Orta yaş virajına genelde 50’li yaşları takiben giriliyor.

Viraja giriş zamanı ve hızı da herkes için farklı oluyor.

Kimi daha 50 bile demeden viraja çok sert bir giriş yaparken, kimi 60’lı yaşların ortasına geldiği halde bana mısın demiyor, viraj falan dinlemeden hayatına keyifle devam ediyor.
Kısacası herkesin yaşlanma hızı ve kalitesi farklı oluyor. Aradaki farkın birazını genetik miras, çoğunu yaşam tarzı seçimleri belirliyor.
İsterseniz orta yaş virajı ile başlayan o yolculuğun ilk işaretlerini alt alta bir defa daha sıralayalım. Sıralayalım ki hesabımızı ona göre yapalım. Buyurun...

Yaşlanma yolculuğunun 10 mühim işareti

◊ Eskiden 20-30 cm mesafeden okuyabildiğiniz gazetenizi kol mesafesinden bile zor okumaya başladıysanız...
◊ Sabahları yorgun kalkıyor, akşam yorgunluğunu çok erken saatlerde hissedip televizyon karşısında uyukluyorsanız...
◊ Kolesterolünüzü, tansiyonunuzu, şekerinizi yani sağlığınızı daha çok konuşmaya ve merak etmeye başladıysanız...
◊ Dost sohbetlerinde en iyi lokantalar, en güzel oteller yerine en becerikli doktorlar ve en güvenilir hastaneleri konu ediyorsanız...
◊ Sözü ikide bir “yaşlanmanın erdemleri ve tecrübenin önemine” getirip duruyorsanız...
◊ Daha sık doktora gidiyor, daha çok tahlil yaptırıyor, sağlık konularına daha fazla ilgi duyuyorsanız...
◊ Etrafınızdakilerin size “amca, teyze, dede, nine” gibi tanımlamalarla hitap etmelerinden hoşlanmıyorsanız...
◊ Sık sık “önemli olan bedensel değil ruhsal yaşlanmadır, benim ruhum çok genç” diyorsanız...
◊ Bir sonraki ziyaretinizde doktorunuzdan enerji verici, cinsel güçlendirici takviyeler ya da cilt, saç, tırnak destekleri istemeyi düşünüyorsanız...
◊ Giyiminizde kuşamınızda daha genç ve dinç görünmenin yollarını arıyorsanız...

Demir zengini besinler hangileri?

Demir eksikliği ile mücadele etmenin yolu demir zengini besinleri sık, bol ve düzenli tüketmekten geçiyor.
Bu da daha fazla kırmızı et, demir zengini sakatat (karaciğer, dalak) ve demirden güçlü sebzeleri daha sık tüketmek anlamına geliyor.
Saydıklarımdan karaciğer ve dalak en güçlü demir kaynağı besinler, ikisinde de 100 gramda 10 mg kadar demir var. Demir hazinesi kırmızı et ise bunları izliyor. Onun da 100 gramında 6 mg civarında demir bulunuyor. Tavukta ve balıkta da demir var (tavuk budundaki siyah kısımlar, balığın sırtındaki kahverengi bölümler).
Bitkisel besinlerden fasulye grubu diğer besinler, yani bakliyat başı çekiyor.
Bakliyat grubunu kalın yapraklı yeşil sebzeler ile kuruyemişler yani ceviz, badem, fındık ve fıstık izliyor.
Eğer demir fakiri olmak istemiyorsanız mutfağınızda bu yiyeceklere daha çok yer açın.
İçlerindeki demirden daha fazla faydalanmak istiyorsanız da demir zengini hayvansal gıdalar ile demir deposu bitkisel besinleri evlendirin!
Örneğin kıymalı kuru fasulye, etli bezelye, kıymalı mercimek çorbası pişirip yiyin. Yumurtalı ıspanaktan, hele hele menemenden asla vazgeçmeyin. Salatalarınıza küçük et parçaları ve bakliyat ekleyin. Bakliyat çorbaları için. Bol soğanlı fasulye piyazına ve Arnavut ciğerine sofranızda yer verin.
Eğer bu muhteşem lezzetlerdeki demirin bağırsaklarınızdan daha iyi emilmesini istiyorsanız üzerlerine bol bol limon sıkın. Zira C vitamini bağırsaklardan demir kazanımını ikiye, üçe katlayabiliyor.

İç suyu ver kiloyu

4-5 yıl kadar önce Birmingham Üniversitesi’nden Dr. Parretti ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışma, dikkat çeken bir incelemeydi.
Obesity Dergisi’nde yayınlanan bu araştırmaya bakılırsa yemekten yarım saat önce 500 ml su içen kişilerin içmeyenlere göre daha fazla kilo verme şansları var.
Her üç ana öğünden yarım saat önce 500’er ml su içenlerin 12 haftalık çalışma süresindeki toplam kilo kayıpları karşılaştırma grubuna göre neredeyse üç katı daha fazla bulunmuş.
Haberin “heyecan verici” olduğu fikrine siz de katılmış olmalısınız.
Bana göre haberin en iyi tarafı -basitliği ve ucuzluğu yanında- ilave bir çaba gerektirmemesi.
Kilo sorunu olanlar hiç vakit kaybetmeden bu yöntemi uygulamaya geçirip sabah-öğle-akşam öğünlerinden yarım saat evvel -aç karna- 500’er ml su içmeyi ihmal etmesinler.
Zira “iç suyu ver kiloyu!” gibi kolay ve hoş bir durum söz konusu.

Kalorisi de, faydası da yüksek 4 harika besin

1- KURUYEMİŞLER: Ceviz, badem, Antepfıstığı, yer fıstığı! Hepsi birer sağlık hazinesi. Kalorilerinin yüksek olduğu, 100 gramlarının yaklaşık 600 kalori civarında enerji içerdiği doğru ama her biri birer doğal eczane. Bol bol E vitamini, sağlıklı yağ, posa, magnezyum,
B vitamini (folik asit dâhil), kolesterol düşürücü bitkisel sterol ve kaliteli bitkisel protein içeriyor. Günde 30 gramı geçmeyin, haftada iki-üç kez tüketin.
2- MUZ: Kalorisi yüksek olduğu için biraz çekinerek yediğiniz bir lezzet hazinesi. İri bir ithal muz yaklaşık 100-120 kalori içeriyor ama benim tavsiyem daha lezzetli ve daha az kalorili (1 tanesi 60-80 kalori) Anamur muzudur. Muz folik asit, niasin, riboflavin, tiamin ve B 6 vitaminlerinin bir arada bulunduğu müthiş bir B kompleks hapı ve muhteşem bir potasyum hazinesidir.
3- AVOKADO: Muz gibi onun da ayrıcalıklı bir meyve olduğu kesin. Kalorisi yüksek de olsa bedenimizi onunla da buluşturmakta fayda var. İçinde sadece lütein, potasyum, magnezyum yok. Bol miktarda B6, E ve C vitamini de ihtiva ediyor. Orta boy bir avokadonun 250 kalori civarında enerjisi olsa da bir şeylerden kısıp ona da yer açmak lazım. Çünkü avokado tekli doymamış yağlardan çok zengin ve bu nedenle kalbimizi de koruyabiliyor.
4- ZEYTİNYAĞI: Diğer sıvıyağlar gibi zeytinyağının da bir yemek kaşığı 120 kalori civarında enerji veriyor ama o onu öbürlerinden ayıran müthiş avantajlara sahip. Bir kere içindeki yağların önemli bir kısmı sağlığa yararlı tekli doymamış yağlar. Ayrıca zeytinyağının kanserden korunma, kalp damar hastalıklarını önleme, belleği destekleme gibi daha pek çok önemli marifeti var. Kısacası ne zeytinden ne de yağından vazgeçilmeli.

Uykuda konuşmak hastalık işareti mi?

Çoğumuz yakınımızdaki kişilerin (eşimiz, çocuklarımız) uyurken konuştuklarına şahit olmuşuzdur ve yine çoğumuza eşimiz, dostumuz “uyurken konuşuyorsun, aman dikkat et!” şeklinde uyarılarda bulunmuştur.
Sağlık-hastalık ilişkisi bakımından değerlendirildiğinde bir kişinin uykuda konuşması sağlığı üzerinde olumsuz etkiye sahip değildir ve bu durumun zararsız olduğu kabul edilmektedir.
Uykuda konuşmanın da uyurgezerlik gibi “derin uyku” sırasında meydana geldiği düşünülüyor.
Nadir olarak da bazı kişiler REM uykusundayken konuşuyor ve bu durumda söylenenler o esnada gördükleri rüya içeriğiyle örtüşebiliyor. Diyelim ki korkulu bir rüya görüyor ve o anda canınızın yanacağını düşünerek “yapma, yapma!” diye bağırabiliyorsunuz.
Özeti şu: Uykuda konuşma, eşinizin de uykusunu bozmadığı sürece ciddi bir problem sayılmıyor.

 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/yaslaniyor-muyum-40794482