Kırılgan kemik hastalığı yani osteoporoz sorununu önlemek için daha fazla süt içmeniz yeterli değil.

Özellikle kemik bütünlüğü ve osteoporozu yani “kırılgan kemik sorunu” söz konusu olduğunda “bol süt içerek kemikleri koruma”nın ne ölçüde doğru olduğunu oturup ciddi bir şekilde tartışmak lazım.
Çünkü araştırmalar da, bizim gözlemlerimiz de net ve açık olarak gösteriyor ki kırılgan kemik hastalığı yani osteoporoz sorununu önlemek için sadece daha fazla süt içmeniz yeterli olmuyor.
Diğer taraftan süt veya süt ürünlerini azaltıp bitkisel gıdalara ağırlık vererek de vücudun kalsiyum ihtiyacının karşılanabileceği anlaşılıyor.
Çünkü karnabahar, lahana ve kalın yapraklı sebzeler, fasulye, mercimek, bezelye gibi bakliyat grubu besinler, badem gibi yiyeceklerle de yeteri kadar kalsiyum kazanmanız mümkün.

D vitamini mi kalsiyum mu?

Bir başka bilgi de şu: Osteoporoza yakalanma riski, doğrudan ne kadar kalsiyum kazandığınıza bağlı değil. O riski etkileyen başka mühim faktörler de var. Mesela D vitamini bunlardan biri. Hatta bazı uzmanlara göre osteoporoza bağlı kemik kırılmalarını azaltmanın yolu ilave kalsiyum almaktan değil, D vitamini eksikliği sorununu çözmekten geçiyor.
Bilindiği gibi D vitamini, kalsiyumun incebağırsaktan vücuda kazanımını artırıyor. Bir başka detay daha: Kemik kırılganlığını azaltmanın en etkin yollarından birinin de egzersiz olduğu kesin ve net olarak gösterildi. Yani osteoporoz sorununun çözümünde de ne yiyip içtiğiniz kadar ne yaptığınız da önemli bir ayrıntı.
Kısacası sütün ve süt ürünlerinin bol miktarda kalsiyum içerdikleri kesin ama kemikleri sütsüz de korumak mümkün.
Daha sonra şu soruyu da gündeme getireceğim: Yerine koymamız gereken kalsiyum mu yoksa magnezyum mu? Bekleyin...

Egzersiz ve D vitamini ikilisi yaşlılarda düşme riskini azaltıyor

Özellikle 50’li yaşların sonrasının keyfini sürenlere güzel bir haberim var. Haber Japonya’dan. Osaka şehrindeki Prefecture Üniversitesi’nden. Yaşlılarda en çok korkulan sorunlardan biriyle, düşme riski ile ilişkili.
Güzel bir araştırma yapıp “yaşlanmaya bağlı düşme” riskini nasıl azaltabileceklerini araştırmışlar. Sonuç şu:
Hafif ve düzenli egzersizler düzenli D vitaminiyle desteklendiği takdirde, bu ikili kombinasyon yaşlılıkla ilişkili düşme olasılığını ciddi biçimde azaltıyor.
Günde 900 ünite D vitamini ve her gün yapılan hafif bedensel egzersizler birlikte ve inatla sürdürülürse düşme olasılığında ciddi bir azalma elde ediliyor.
Araştırmanın sonuçları International Journal of Gerontology’de yayınlandı. Çıkarılacak derse gelince: Düzenli yürümek ve her fırsatta “güneşe merhaba!” demek ya da makul dozda D vitamini desteği almak 60’lı yaşları geçen herkesin yapması gereken şeyler.

Yine çamaşır suyu, yine klor gazı!

Çamaşır suyu kullanan hanımların kafaları karışık. Nedeni ise sık sık karşı karşıya kaldıkları klor gazı zehirlenmesi sorunu. Geçtiğimiz hafta aynı sorunla karşılaştığını ifade eden iki ayrı hanımdan aynı sorular geldi: Ev yapımı (yani doğal) bir çözüm önerir misiniz?
Yanıtım şu: Sorunun kaynağında hipokloridli çamaşır sularının yanlış ya da bilinçsiz kullanımı var. Hanımlar ya bu ürünleri usulüne uygun kullanacaklar ya da hipokloridsiz çamaşır suyu veya temizlik malzemelerini tercih edecekler. Olmadı, ev yapımı doğal temizlik malzemelerini kendileri üretecekler!
Kullanım yanlışlığının temelinde çamaşır suları ile tuz ruhunun karıştırılması sorunu var. Bu ikili karışınca hipokloridin yapısındaki klor gazı anında ortaya çıkıyor. O gazı solumak da ağız-boğaz yanmalarına, nefes darlığı ve öksürük krizlerine yol açıyor. Kısacası bir çeşit klor gazı zehirlenmesi hali başlıyor.
Bütün mesele her tür temizlik malzemesini (deterjanlar dâhil) bilinçli kullanıp kullanmamanız ile ilişkili.

Sarımsağın kokusu nasıl azaltılabilir?

“Sarımsağı gelin etmişler kırk yıl kokusu çıkmamış” deyimi bize aittir, doğru ve güzel bir yaklaşımdır. Peki sarımsağın bedeni bu kadar etkileyen kalıcı-inatçı ve kötü kokusunun sebebi nedir?
Yanıt şu: İçindeki sağlığa yararlı sülfür bileşikleri! Sarımsak, sülfürden en zengin besinlerden biri. Kokunun kaynağı da o sülfür bileşiklerinin bedende geçirdiği kimyasal işlemler veya değişimler.
O yeni bileşikler sarımsak sindirildiğinde kanınıza karışıyor. Oradan da akciğerlerinize ulaşıp nefesle ağızdan dışarıya çıkıyor. Yani kokan aslında ağzınız değil de nefesiniz.
Çare var mı? Var, çare nanede. Nanedeki rosmarinik asit sarımsaktaki sülfür bileşiklerini bağlayarak onları kokusuz moleküllere dönüştürebiliyor.

Zerdeçal için 4 kısa not

◊ Zerdeçaldaki kurkuminin bazı kanserlerde kanser hücrelerinin çoğalmalarını engellediği ve yok olma hızını artırdığı gösterildi.
◊ Düzenli zerdeçal tüketiminin belleği desteklediği ve bilişsel gücü olumlu yönde etkilediği farklı ülkelerde, farklı merkezlerde net ve açık olarak gösterildi.
◊ Zerdeçalın ağrı duygusunu azalttığı, özellikle eklem ağrıları ile mücadelede işe yaradığı da bazı çalışmalarda gösterildi. Zerdeçalı “ağrı azaltıcı destek” olarak tavsiye edenlerin sayısı artıyor.
◊ Yaşlanmaya bağlı “kronik iltihaplanma” sorununu baskılama ve hafifletmede de zerdeçaldan faydalanabileceğinizi gösteren kanıtların sayısı artıyor.

Tok karna yüzmek zararlı mı?

Tatildesiniz. Yemekten hemen sonra şöyle hafif bir yorgunluk hissedince, deniz ya da havuzda azıcık serinlemek istediniz. Peki, “tok karna yüzmek” sağlığınız için riskli olabilir mi?
Bilinenin ya da yaygın düşüncenin aksine yanıt “evet” değil, “hayır”dır. Yemekten hemen sonra yüzmek kramp yapmaz, kalp krizini davet etmez.
Ama siz yine de mideniz iyice boşaldıktan sonra yüzmeyi tercih edin. Böyle yaparsanız daha konforlu ve keyifli bir yüzme tecrübesi yaşarsınız.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/kalsiyum-icin-sut-icmek-sart-mi-40703403