Kalbiniz müthiş bir organ. O yumruk büyüklüğünde bir kas yumağı ama her gün 96 km’lik kan damarları yoluyla 7 bin 500 litre kanı bıkıp usanmadan bedeninize pompalıyor.

Kalbin yaptığı iş inanılmaz! Onun iş yükü olağanüstü bir güç, direnç ve çalışkanlık istiyor. Yetişkin birinin kalbi, 24 saatin her bir dakikasında 30 kiloluk bir ağırlığı 30 cm yukarı kaldırıp indirmeye eşdeğer akıl almaz bir işi başarıyor.

Unutmayın, kalbiniz son derece güçlü harika bir kas topudur. Ve her kas gibi o da “kullanılınca gelişir, kullanılmadığında kaybedilir” prensibiyle çalışır. Düzenli egzersiz bu gelişmenin anahtarıdır.
Yani kalp kaslarınız da egzersizle büyür, gelişir, daha da verimli hale gelir. Daha az oksijenle daha çok enerji üretir.
Özeti şudur: “Ayakta kal hayatta kal” mottomuz her yaşta geçerlidir. Kalbinize yardımcı olun.

Ferritinim neden düşük?

Ferritin bir protein, ona “demirin depo şekli” de denilebilir. Eksilen demirimizi yerine o koyar. Fazla demirimizi de o depolar. Kısacası demir dengesinden o sorumludur. Sistemde yöneticilik, kaptanlık yapar. Kanda demir azalınca o da azalmaya başlar.
Demir ölçümleri tek başına yapılmaz. Doktorunuz mutlaka ferritine de ihtiyaç duyar. İkisini birden düşük bulmuşsa eğer demir eksikliği teşhisi koyar.
Benim alt sınırlarım ikisinde de aynıdır. Bana göre, kanımızda demir de, ferritin de 50’nin altında olmamalıdır.
30’un altı “aman dikkat!”, 20’nin altı ise “acil durum” işareti sayılmalıdır.
Eksik demir de süratle yerine konmalıdır.

Karaciğeri yağlanan ne yapmalı?

Karaciğerin yağlanması önemli. Detoks sistemlerini bozuyor, kilo aldırıp yorgun düşürüyor, safra taşlarına zemin hazırlıyor, karaciğeri harap ediyor. Peki ne yapmalı? Buyurun...
Fazla kiloları vermeli, her gün yürümeli, ilaçlardan uzak durmalı, trigliserid düşürülmeli, insülin dengelenmeli, kan şekeri ayarlanmalı.
Şekere, tatlılara el sürülmemeli, alkol detoksuna girmeli.
Unlu besinler asla yenmemeli. Enginar ve ıspanağa yer açılmalı, lahana ve karnabahar sevilmeli. Kahvaltıya yulaf ezmesi eklenmeli, siyah ve yeşil çay içilmeli, su ihmal edilmemeli.

Bu 10 rakam çok mühim!

Kan analizlerinizdeki rakamlar çok mühim. Onların “normal” değerlerini ya aklınızda tutun ya da bir kenara not edin. En iyisi bu yazıyı kesip saklayın.
◊ D vitamini: 50’nin üzerinde olmalı
◊ Demir: 50’nin üzerinde olmalı
◊ B12 vitamini: 500’ün üzerinde olmalı
◊ HbA1c: 5.9’un altında olmalı
◊ Açlık şekeri: 100’den az olmalı
◊ Açlık insülini: 5’ten az olmalı
◊ İnsülin direnci: 2.5’tan az olmalı
◊ HDL kolesterol: 45’ten yüksek olmalı
◊ Trigliserid: 150’den az olmalı
◊ TSH: 2.5’tan az olmalı

Alkali beslenmek Haşimato’yu iyileştirebilir mi?

Elimizde Haşimato hastalığının ilerlemesini durduracak herhangi bir ilaç yok. Sadece selenyum desteğinin işe yarayabileceğini gösteren bazı araştırmalar var, hepsi o kadar.
Peki alkali beslenmek Haşimato’nun ilerlemesini durdurabilir mi? Bu her sağlık sorununu alkali beslenmeyle çözebileceklerini iddia edenlerin ortaya attığı gülünç bir palavradır. Ellerinde hiçbir kanıt yok.
Kısacası sorunun yanıtı net ve açık: Alkalen beslenmenin ya da alkalen sıvılar, İngiliz tuzları, bikarbonat tozları filan içmenin ne Haşimato hastalığına ne de başka hastalıkların tedavisine olumlu bir katkısı var.

Demir zengini besinler neler?

Demiriniz, ferritininiz azalınca halsiz ve yorgun düşersiniz. Hareket edince nefes nefese kalır, çarpıntıdan yakınır, baş dönmesi çekersiniz. Unutkan biri olduğunuzdan, saçınızın döküldüğünden, tırnağınızın kırıldığından şikâyet edersiniz. Renginiz solar, iştahınız karmaşıklaşır, tırnaklarınız çukurlaşır.
Kaybettiğiniz demiri yeniden kazanmak için daha sık ve bol kırmızı et, ciğer, yumurta, koyu kalın yapraklı sebzeler yemeli, baklagiller, kuruyemişler, ton balığı ve sardalya ile tam tahıl tüketmeli, özellikle ton balığının iyi bir demir kaynağı olabileceğini unutmamalısınız.
Bu demir zengini besinleri maydanoz, yeşilbiber, rezene gibi C vitamini zengini sebzelerle birlikte, yani salatalarla beraber yiyin! Böyle yaparak C vitamininin demirin emilimini artıran faydalarından da istifade edin.

Ispanak mı, ilaç mı?

Scrips (ABD) Kliniği uzmanlarından Dr. Steven Pratt bakın ne diyor: Eğer ıspanağın etken maddelerini içeren bir hap kullanıyor olsaydınız kansere karşı elinizde büyük bir silah olurdu.
Ispanak pek çok mikro besini tek başına ihtiva ediyor: Lütein, zeaksantin, betakaroten, omega-3, glutation, alfa lipoik asit, CoQ10, C, E, B1, B2, B6 vitaminleri, folik asit, kalsiyum, demir, magnezyum, manganez, çinko.
Peki ilaç şirketlerinin tüm bu maddeleri içeren bir “besin kapsülü” yapmaları iyi olmaz mıydı? Bu maddeleri ıspanakta bulunduğu miktarlarda içeren bir hap yapmaya kalkarsanız, o hap çok pahalı ve yutulması imkânsız bir büyüklükte olurdu. Ayrıca ıspanaktaki gibi mükemmel “doğal” bir “mikro besin sinerjisini” yakalamak da mümkün olamazdı.
Özeti şu: Temel reis akıllı adammış. Ispanakta hayat var. Mutfağınızda bu süper besine daha çok yer açın. Sadece pişmişinden değil, özellikle de çiğinden faydalanın.

Haşimato hastasıyım, TPO enzimim neden düşmüyor?

Tiroid bezinde Haşimato hastalığına bağlı tahribat başladığında kanda anti-TPO adı verilen bir enzim yükselmeye başlıyor. Aynı enzim hastalık süresince yüksek kalıyor. Bu nedenle de Haşimatodan kuşkulanan her doktorun ilk işi kanda anti TPO antikoru seviyelerine baktırmak oluyor.
Haşimato hastalarının yüzde 95’inde anti TPO antikorları az ya da çok yüksek bulunuyor.
Ne var ki anti-TPO seviyelerinin yüksek ya da düşük olması hastalığın iyileşmeye ya da kötüleşmeye başladığının işareti olarak kabul edilmemeli.
Özeti şu: Eğer Haşimato hastasıysanız anti-TPO’m ne zaman düşecek gibi bir beklentiye girmeyin. TPO’nuz düştü diye sevinmeyin, yükseldi diye de üzülmeyin.
Şunu da unutmayın: Anti TPO antikorunun yüksekliği yaşla birlikte artar.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/kalbinize-sahip-cikin-40804077