Herkes sağlığına önem verir. Ciddiye almadıkları söylenenler bile bir şekilde onu gözetir. Ve yine çoğumuz zannederiz ki iyi yaşlanmanın yolu yalnızca sağlığımızın kıymetini bilmekle ilişkilidir. Tamam, bu bilgi doğrudur ama eksiktir. Sağlık iyiyse hayat da iyidir! Sağlık tamamsa uzun bir ömür garantili gibidir! Ama bunun eksik bir “iyi hayat yaklaşımı” olduğu da kesindir. Daha iyi yaşlanmak için çoğumuzun gözden kaçırdığı başka bazı detayları da dikkate almamız lazım! Mesela mı? Buyurun...

İşte o tavsiyeler

· Öğrenmeye ve eğlenmeye devam edeceğiz. İkisi de beynin yaşlanmasını geciktiren en önemli destekler.
· Hayattan zevk almaktan vazgeçmeyeceğiz. Keyif alacağımız her detayın tadını doya doya çıkaracağız.
· Neşeli ve keyifli insanlarla birlikte olmaya bakacağız. Mutsuz, endişeli, sürekli farklı sorunlar çıkaran, negatif yaklaşımları yoğun, kötümser kişilerden uzak duracağız.
· Boş vermeyi, hoş görmeyi, dalga geçmeyi bileceğiz. Ciddiye almamayı daha çok ve sık deneyeceğiz.
· Vicdanlı biri olacağız. Ama bunu yaparken de vicdan azabı meselesini aşırı ciddiye alıp azap çukuruna düşmeyeceğiz.
· Hayatımızı doğrudan etkilemeyen hiçbir şeyi çok da ciddiye almayacağız. Başkaları ne diyor diye düşünmeyecek, lüzumsuz konulara takılıp kalmayacağız.
· Farkındalık çalışmaları yapacağız. Dünde, yarında değil, bugünde, bu anda, burada olmaya çalışacağız. Yarının endişesini, dünün pişmanlıkları ile baş başa bırakıp bizi hayata bağlayan hedefin peşinde koşacağız.

50’den sonrası çok önemli

Bana göre bedensel ve ruhsal yapılanmamızın mühim özelliklerinden biri de “yapım/yıkım” süreçlerinin iç içe olmasıdır. Bu süreçler üç farklı dönemden geçiyor.
İlk 25 yılda yapım faaliyetleri yıkım faaliyetlerinden daha güçlüyken, 25-50 yaş aralığında yapım ve yıkım süreçleri neredeyse eşitleniyor.
50’li yaşlardan sonra ise yıkım işi öne geçmeye özellikle 60’ından sonra farkı artırmaya başlıyor. Kısaca 50’den sonrasında yıkım faaliyetleri hız kazanırken, yapım süreçleri yavaşlıyor.
Sadece bu nedenle bile 50 yaş sonrasında sağlığımızı daha bir yakından izlememiz, yapım süreçlerini artırıp yıkım süreçlerini frenleyen tedbirleri devreye sokmamız lazım.

Sağlık odaklı bir hayatınız olsun

Madem 50’den sonra sağlığımızın bozulma ve problem çıkarma ihtimali daha fazla, o zaman ilk işimiz gelişebilecek muhtemel problemleri en erken dönemde tanımak olmalı.
Bunun da en basit yolu düzenli sağlık kontrollerinden geçmek, mümkünse bu gibi kontrolleri fabrikasyon check-up’lar şeklinde değil de sağlık riski analizleri şeklinde planlayıp gerçekleştirmek.
İkinci yol ise “sağlığı güçlendirmek” yani onu koruma altına almak olmalı. Bunun için de “beslenme, aktivite, uyku ve stres yönetimi” dörtlüsünün daha bir dikkatli yönetilmesi lazım.
Beslenmede daha az ve öz beslenme esas alınmalı, aktivite beslenmenin önüne çıkarılmalı, düzenli aerobik egzersiz uygulamaları ısrarla devrede tutulmalı.
Uyku problemleri en az yenilenler, içilenler kadar ciddiye alınmalı, aktivite problemlerinin çözümünde gösterilen dikkat uyku sorunları için de tekrarlanmalı.
Stres sorununa ise 50’li yaşlar sonrasında artık hiçbir şans tanınmamalı.

Yeni yıla sağlık planlarıyla başlayın

Sağlık önemli. Muhtemelen önümüzdeki dönemde daha da önemli hale gelecek. Nedeni de şu: Sağlığımızı bozan şeylerin sayısı ve dozu artıyor. Sağlığı güçlendirenlerin ise giderek azaldığı yeni bir dönem başlıyor.
Bu nedenle yaşı ne olursa olsun herkesin yeni yıl için bazı planlar yapmasında yarar var.
Beslenmede, aktivitede, uyku sorunlarının çözümü ve stres sorununun yönetiminde yapmamız gerekenleri tek tek masaya yatırmamız, çözüm yolları için yol haritaları oluşturmamız şart.
İsterseniz sözü uzatmadan hemen konuya girelim...

Şeker meselesi çok önemli

Şeker sağlığın 1 numaralı düşmanı. Bağışıklığı güçsüz düşürdüğü, kalp damar hastalıklarına davetiye çıkardığı, kansere yakalanma olasılığını artırdığından kimsenin en ufak bir kuşkusu yok.
Kanser hücrelerini beslemek bir yana bu hücrelerin oluşmasını kolaylaştırdığı da net ve açık olarak gösterildi.
Özeti şu: Yeni yılda çaya, kahveye şeker eklemeyi bırakacağız. Her yemeğin sonunda tatlı alışkanlığından vazgeçeceğiz. Tatlı yiyip tatlı konuşmak yerine tatlı düşünüp tatlı sohbetleri tercih edeceğiz.
Özellikle yağda unla birlikte kızartılmış tatlılara mümkün olduğu ölçüde elimizi bile sürmeyeceğiz. Tatlı ihtiyacımızı meyvelerle karşılarken aşırı meyve şekeri içerenlere (incir, üzüm) biraz mesafeli duracağız.

Tuza ciddi bir ayar lazım

Şekerden farklı olarak tuzun “azı karar, çoğu zarar” bir besin unsuru olduğu unutulmayacak. İdeal tuz miktarının ne kadar olması gerektiği üzerinde net ve açık bir fikir birliği olmasa da günde bir çay kaşığı tuz hemen herkes için kâfi.
Ve bir not: Tuz tüketimindeki fazlalığın asıl suçlusunun tüketiciler değil, üreticiler yani gıda endüstrisi olduğu unutulmamalı.
Nedeni şu: Gıda endüstrisi aşırı miktarda tuz kullanıyor. Bunu bazen lezzet artırmak, bazen de raf ömrünü uzatmak amacıyla yapıyor.
Bu nedenle özellikle yüksek tansiyonu, böbrek yetersizliği veya siroz gibi problemleri olanların endüstriyel gıdaları tüketirken çok dikkatli olmaları lazım.

Yağ konusu asla pas geçilmemeli

“Hangi yağ?” sorusunun yanıtı verileli çok oldu. Birincilik kürsüsüne de zeytinyağı yerleşti. İkinciliğe ise tereyağı layık bulundu. Ne var ki ikisi de çok pahalı. Ama yine de siz siz olun olabildiğince zeytinyağına öncelik verin. Çünkü zeytinyağı sadece omega-9 zenginliği ile değil içindeki bir başka mucize nedeniyle de tam bir sağlık dostu: Oleokantal maddesi Alzheimer hastalığını geciktirmede ve kanserle mücadelede mükemmel işler görüyor.
Aynı madde iltihap baskılayıcı gücüyle adeta bir romatizma ilacı gibi de çalışıyor. Kanserden koruyabiliyor. Kolesterolü, tansiyonu dengelemede, depresyondan korunmada, ağrıları, sızıları azaltma ve de cilde, saçlara gençlik aşısı yapmada bile işe yarıyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/keyifli-bir-yasam-ve-daha-iyi-yaslanmak-isteyenlere-7-farkli-tavsiye-40710654