Egzersizin yaşlanma hızını ne yönde etkilediği üzerine sayısız çalışma yapılmış. Bu çalışmaların neredeyse tamamı 100 yıl kadar önce “dinlenmek paslanmaktır” diyen Helen Hayes’i haklı çıkarmış.

Hem uzun bir ömür sürmek, hem de yaşlanmamak pek mümkün değil. Yaşadığınız ömrü ve yaşlılık sürecinizi formda ve zinde geçirmenizse mümkün. Bunun için de yapmanız gereken bazı işler, katlanmanız gereken fedakârlıklar, bazı yaşam tarzı değişimleri var.

Bu değişimlerin en başında da egzersiz geliyor. Egzersiz yaşlanma saatinizi geriye çeviremiyor. Durdurmaya da muvaffak olamıyor ama o saatin tiktaklarını yavaşlatabiliyor.
Kısacası düzenli egzersiz zannettiğinizden daha geniş yaşlanmanıza zemin hazırlıyor. Egzersizin yaşlanma hızını ne yönde etkilediği üzerine sayısız çalışma yapılmış. Bu çalışmaların neredeyse tamamı 100 yıl kadar önce “DİNLENMEK PASLANMAKTIR” diyen Amerikalı oyuncu Helen Hayes’i haklı çıkarmış.
Gereksiz ve uzamış istirahatin daha doğrusu tembelliğin sağlık zararları konusunda bizi ilk uyaran 1966’daki Teksas/Dallas Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma olmuş.
Bu çalışmada düzenli ve iyi planlanmış egzersiz/dayanıklılık antrenmanlarının yaşlanma saatinin tiktaklarını ciddi ölçüde yavaşlatılabileceği görülmüş.

Ayakta kal hayatta kal!

Düzenli egzersiz yaşamı uzatır. Gereksiz istirahat ve uzamış tembellik ise bedeni de ruhu da paslandırır.
Bir hesaplamaya göre (Dr. Willard Manning) düzenli egzersiz yapan biriyseniz yürüdüğünüz her 1.5 kilometre ile hayatınıza 20 dakika eklersiniz. Yine bir başka çalışmaya göre (Harvard mezunları araştırması) düzenli egzersizle geçirdiğiniz her bir saat için yaşam sürenize yaklaşık 2 saat eklersiniz. Fotoğraf gayet net ve açık: Bizim “ayakta kal, hayatta kal” mottomuz sadece gençlik ve orta yaşta değil ileri yaşlar için de geçerlidir.
NOT: Aşağıdaki kutuda yaşlanmanın egzersizle ilişkisinin kısa bir özeti var, lütfen dikkatle inceleyiniz.

Egzersiz sizi neden daha güzel yaşlandırır

Düzenli egzersiz yaptığınızda bakın vücudunuzda neler artıyor, neler azalıyor.

AZALIR

- Dinlenme halinde kalp hızı azalır
- Kan damarlarının sertliği azalır
- Kan basıncı azalır
- İnsülin seviyeleri azalır
- Trigliserid azalır
- Kan şekeri azalır
- Toplam yağ kütlesi azalır
- Kas kaybı azalır
- Depresyon riski azalır
- Unutkanlık azalır
- Düşme ihtimali azalır

ARTAR

- HDL kolesterol artar
- Metabolizma hızı artar
- Kemiklerin gücü artar
- Kasların gücü artar
- Uyku kalitesi artar
- Dengeleme gücü artar

(NOT: Dr. Harvey B. Simon’dan alınmıştır)

Hata dizde mi, bizde mi?

Hata dizde değil, bizde! Daha doğrusu iki yanlışı ısrarla yapmamızda. Birincisi beslenme yanlışımız. Daha önce de yazdım, dizlerimizin bütünlüğü için bedenimize yeteri kadar kalsiyum, glukozaminoglukanlar ve kolajen benzeri maddeler kazandırmamız lazım.
Bunun için de her şeyden önce yeteri kadar hayvansal ürün yememiz şart. Ayrıca sorun sadece hayvansal ürünleri tüketmekle de bitmiyor, onlardan bilinçli faydalanmak da gerekiyor.
Bunun yolu ise tıpkı sebze ve meyvelerde olduğu gibi “tam besin” pişirmekten, hayvansal yiyeceklerin orasıyla burasıyla oynamamaktan, eti kemiğinden ayırmamaktan geçiyor. Daha çok kalsiyum kazandırmanın yollarını çok şükür öğrendik: Daha fazla süt ve süt ürünü tüketilecek! Ama ne var ki konu glukozaminoglukanlara, kolajen hakkında hâlâ dikkatsiz, ilgisiz ve bilgisiziz.

3 MÜHİM UYARI

Dizim, kalçam, belim ağrıyor diyorsanız...

“Dizimde, kalçamda kıkırdaklar erimesin, belim, sırtım ağrımasın” diyorsanız şu
üç uyarıyı dikkate almanızda fayda var...

Eti kemiğinden ayırmayın

Glukozaminoglukanların kaynağı kemikler, eklemler, tendon ve tendonların kemiklere yapışma alanları. Sakatat grubu da bu maddeler ve kolajen bakımından çok güçlü. Peki biz ne yapıyoruz? Tavuğun göğsünü, ineğin sırtını, yani ille de kemiksiz kısımları yemeye, sakatata sırtımızı dönmeye bakıyoruz. Neticede de bedenimize daha az jel yapısında “kemik eklem desteği” girmiş oluyor.
Şöyle bir 30-40 yıl öncesine bir gidin ve mutfağınızdaki tencerede kaynayan kemikli eti bir hatırlayın. Annenizin kısık ateşte pişirdiği bütün tavuğu (tavuğun bir tek kafası ve bacaklarının uç kısmı atılırdı) veya ilikli, kemikli et yemeğini hayal edin. İkisi de kaynadıkça köpüklenip jelleşir, ocaktan indirildikten sonra soğuyunca sıvı kısmı neredeyse pelte kıvamını alırdı. İşte şimdi kaybettiğiniz şey etin, tavuğun o bölümü. Dizlerinizin ihtiyaç duyduğu maddeler de ne yazık ki işte orada saklı.
Ne yapılacak? Tam tavuk ve kemikli et pişirmeye yeniden dönülecek ve de sakatat yemek bir beslenme ayıbı olmaktan çıkarılacak...

Fazla kilolarınızı verin!

İkinci hatamız da aşırı gıda tüketiminin yarattığı kilo sorunu. Kilo arttıkça eklemlerin üzerine binen yük de çoğalıyor.
Diyelim ki 55-60 kilo (kadınlar) veya 70-75 kilo (erkekler) için yaratılmış dizler 10-20 kilo fazla üzerine binince yıpranmaya, örselenmeye, kireçlenmeye başlıyor.
Çözüm açık ve net: Dizlerin üzerindeki bu yük azaltılacak, yani fazla kilolar verilecek!

Dizinize çok yüklenmeyin

Diğer bir önemli hatamız da yaşam tarzımızla ilgili. Egzersiz yaparken yeteri kadar dikkatli değiliz. Çoğumuz egzersiz yapacağız derken dizlerimizi harap ediyoruz.
Oysa egzersize ısınarak başlamayı ihmal etmesek, egzersiz yaparken kaliteli spor ayakkabılar giysek, ayaklarımıza da kaliteli spor çorapları yerleştirsek...
Bitmedi, yürürken de birazcık daha dikkatli olabilsek ve illa ki koşmak yerine kendimizle yarışmayı bırakıp tempolu dozda (ve bazen de postacılar gibi) yürüsek, hoplayıp zıplamayarak aktivite yapmak yerine bilinçli esneme hareketleri yapabilsek dizlere zarar değil, fayda ve güç veririz.
Bilinçsiz yapıldı mı egzersizin en hafifi bile dramatik hale gelebiliyor. Bir başka hatayı da dizlerimizi korumayarak yapıyoruz.
Unutmayalım ki 15-20 yıl sonra ortaya çıkabilecek diz artritlerinin en önemli nedenlerinden biri de dize gelen travmalar.
Son bir tavsiyem daha var: Diz güçlendiren yan destekleri (bağları) takviye eden antrenmanları da lütfen ihmal etmeyin.