselleşip ve birbirine bağlı hale geldiğini belirten Napolitano, "Bu durumun en önemli kanıtı, son iki yılda kaydedilen finansal ve ekonomik krizdir. Aynı zamanda da, küreselleşmenin meyveleri ve fırsatlarına dengeli ve yaygın bir şekilde ulaşılabilmesini sağlayan, genel çıkarlar doğrultusunda etkisiz hale getirilmesi gereken gerilim ve kökten dinci terör gibi, tehditlerin unsurlarının yer aldığı geniş bölgelerde sürdürülebilir büyümeye, istikrara ve barışa imkan tanıyan bir yönetim ihtiyacı ortaya konmuştur" dedi.

Türkiye'nin entegrasyonunun Avrupa Birliği açısından önemini kavramanın güç olmadığını ifade eden Napolitano, bahse konu önemde Türkiye ekonomisinin dinamizmi ve özellikle de mevcut ve müstakbel enerji tedarik yolları büyük rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra siyasi açıdan Türkiye, İslam dünyasının ılımlı yönde gelişimine katkıda bulunabilecek olan, Avrupa ile İslamiyet arasında köprü ülke konumundadır. Bunun ötesinde Türkiye'nin demografik, jeopolitik ve askeri ağırlıklarını da göz önüne alacak olursak, Birlik üyesi ülke sıfatı ile Avrupa'nın bir güç olmasında yapacağı katkı apaçık ortadadır."

"Genişleme sürecinin, Avrupa entegrasyon sürecini sulandırabileceğine dair çekincelere zamanında kulak verilmesi ve uygun çözümlerin sunulması gerekirdi" diyen Napolitano, bunun günümüzde Türkiye'nin üyeliğine bazı kesimlerce öne sürülen en önemli çekince olduğunu belirtti.

AA