Konsantre olmak, bir konu üzerinde yoğunlaşmak öğrenmenin de, öğrenilenleri derin belleğe adam gibi kaydetmenin de vazgeçilmezi ama öyle her zaman kolayca başarılabilecek bir iş değil. Yapılması gereken bazı şeyler, alınması gereken tedbirler, uygulanması gereken stratejiler, kısacası burada da bilinmesi gereken detaylar var. Mesela mı? Buyurun...

Ara verin
Bende konsantrasyon problemi yok diyen birinin bile konsantrasyonda üst sınırı 90 dakikayı asla geçmiyor. Yani konsantrasyon şampiyonlarının bile her 90 dakikada bir en az 15 dakikalık molalar vermeleri gerekiyor. Daha kolayı ve etkilisi ise şu: İşi uzatmadan konsantrasyon gücünü devam ettirmek için o sürece ani aralar vermek gerekiyor. Böyle yapıldığında birkaç milisaniyelik “bırakmalar” bile yeterli olabiliyor. Mesela okuduğunuz veya yaptığınız şeye ara verip pencereden dışarıya birkaç saniye bakın. Bu bile yeterli.

Eğlenceli hale getirin
Konsantrasyonu güçlendirmenin bir yolu da aşırı ciddiyetten uzaklaşıp yapılan işe, yürütülen sürece birazcık eğlence katmak. Zaten bu nedenle de işyerlerinde daha keyifli, neşeli, eğlendirici, hatta şakacı ortamları teşvik eden kurumlar var. Mesela Google bunlardan biri ve işyerinde eğlence kültürü yaratma konusunda son derece usta bir yapılanma. 

Karmaşa yaratın
Daha çok konsantre olmanın bir yolu da daha çok karmaşa yaratmak. “Olur, mu hocam” demeyin, olur! Aslında siz de haklısınız, iyi bir konsantrasyon için dikkati dağıtacak ögeleri sınırlamak doğru bir yaklaşım. Ne var ki bunun da bir sınırı olmalı.
Uzmanlar dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmanın, sessiz, düzenli ve tertipli mekanlarda çalışmadan daha fazla konsantrasyon gücü sağladığını göstermiş. Şaşırtıcı ama denemeye değer.

Çıkıp biraz dolaşın
Konsantrasyon sorununu çözümlerken “bırakıp ara vermeler” de yeterli olmayabilir. Çıkıp biraz dolaşmak, bu mümkün olmasa bile sandalyenizden kalkıp odanızda küçük bazı fiziksel egzersizler yapmak işte bu durumlarda müthiş işe yarayabiliyor. Kısa süreli de olsa fiziksel egzersizlerin odaklanmayı güçlendirdiği ise kesin.

Bırakın dağınık kalsın
Konsantre olduğunuz daha doğrusu olmaya çalıştığınız şeyi bırakıp zihninizi başka şeylere yönlendirmeniz yani bir tür zihinsel dağınıklık hali yaratmanız da önemli bir yardımcı. Konsantrasyon sorununuz olduğunda ısrarcı olmayıp uğraştığınız işi bırakın ve ilgisiz konuları düşünün.
Başka sorunları aklınıza getirip onları çözmeye çalışın. Daha sonra da yeniden işinize dönün.

Gerekirse takviye alın
Bilinen en güçlü ve ucuz hatta keyifli konsantrasyon takviyesi çay ya da kahve. Çay “teanin+kafein” kombinasyonu sayesinde kahveden bir tık önde. Hatta içindeki kateşinler nedeniyle bellek gücüne de tavan yaptırabiliyor. Ama ne var ki kahveye oranla kafeini daha az. Zaten bu nedenle de hızlı bir konsantrasyon hevesinde olanlar çayı değil kahveyi tercih ediyor. Omega-3 takviyelerinin, sitikolin, fosfatidil serin desteklerinin, rhodiola, ginseng, aşvaganda gibi adaptojenlerin de konsantrasyon desteği olarak kullanılabilecekleri belirtiliyor.

Gıda paketlerine kalorilerini de yazsak olmaz mı?
Obezite sorunu büyüyor. Mücadelenin en önemli unsurlarından birinin daha az kalori tüketmek olduğu da kesin. Günlük kalori tüketimi fazlaysa yenilip içilenler faydalı da olsalar kilo problemi önlenemiyor.
Diğer taraftan özellikle sağlık zararlısı olabilecek gıdaların çoğunun aynı zamanda birer kalori bombası oldukları da kesin. Mesela evlere servis edilen pizzalar ve benzeri fast food ürünler, her markette satılan cipsler, gofretler, bisküviler, kolalı içecekler, gazozlar, meyve suları sadece şeker içerikleri nedeniyle değil, trans yağ ve un/nişasta yükleri nedeniyle de son derece riskli besinler.
Bence Sağlık Bakanlığı ve Gıda Bakanlığı’nın bu konuya biraz daha ciddi yaklaşması, en azından obezite ile mücadele adına fast food yiyeceklerin ve paketlenmiş gıdaların üzerinde kalori içeriğinin belirtilmesini zorunlu kılması lazım. 

D vitamini için 5 hatırlatma
◊ YAŞINIZ ÖNEMLİ:
İlerleyen yaşla birlikte cildimizin güneş ışınlarından D vitamini üretme kabiliyetinin yavaş yavaş azaldığını unutmayalım. 60’ını tamamlamış kişilerin güneşlenseler bile D vitamini eksikliği sorunu yaşayabileceklerini aklımızda tutalım.
◊ OSTEOPOROZA DİKKAT:
Yaşlanmaya bağlı kemik kırılganlığı artışı yani osteoporoz sorununu önlemenin yolunun daha çok kalsiyum kazanmaktan ziyade D vitamini eksikliğinden korunmaktan geçtiğini bilelim.
(Yeterince D vitaminine sahip değilseniz yiyeceklerle kazandığınız kalsiyum bağırsaklardan emilemiyor. Emilen kalsiyumun da gidip kemiklere yerleşmeleri zorlaşıyor.)
◊ YETERİNCE GÜNEŞLENMİYORUZ:
Ülkemiz D vitamini noksanlığının yaygın olduğu bir coğrafyada. Halkımız yeterince güneşlenmiyor.
Özellikle kadınlarımız ve yaşlılarımızda D vitamini eksikliği çok sık görülen bir problem. Biraz da bu nedenle D vitamini noksanlığını bir “halk sağlığı sorunu” gibi görmeniz lazım.
◊ İYİ BESLENMEK YETMİYOR:
Sadece gıdalarla (süt ürünleriyle, balık veya balık yağıyla, yumurtayla) D vitamini eksikliğinden korunmamız mümkün değil. Tek çare yeterince ve sık aralıklarla güneşlenmek. Bunun için de ille yazı beklemek gerekmiyor.
Güneşi gördüğünüz her an dirseklerden aşağıda ellerinizi, dizinizden aşağı da ayaklarınızı güneşle buluşturmanız şart.
◊ ÖLÇMEDEN DESTEK ALMAYIN:
D vitamini eksikliğinin olup olmadığını anlamanın en kolay yolu 25 hidroksi vitamin D seviyelerine bakmak. İdeal rakamlar 50 nmol-80 nmol arasındaki değerler. 40’ın altı dikkati çekmeli, 30’un altı telaşlandırmalı, 20’nin altı ise acil durum olarak kabul edilmeli. Benim kanaatim bu yönde.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/daha-iyi-konsantrasyon-icin-6-tavsiye-40704505