Uzun ve sağlıklı bir ömrün sırrı bizde mi, genlerimizde mi? Beklentimizi hesaplarken genlerimize mi, yaşam tarzı seçimlerimize mi güvenelim?

İşte tam da bu noktada yıllar önce gündeme getirdiğim HAYAT ZARLARI örneği devreye giriveriyor. O zarlarda ne mi var? Biri genetik yükümüz ya da gücümüzü, diğeri de yaşam tarzı seçimlerimizi yani sevap ve günahlarımızı temsil ediyor. Detaylar için buyurun...

HAYAT ASLINDA İKİLİ BİR ZAR OYUNU MU?

O iki zardan ilki genetik zar. Siz doğarken elinize tutuşturulan genetik miras. O zarın iyi ya da kötü olması önemli. Önemli ama etkisi sınırlı. % 10’la başlıyor ve hiçbir hesaplamada % 30’ları geçmiyor, geçemiyor. İkinci zar ise hayat tarzı seçimleriniz. O zarı siz atıyor, zardaki sayıyı siz belirliyorsunuz. Sigara, alkol kullanmak, tembel hareketsiz bir hayat sürmek, uykusu bozuk ve kalitesiz olmak, stres denizinde boğulup nefessiz kalmak, ne varsa şuursuzca tıkınmak... Bunların her biri birer günah. Her biri o zardan bir puan götürüyor. Tersi de geçerli. Bu durumda zarınızda “yek” –yani bir- değil de “şeş” –yani altı- yazıyor. Kısacası genetik mirasınız kötü, ilk zarınız berbat da olsa ikinci zarınız yani kararı sizin verdiğiniz, yaşam tarzınız ile belirlediğiniz zardaki rakam yüksekse “iyi hayat” şansınız da daha yüksek oluyor.

BAKIN TEK YUMURTA İKİZLERİ NE DİYOR?

Bu ikili zar meselesini bilimsel olarak araştırmanın bir yolu yok mu? Var! Bu zarlardan hangisinin daha etkili, hangisinin sonuç belirleyici olduğunu anlamanın yolu, birbirinin tıpatıp aynısı genlere sahip olan (ilk zar) ama farklı hayat tarzlarını seçip sürdüren (ikinci zar) tek yumurta ikizi iki ikiz kardeşi tetkik etmekten biyolojik yaşlarını belirlemekten geçiyor. Bilim insanları da böyle yapmış. Peki hangi sonuçlara ulaşmışlar?

MAÇIN SONUCUNU 2. ZAR BELİRLİYOR

Genetik yapıları birbirinin tıpatıp aynı da olsa yaşam tarzları farklı olanlar, farklı hızda ve şekilde yaşlanıyor. Kötü yaşam alışkanlıkları olanlar daha çok ve erken hastalanıp daha erken ve kötü yaşlanıyor. Nedeni kötü yaşam tarzının genlerde oluşturduğu hasarlar. Hücre, doku ve organlarda gelişen tahribatlar. Yaşam tarzı seçimleri deyince aklınıza sadece kötü veya iyi besinler, az ya da çok egzersiz, sigara, alkol kullanımı gelmesin. Kötü duygusal yükler, ruh-beden kopuşları, depresyon dalgaları, stres tünellerine girişler de ruhsal yaşlanmayı hızlandıran yani kötü yaşlandıran yanlışlar. Kısacası maçın sonucunu genler değil, seçimler belirliyor.

İLK 10

YAŞAM TARZI SEÇİMLERİNDE...

- Yiyip içme konusundaki kararlarınız

- Aktivite, egzersizle ilgili seçimler ve tavırlarınız

- Uyku meselesine gösterdiğiniz dikkat ve özen

- Stres yönetimi ve depresyondan korunmadaki beceriniz

- Beden-ruh işbirliğine gösterdiğiniz sadakat ve ilgi

- Yaşadığınız yerin suyu, havası, dinginliği, sevecenliği

- Aile, dost-arkadaş seçimleriniz, sosyal ilişki ağı oluşturabilme kapasiteniz

- Manevi yaşama ve inanç dünyasına saygınız, verdiğiniz önem, ayırdığınız zaman

- İş hayatınızdaki düzen ve ilişkileriniz

- Sağlığınızı izlemede gösterdiğiniz dikkat ve hassasiyet

TELOMER HAPLA TERBİYE EDİLEBİLİR Mİ?

TELOMERİ etkileyebilecek herhangi bir molekülün varlığı bilimsel olarak ispatlanabilmiş değildir. Bu işi başardığını söyleyenlerin iddiaları bilimsel olarak geçerli değildir.

Telomerler ile oynamak –en azından şimdilik- akılcı da değildir. Unutmayın ki “sonsuz ve sınırsız bölünebilen tek hücre” kanser hücresidir.

Özeti şudur: Telomerle oynayarak ömrü uzatmak şimdilik hoş bir hayalden ibarettir.

UNUTMAYIN

YAŞIYLA KAVGA EDEN KAYBEDER

ŞU iki kural hiç ama hiç değişmez:

1- Yaşlanmayla kavga eden, savaşmaya kalkan herkes er geç ve mutlaka kaybeder.

2- Keyifli, huzurlu, güler yüzlü ve inançlı bir yaşlı olmayı hedefleyen herkes mutlaka ve daima kazanır.

Nedeni de gayet net, gayet açık: KRONOBİYOLOJİ böyle gerektiriyor, böyle istiyor da ondan. Koronobiyoloji, biyolojinin zamana uyması, zamanla yıpranması, bozuşması, kısacası eskiyip azalması yani YAŞLANMASI anlamına geliyor. Bedensel-biyolojik azalma egzersiz çabaları ve doğru beslenme ile ruhsal yaşlanma ise olgunlaşma ve maneviyat zenginliği ile telafi ediliyor.

BİR TAVSİYE

YAŞLI görünmekten korkmayın, tersine o görüntülerin tadını çıkarın. Meryl Streep’i örnek alın. O diyor ki: “Bazı şeyler için artık sabrım yok. Ukala biri haline geldiğimden değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için...” Bilin ki saçlarınızdaki aklar da, yüzünüzdeki çizgi ve sarkmalar da sizin şeref madalyalarınızdır. Kaçınacağınız şeyler; düşkün, bitkin, moralsiz, aksi ve huysuz bir ihtiyar portresi çizmek olsun.

ÖNERİM

BAKIM VE ONARIMI İHMAL ETMEYİN

MÜHİM olan YAŞLANMAK=KAYBETMEK fikrine inanmamak, YAŞLANMAK=AZALMAK düşüncesine paçayı kaptırmamak, “NASIL DAHA İYİ YAŞLANABİLİRİM?” sorusuna yanıt aramaktır. Bunun yolu da öncelikle düzenli iç bakımdan, sürekli tedbir ve az risk almaktan geçiyor. Bilin ki Ankara-İstanbul otoyolunda yaptığınız seyahat ile HAYAT OTOBANINDA yaptığınız yolculuk arasında ciddi bir fark yok. İkisi de emniyet kemeri takmayı, süreci doğru kullanmayı, yeterli yakıt almayı, zaman zaman mola vermeyi unutmamayı ve sürekli bir periyodik bakımı gerektirir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/uzun-omrun-sifresi-bizde-mi-genlerde-mi-40642918