Yaz çoktan bitti, sonbahar bile gitti gidiyor. Ve “ben gidiyorum!” diyen sonbaharla birlikte mühim bir sağlık mucizesi de yerini yavaş yavaş yenilerine bırakıyor.

Bizi bırakıp giden o harika “damak ve damar dostu” lezzetin adı siyah-mor çekirdekli üzüm. Evet, bugün konumuz üzüm. Bu sabaha çekirdekli siyah/mor üzümün sağlık marifetleri ile başlıyoruz. Buyurun...

Üzüm tıpkı zeytin gibi başlı başına bir sağlık mucizesi. Ben üzümün sadece çekirdeğinin değil, kendisinin, dışındaki zarının, hatta asma yapraklarının bile tıka basa sağlık mucizesi doğal ilaçlarla (proantosiyanidinler ve resveratrol) dolu olduğunu düşünüyorum.
Özellikle resveratrol son yılların üzerinde en çok konuşulan antioksidanlarından biri.
Resveratrolün en yoğun bulunduğu yerlerin başında ise siyah üzümün çekirdeği var.
Son yıllarda üzüm çekirdeğinin neredeyse bir “sağlık miti” haline gelmesinin sebebi de bu zaten. Üzüm çekirdeğindeki bu güçlü antioksidan yapılanmadan faydalanmanın, özellikle kalp damar hastalığı, şeker hastalığı, hipertansiyon, varis, katarakt, maküler dejenerasyonu gibi yaşlandırıcı kronik hastalıkları olanlara ciddi faydalar sağlığı kesin.
Resveratrol farklı mekanizmalarla oluşabilen DNA hasarını azaltmakta, yaşlanmayı değişik yollardan yavaşlatmaktadır. Eğer iyi korunmuş ve usulüne uygun hazırlanmış üzüm çekirdeği özleri bulabilirseniz günde yarım fincan kadar tüketebilirsiniz.
Kapsüllenmiş veya tabletlerin içine yerleştirilmiş üzüm çekirdeği özlerinin faydalı olduğu kanaatinde değilim. Üzüm çekirdeğinden faydalanmanın en iyi yolu ise çekirdekli siyah üzümü doğrudan tüketmektir.
Siyah üzümde bir özellik daha var. O da “mor mucize” olarak bilinen antosiyanin yapısındaki antioksidanlar. Antosiyaninler özellikle “bellek” ve “kanser savunması” söz konusu olduğunda devreye giren harika maddeler.
Özeti şudur: Önünüzdeki bir iki haftayı iyi değerlendirip meyve tercihlerinize “çekirdekli mor/siyah üzüm” de eklemeyi sakın ihmal etmeyin.
Üzümü yerken çekirdekleriyle birlikte çiğnemeyi ihmal etmeyin.

Kısa bir kolesterol hatırlatması

Kolesterolsüz bir yaşam mümkün değil. İnsan bedeni sadece kendi yaşamını sürdürebilmek için de değil, üreyip çoğalabilmek için de kolesterole “damardan” (!) muhtaç. Yaşamsal pek çok maddemiz ise kolesterol olmadan asla üretilemiyor.
Mesela D vitamininin ham maddesi kolesterolden yapılıyor. Böbreküstü bezi hormonlarımız ve cinsel hormonlarımızın da ana maddesi yine kolesterol. Bitmedi! Hücre duvarımızın sağlamlığı da öncelikle kolesterol sayesinde olabiliyor.
Ne var ki burada da bir “makul miktar” durumu söz konusu. İyi kolesterol HDL’nin 50’lerin altına düştüğü, kötü kolesterol LDL’nin 200’leri geçtiği durumlarda bazı tehditler devreye girebiliyor.
Bu tehditler özellikle kan şekeri yüksekliği, trigliserid fazlalığı, hipertansiyon, sigara alışkanlığı gibi kötü yol arkadaşlarıyla beraber olduğunda daha da önemli hale geliyor.
Kısacası kolesterol meselesi hâlâ önemli. Avuç avuç kolesterol yutmanın (!), “kolesterolün ne kadar yüksekse o kadar uzun yaşarsın” gibi kanıtlanmamış laflara inanmanın pek anlamı yok.
Ama şu gerçeği de artık herkesin kabul etmesi lazım. Kolesterol öyle her görüldüğü yerde yok edilmesi gereken ortak bir düşman da değil.

D vitamini bağışıklık dostudur

D vitaminin bağışıklığı güçlendirdiği de kanıtlandı. Kanınızda dolaşan D vitamininizin miktarı azaldıkça bağışıklık sisteminiz de zayıflıyor. Hatta bazı mühim hatalar ya da anormal işler yapmaya başlıyor.
D vitamini seviyesi düşük olanlarda enfeksiyon hastalıklarına daha sık rastlanması ve otoimmün hastalıkların daha sık görülmesinin nedeni de bu zaten.
D vitamini eksikliğinin kalp damar hastalıklarına yakalanma ihtimalini yükselttiği, bazı kanserlere yakalanma olasılığını artırdığı da biliniyor.
Ayrıca D vitamini seviyesi düşük olan çocuklarda tip 1 diyabete rastlanma olasılığı artıyor.
Alerjik sorunların D vitamini eksikliğinde yoğunlaştığını gösteren bulgular da var.

Farklı bakın farkı yaşayın

Alexis Carel’e ait olduğunu bildiğim -yanılabilirim- şu mühim cümleyi mümkünse bir kenara not edin: “Amacınız hayatınıza yeni yıllar katmak değil, yıllarınıza yeni, farklı ve daha güzel hayatlar ilave etmekse doğru yoldasınız”. Hayata kazık çakmaya kararlı herkese lazım bu cümle.

Gaza gelmeyin

Sağlığımızın önemli olduğunu biliyor, onu koruyup kollamaya çalışıyor, bunun etkili bir yolunun da “takviye haplar” yutmak olduğunu düşünüyoruz. Buraya kadar hepsi doğru ama bir konuda sorun yaşıyoruz: Çok sık dolduruşa veya gaza geliyoruz!
Komşunun, eşin, dostun, iş arkadaşının tavsiyeleri, televizyonda görüp gazetelerde işittiklerimizin etkilerine kapılıp bu destekleri gereksiz yere hatta bazen risk de alarak yutabiliyoruz.
Oysa besin desteklerinden yani vitamin, mineral ya da bitkisel desteklerden faydalanmanın da bazı kuralları, bazı “olmazsa olmazları” var, dikkatli olun.
Dikkatli olun ki paranız boşa gitmesin. Dikkatli olun ki karaciğeriniz, böbreğiniz iflas etmesin...

Ne yapmalı

Besin desteklerini seçerken 9 tavsiye

◊ Seçim yaparken iyi bilgilenin.
◊ Mümkünse bir doktor ya da eczacıdan yardım alın.
◊ “Desteklerin içinde ne var?” sorusuna yanıt arayın.
◊ Bu destekleri hangi firma üretiyor, araştırın.
◊ İlaç firmalarının ürettiği ürünleri tercih edin.
◊ Bu tür ürünleri internetten satın almayın.
◊ Fiyat ve kalite mukayesesi yapmayı unutmayın.
◊ Son kullanma tarihlerine dikkatle bakın.
◊ Önerilen doz ve sürelere uygun bir kullanım planı yapın.

Doğru probiyotik seçimi sizi mutlu da edebilir

Probiyotik bakterilerin salgıladıkları metabolitler sayesinde beyin üzerinde önemli bazı etkileri olduğunu gösteren bazı ciddi kanıtlar var.
Bu kanıtlardan biri geçtiğimiz günlerde yapılan bir çalışmayla daha da netleşti.
Bifidobakteri ve laktobasil içeren bazı probiyotiklerin kaygı, depresyon, mutsuzluk gibi durumlarda antidepresan etkili bir doğal destek olarak da kullanılabileceğini gösteren ön bulgular elde edildi.
Netice şu: Doğru probiyotik seçimi ruh halinize de iyi gelebilecek gibi görünüyor.

Histamin intoleransı baş ağrıtıyor

Açıklanamayan baş ağrılarının bazılarının arkasında histamin intoleransının olabileceğini düşünenler var.
Histamin pek çok metabolik süreçte önemli görevler üstlenen mühim bir doğal kimyasal. Sinir ileticisi bir ara madde.
Ayrıca mide asidinin de salgılanmasını uyararak sindirime de yardımcı oluyor. Mevsimsel solunum yolu alerjilerinin, kaşıntılı cilt döküntülerinin, gıda alerjilerinin bazılarının arkasında da yine aşırı histamin üretimi var.
Histamine aşırı duyarlılığı olan kişilerde baş ağrısı, baş dönmesi, endişe hali, nefes darlığı, burun tıkanıklığı, nezle benzeri tablolar da ortaya çıkabiliyor.
Bu tabloların histaminden zengin gıdaların tüketimini takiben (işlenmiş etler, mayalı gıdalar) ortaya çıkabildiği biliniyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/bir-sonbahar-mucizesi-siyah-uzum-40632954