“Geceleri kan basıncım ne durumda?” sorusuna hipertansiyonu olan herkesin, özellikle sabahları baş ağrısıyla uyananların yanıt aramasında fayda var.

Tansiyon ölçümleri hep gündüz saatlerinde yapılır, nedense özellikle de sabah ölçümleri tercih edilir.
Ne var ki sabahın erken saatlerinde ölçülen kan basıncı değerleri genelde olması gerekenden biraz fazla; neticede azıcık yanıltıcıdır. Kanaatimce gündüz ölçümlerini sabah 10’dan sonra yapmak en doğru olanıdır.
Bir de “gece hipertansiyonu” meselesi var, o da mühim bir ayrıntı. Geceleri yüksek seyreden kan basıncı probleminden çoğumuz bihaberiz. Oysa yüksek kan basıncının gece yaptığı hasarlar muhtemelen gündüz yaptıklarından daha önemli.
Hipertansiyonluların önemli bir bölümünde geceleri de kan basıncı çok yüksek. Bu durumda olanların ölüm riskleri, sadece gündüz hipertansiyonu olanlardan daha fazla. Normalde gece uykusundaki kan basıncı ortalamasının gündüz değerlerinden yaklaşık yüzde 20 daha düşük olması lazım.
Kısacası “geceleri kan basıncım ne durumda?” sorusuna hipertansiyonu olan herkesin, özellikle sabahları baş ağrısıyla uyananların yanıt aramasında fayda var. Çare mi? Şüphe durumunda 24 saatlik takip yapan cihazlardan istifade etmek!

SERBEST RADİKALLER NE YAPIYOR?

Eşleşmek için elektron arayan bu kararsız ve saldırgan moleküller, hücre zarındaki hücre içi yapıları veya hücre çekirdeğindeki elektronları avlayarak hücreyi yıpratan, yaşlandıran ve okside eden (paslandırıcı) süreçleri tetikliyor.

HÜCRE ONLARDAN NASIL KORUNUYOR?

◊ Doğal enzimler glutation, katalaz ve süperoksit dismotaz ile
◊ Vitaminler (E ve C), mineraller (selenyum ve çinko), karotenoid ve flavanoidler ile (besinler)
◊ Bedende üretilen antioksidan maddeler (glutation, sistein, kolesterol, alfa lipoik asit, CoQ10) ile

ANTİOKSİDAN BESİN VE BİLEŞİKLERİN LİSTESİ

◊ C vitamini (greyfurt, portakal, mandalina)
◊ E vitamini (ayçiçeği, kabak çekirdeği, fındık)
◊ Beta karoten (havuç, kayısı, kavun)
◊ Çinko (deniz ürünleri, bakliyat)
◊ Selenyum (deniz ürünleri, et, bakliyat)
◊ CoQ10 (ıspanak)
◊ Piknogenol (çam kabuğu)
◊ Silimarin (deve dikeni)
◊ Kuversetin (elma, soğan)
◊ Thioller (sarımsak, lahanagiller)
◊ Likopen (domates)
◊ Kateşinler (çay)
◊ Antosiyaninler (karadut, kiraz)
◊ Resveratrol (siyah üzüm)

RUH SAĞLAM BİR KALBİ NASIL HASTA EDİYOR?

İster kronik stres, ister duygu durumu bozukluğu (veya depresyon), netice pek fark etmiyor, ruhsal sorunlar (veya gelgitler) kısa ya da uzun vadede kalbi bir şekilde etkiliyor. Hatta hasta bile edebiliyor.
Bu “hasta etme” süreci bazen çok kısa bir sürede, adeta “akşamdan sabaha”, bazen de uzunca bir zaman diliminde gelişiyor.
Evladını kaybeden annenin ertesi gün kalp krizinden ölmesi, işi bozulunca depresyona giren esnafın 9-10 ay sonra kalp krizi geçirmesi de işte bu nedenle pek şaşırtıcı sayılmıyor.
Stres ve/veya duygu durumu bozukluğunun nasıl olup da kalbi krize sürüklediğine gelince...
Bu bazen pıhtılaşma süreçlerindeki değişimler, bazen kronik iltihaplanma durumu ve ona bağlı damar yüzeyindeki hücresel hasarlar, bazen de insülin direnci ve neticede gelişen olumsuz biyokimyasal süreçlerin neticesi olarak ortaya çıkabiliyor.
Listeyi daha da uzatmak mümkün. Netice şu: Ruh sağlığı çok ama çoook mühim. Aman dikkat!

DOĞRUSU ASETİL SİSTEİN DEĞİL, ASETİL SALİSİLİK ASİT!

Geçen hafta “gripte Aspirin’den uzak durun” başlıklı yazımızda Aspirin’in aktif maddesi asetil salisilik asit sehven N-Asetil Sistein olarak yazılmış. Özür diler, düzeltiriz.

D VİTAMİNİ EFSANE Mİ GERÇEK Mİ?

Söz konusu sağlık olunca ilk akla gelen desteklerden biri de D vitamini oluveriyor. Yanlış da değil. Çünkü bu vitaminin çok yönlü marifetleri var. Bağışıklığı güçlendiriyor. Kanserle mücadeleye destek oluyor. Kemiklere, dişlere güç veriyor. Şeker hastalığını ve hipertansiyonu önlemede, damar sağlığını korumada işe yarıyor.
Belleği takviye ettiği, kronik iltihapları engellediği, hatta MS’den (multble skleroz) Alzheimer’a, Parkinson’dan demansa pek çok yaşlılıkla ilgili beyinsel/nörolojik sorunu engellemede işe yarayabildiği anlaşılıyor. Zaten bu nedenle de aynı zamanda ciddi bir hedef tahtası haline geliyor, önüne gelen D vitaminine yumruk sallıyor.
Kimi faydasız olduğunu söylerken, kimi biraz daha ileri gidip D vitamini takviyelerinin zararlı olabileceği gibi saçma iddialarda bile bulunabiliyor.
Kesin bilgi şu: D vitamini takviyesi
yerine deriyi güneşle buluşturarak yani güneş ışığına maruz kalarak bedene doğal D vitamini ürettirmek en doğru olanı. Ayrıca balık ya da balık yağından, yumurtadan, süt ürünlerinden faydalanarak D vitamini kazanmak da akılcı seçimler.
Ama eğer bunlar mümkün olmuyorsa D vitamini takviyesi almak yanlış bir seçim değil, tersine vazgeçilmez bir zorunluluk. Kısacası takviye olarak D vitamini kullanmak akılcı bir seçimdir.

VEGANLARIN SAYISI ARTIYOR

Giderek daha fazla sayıda kişi bir taraftan hayvanlara duyduğu saygı ve/veya sağlığına gelebilecek zararlar nedeniyle, diğer taraftan da doğayı koruma çabasıyla hayvansal gıdaları tüketmekten vazgeçiyor. Bu yaklaşım özellikle gençler arasında çok yaygın.
Geçtiğimiz yaz ben de vegan beslenmeyi tercih eden çok sayıda gençle karşılaştım. Hatta öyle ki bazıları yapısında hayvansal katkı maddelerinin olabileceği korkusuyla domates çorbasını bile kremasız içiyordu.
Anlaşılan o ki veganlık değilse bile vejetaryenlik giderek yaygınlaşacak. Peki, bu sağlıklı bir beslenme yaklaşımı mı?
Veganlığın değil ama dozunda tutulmuş bir vejetaryenliğin mesela ov vejetaryenliğin (yani yumurtayı ve süt ürünlerini reddetmeden beslenmenin) özellikle 50’li yaşlardan sonra sağlık için daha faydalı olabileceği düşüncesindeyim.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/tansiyonunuz-geceleri-de-normal-mi-40711740