Pakistan hükümeti son dönemde Beyaz Saray'ın duymak istediklerini söylüyor olabilir. Ancak Pakistan medyası ve kamuoyunun ABD'ye öfkesi çok açık.

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın Pakistan ziyareti de, Washington'ın bu öfkenin farkında olduğunu gösteriyor.

Clinton'ın Lahor'da üniversite öğrencileriyle, İslamabad'da da ülkenin önde gelen gazetecileriyle bir araya gelmesi doğru adımlar olabilir.

Ancak Pakistanlıların Amerika ile ilgili düşüncelerini değiştirmek için bundan daha fazlası gerekiyor.

Pakistan'ın en büyük dinci partisi Cemaat-i İslami'nin lideri Münevver Hasan, "Amerika Pakistan'ın anarşiye sürüklenmesini istiyor" diyor.

"Defol Amerika" adı altında ülkenin dört bir yanında protesto gösterileri tertip ediyor ve basın toplantıları düzenliyor.

"Sonunda Pakistan nükleer silahlarının güvenliğini sağlayamıyor deyip Birleşmiş Milletler'i devreye sokacaklar" diye devam ediyor.

Münevver Hasan, ABD'nin Pakistan'ın aşiretler bölgesinde düzenlediği hava saldırısında çok sayıda sivilin ölmesine ve İslamabad'daki Amerikan büyükelçiliğinin genişletilmesine özellikle öfkeli.

Ancak bugünlerde Amerika'ya öfke, sadece İslamcı politikacıların dudaklarından dökülmüyor.

Son günlerde bir hayli popüler olan bir haber tartışma programının yapımcısı Hamid Mir ile konuşuyorum.

Amerikan karşıtı olarak görülmekten hiç rahatsız olmadıklarını söylüyor ve yayınlarının Pakistan halkının görüşlerini yansıttığı söylüyor.

"Pakistan'ın tamamı Amerikan karşıtı" diye de ekliyor.

Bardağı taşıran son damla

Pakistanlıların öfkesini çeken son gelişme, Amerikan Kongresi'nde kabul edilen bir yasa.

Pakistan'a büyük çaplı mali yardım yapılmasına olanak tanıyan bu yasa ile, ABD'nin ülkelerinin iç işlerine karışma olanağına kavuştuğunu düşünüyorlar.

Clinton da temaslarında bu kaygıya değindi ve Pakistan'ın iç işlerine karışmak gibi bir niyetleri olmadığı mesajını verdi.

Amaçlarının Pakistan ile ilişkileri geliştirmek ve ülkenin 'terör' tehdidiyle başedebilmesine katkıda bulunmak olduğunu söyledi.

Söz konusu tehdit son haftalarda iyiden iyiye hissedilir olmuştu.

Pakistan Talibanı adlı grubun saldırılarında 200'den fazla kişi hayatını kaybetti.

Ancak bu saldırılarda yakınlarını kaybedenler, evlerini terk etmek zorunda kalanlar bile Amerika'ya güvenmiyor.

Tabii ki Amerika'ya yönelik bu güvensizliğin büyük bölümü, ülkenin Pakistan'ı istediği zaman kullanıp, istemediği zaman arkasını döndüğü şeklindeki tarihsel algıya dayanıyor.

Amerika günah keçisi mi?

İslamabad'daki Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nden Najam Rafik ise, Amerika'nın Pakistan'da daha fazla nüfuz sahibi olmak istemesinde şaşılacak birşey olmadığını düşünüyor:

"Pakistan, Amerika'nın nükleer silah sahibi olmasını engellemek istediği İran ile sınırdaş. Amerika'nın açık bir rekabet içinde olduğu Çin ile de doğrudan bağlantıları var. Onlar da Pakistan üzerinden, kendi ulusal çıkarlarını korumaya çalışıyorlar."

Rafik'e göre Pakistanlılar ülkedeki tüm sorunlarla ilgili olarak ABD'yi suçlamaktan artık vazgeçmeli.

"Pakistan'da siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlık var. Gıda ve enerji sıkıntısı çekiliyor. Tüm bunlardan da Amerika mı suçlu?"