Genci yaşlısı fark etmiyor, şaka filan da değil, erkeklerin başı belada! Bugün size iki ciddi sorundan bahsedeceğim.

O sorunlardan birincisi, genç erkeklerde görülen sperm düşüklüğü problemi.
Şu veya bu nedenle ama muhtemelen en çok da toksik kimyasallar sebebiyle erkeklerin ortalama sperm sayılarında ciddi bir azalma var.
Sorun sadece sayısal azalmayla kalsa neyse. Spermlerin kalitesi de hızla bozuluyor. Hareket kabiliyetleri azalıyor, yapıları deforme oluyor.
Kısacası genç erkeklerin sperm azlığı problemi hızla büyüyor.
Bunun en net göstergesi ise kısırlık probleminin erkeklerde de hızla yaygınlaşması oluyor.
Orta ve ileri yaş erkeklerine yani ikinci soruna gelince; onu da aşağıdaki kutuda özetlemeye çalıştım.

Ne oldu bu testosterona?

Orta yaşlı erkeklere gelince... Onlarda da ciddi bir testosteron azlığı sorunu var. Tamam her erkeğin yaşlandıkça testosteronu yavaş yavaş azalır. Ama 50 yaşındaki bir erkeğin testosteronunun dibe vurması pek de normal değil.
Kısacası; testosteron azlığı problemi, yetişkin erkekler arasında en yaygın sağlık sorunlarından biri olma yolunda.
Burada sanırım stres ve kaygı bozukluğu en önemli faktör. Ama testosteron azalmasıyla stres/kaygı bozukluğu arasında tavuk-yumurta ilişkisine benzer bir bağlantı var. Biri diğerini, diğeri öbürünü davet ediyor.
Testosteron düşüklüğü, hayat kalitesini ciddi ölçüde etkileyen bir sorun. Sadece cinsel isteksizlik değil, yorgunluk, uyku sorunları, terleme, kilo alma, el ve ayak uyuşmaları, sinirlilik, yeme bozuklukları ve ruhsal çökkünlük gibi pek çok soruna zemin hazırlıyor.
Özeti şudur: Genç erkeklerin spermlerine, yetişkinlerinse testosteronlarına sahip olmaları şart. Benden söylemesi.

Testosteron takviyesi yapılmalı mı?

Bazı uzmanlar testosteron takviyesinin faydalı ve gerekli olduğu düşüncesinde ama tam tersine bu takviyelerin riskli olduğunu düşünenler de var. Haksızlar mı? Hayır!
Yüksek dozda testosteron takviyesi ile prostat kanserinin tetiklenebileceğini, kalp sorunlarının ortaya çıkabileceğini gösteren bazı şüpheler söz konusu. Dahası yoğun testosteron yüklemelerinin kalp krizi ve inmeleri davet edebileceğini ileri sürenler bile var.
“Eğer testosteron seviyeleri çok düşük ve o kişi herhangi bir sağlık riski taşımıyorsa testosteron seviyelerini kişinin bulunduğu yaş grubu için uygun olabilecek değerlere yükseltmek amacıyla testosteron takviyesi yapılabilir” düşüncesinde olanlar ise hastalarına testosteron jel ve iğnelerini önermeye devam ediyor. Onlara ben de katılıyorum.
Ama kesin olan ve dikkat edilmesi gereken nokta şu: Genç erkekler için geçerli kabul edilen testosteron seviyeleri orta ve ileri yaşlar için geçerli olmaz, testosteronun takviye dozu planlanırken bu prensibi göz önünde tutmak gerekiyor.
Testosteron düşüklüğü ürolojinin, özellikle de androlojinin ilgilendiği bir alan. Özetle konunun biraz daha araştırılmaya ihtiyacı var ama yanıtlanması gereken soru hâlâ ortada duruyor.
Testosteronu düşük ve bu nedenle cinsel isteği azalmış, yorgun ve uykusuz kalmış mutsuz erkekler ne yapacaklar?

3 soru/3 cevap

Sizlerden gelen 3 soruya eski notlarla yanıt vermek istedim. İşinize yarar bilgiler verebilmeyi umarım. İşte o 3 soru ve yanıtları...

Yeşil zeytin mi, siyah zeytin mi?

Mükemmel bir meyvenin ham hali ile olgunlaşmışını karşılaştırmak kolay değil. Ayrıca birinin diğerine üstünlüğünü savunmak da anlamsız ve gereksiz.
Bizim beslenme alışkanlığımızda siyah zeytin zaten açık ara önde. Kahvaltılarımızda da, atıştırmalıklarda da öncelik hep siyahta.
Olgun meyve olarak siyah zeytin suyunu epeyce kaybetmiş olduğu için yağ açısından yeşil zeytine göre iki katı yoğunlukta. Dolayısıyla kalorisi daha yüksek.
Diyetisyenlerimizin “bir porsiyon” olarak tanımladığı “5-6 adet” (yaklaşık 15 gram) zeytinin yeşili 20, siyahı ise 50 kalori civarında. Ayrıca siyah zeytinin posası, sodyumu ve fosforu da fazla.
Yeşil zeytinde ise su içeriği daha yüksek, A vitamini daha güçlü. Zeytinin yeşili de siyahı da hidroksitirozol başta olmak üzere fenolik bileşimlerden son derece zengin. Bu nedenle ikisi de “kanser savar” besinler listesinde. Ve yine ikisinde de bol bol terpen grubu antioksidanlar, en çok da oleuropein bulunuyor. Bu madde aynı zamanda güçlü bir ağrı kesici ve kemik koruyucu.
Özeti şu: Zeytinin siyahı mı, yeşili mi demeyin, günde 10-15 zeytini midenize afiyetle indirin. Ha “benim kilo sorunum da var ama!” diyorsanız da işte o zaman zeytinin siyahını değil de yeşilini tercih edin.

Beyaz peynir mi kaşar peynir mi?

Peynir de zeytin gibi mutfağımızın as oyuncularından ve mükemmel lezzetlerinden biri. Sevmeyeni, “ağzıma bile sürmem” diyeni parmakla gösterilecek kadar az. Peynir zengini bir ülkede yaşıyoruz ve her peynirimizle rahatlıkla övünebiliriz ama yine de biz milletçe en çok beyaz peyniri sever, özellikle beyaz peynirsiz kahvaltıları “yok” farz ederiz.
Onu kaşar peyniri izler ve bilhassa “simit kaşar” ikilisi (hele bir de çay eşliğinde olunca) “ulusal atıştırmalık” kategorisine girer.
Beyaz ya da kaşar fark etmiyor, peynirin her türlüsü sağlığımıza destek oluyor.
Protein yapısı, kalsiyum içeriği, probiyotik gücü çok önemli.
Diyetçilerin neredeyse nefret eder hale geldiği “kibrit kutusu” ölçüsüne vuracak olursak (yani yaklaşık 30 gram üzerinden değerlendirirsek) her iki peynir de -normal yağlı olmak koşuluyla- yaklaşık 120-130 kalorilik bir enerji getirisine sahip.
Kaşarın kalorisi biraz daha fazlaca, protein ve sodyumu biraz daha yüksek, suyu daha az.
Aynı miktar kaşar peynir, beyaz peynirden iki kat daha fazla kalsiyum, fosfor ve üç katı magnezyum ihtiva ediyor.
Önerim şudur: Gelin siz ikisinden de faydalanın ve peynirden asla vazgeçmeyin.

Metformin diyabeti önleyebilir mi?

Metformin kırk yıldır kullanılan bir ilaç. Başlangıçta şeker hastalığının tedavisinde kullanıldı.
Özellikle göbekli ve fazla kilolu tip2 diyabetlilerde işe yaradığı anlaşılınca erişkin tipi şeker hastaları için vazgeçilmez ilaçlardan biri oldu.
Daha sonradan anlaşıldı ki metformin diyabet riski taşıyan kişilerde (prediyabetliler/diyabet adayları) diyabeti önlemede kilo kontrolü ve egzersiz çalışmalarına ek olarak kullanıl-dığında da işe yarayabiliyor.
Metforminin hiperinsülinemik hastalarda daha çok işe yaradığı, insülin direnci ile mücadeleye destek olduğu da önemli bir bilgi.
Ayrıca metfor-minin bağırsak biyolojik dengesini de etkileyen, probiyotik yapılan-mayı güçlendirebilen etkisi de olabilir ve bu etkinin de insülin direncinin tedavisi ve diyabetin önlenmesinde işe yaraması mümkün.