Yeni yapılan bir çalışmada, insülin direnci olanlarda Alzheimer’a daha sık rastlandığı ortaya çıktı.

İnsülin direnci yaşlanmayla ilişkili hastalıkların neredeyse tamamıyla bir şekilde bağlantılı. Bazılarında ana oyuncu, yani esas nedenken bazılarında da yardımcı oyuncu yani kolaylaştırıcı bir faktör gibi çalışıyor.
Yeni tamamlanan çalışmalar bu bilgiyi daha da güçlendirdi.
Örneğin kısa bir süre önce yapılan bir çalışmada insülin direnci olanlarda Alzheimer’a daha sık rastlandığı ve/veya Alzheimer’lı hastalarda insülin direnci probleminin varlığı halinde sürecin hızlandığı gösterildi.
Bu gerçekten şaşırtıcı bir bulgu, çünkü bilindiği gibi beyin hariç bütün doku ve organlarımız şekeri doğru dürüst kullanabilmek için insüline ihtiyaç duyuyor.
Bir başka deyişle insüline ihtiyaç duymadan şekeri kullanabilen tek organımız var, o da beynimiz.
Sürpriz sonuç şu: Beyin dokusu insüline ihtiyaç duymadan şekeri kullanabilse de beyinde de insülin alıcıları/reseptörleri/almaçları var.
Üstelik beynin en fazla insülin alıcısı içeren kısımları bellekle ilişkili bölümleri.
Beyindeki insülin reseptörlerinin ne işe yaradığı sorusu henüz net ve açık olarak tanımlanmış değil. İnşallah onu da önümüzdeki dönemde öğreneceğiz.
Bu bilgiden çıkarmamız gereken ders şu: İnsülin direnci meselesini sadece göbeklenme, bel veya ensede kalınlaşma, yani kilo alma problemi gibi sıradan bir konuya indirgemeyin. İnsülin direncinin belleğinizin de canına okuyabileceği, hatta sizi Alzheimer yolculuğuna çıkarabileceği bilgisini de bir kenara not edin.

Menopoza bitkisel çözüm var mı?

Yapay östrojenlerin meme kanserleriyle ilişkili olabileceği gösterildikten sonra menopoz döneminde östrojen kullanan kadınların da bu ilaçları öneren doktorların da sayıları bir hayli azaldı.
Ben de bu tür tedavilere sıcak bakmayan hekimlerden biriyim ama alanıma girmediği için son kararı kadın hastalıkları uzmanlarına bırakırım.
Onların önerilerine uyup da kullanmayı düşünen hastalarıma da süreyi fazla uzatmamalarını, 2-3 senelik bir takviyeyle yetinmeye çalışmalarını ama bu arada da meme dokularında olup bitenleri dikkatle izlemelerini tavsiye ederim.
Bitmedi! Östrojen kullanmadığı için “terlemeler, ateş basmaları, sıcaklık nöbetleri, uyku sorunları” gibi problemlerden aşırı ölçüde yakınanlara ise bitkisel östrojenler tavsiye ederim.
Peki, hangi besinlerde bitkisel östrojen var diyorsanız yandaki kutuya göz atabilirsiniz. 

Kalp hastasıyım hangi sporu yapayım?

Kalp ritim bozukluğu (aritmi) sorunuyla mücadele eden 46 yaşındaki bir okurun sorusu bu.
Okur aerobik ve anaerobik egzersizlerden oluşan kombine bir program uyguluyormuş. Ritim bozukluğuna eşlik eden bir “aort damarı” genişlemesi de varmış. Bu durumda anaerobik direnç/dayanıklılık egzersizlerinden uzak durup sadece “kardiyo fitness çalışmaları” yani “aerobik egzersizlerle” yetinmesi daha uygun olur.
Kalp sorunu olanların mutlaka ama mutlaka egzersiz çalışmalarına başlamadan önce doktorları ile görüşüp onay almaları da şart! Aman dikkat!

Hangi yağa doymuş yağ diyoruz?

Her yağ aynı değil. Yağların da içlerindeki yağ asitlerine göre yapısal bazı farklılıkları var.
Doymuş yağ asitlerinden zengin olan yağlar -mesela tereyağı- oda ısısında bile katı halde bulunuyor.
Yine doymuş yağdan zengin olan margarinler, palmiye yağı, Hindistancevizi yağı da oda ısısında katı halde kalıyor.
Hatta doymuş yağ oranı kısmen de olsa yüksek olan zeytinyağı bile buzdolabı ya da oda ısısında kaldığında bir miktar katılaşabiliyor.
Kakao yağı, hurma yağı gibi
yağların da doymuş yağlardan
zengin olduğunu bir kenara
not edin. Bu yağlardan
zengin beslenme planlarının bedeninizde LDL (kötü) kolesterol üretimini
artıracağını da aklınızdan hiç çıkarmayın.
Doymamış yağlara gelince...
Bitkisel yağların genelde çoğu doymamış yağ grubunda yer alıyor. Örneğin ayçiçeği, keten tohumu, fıstık, ceviz, badem, fındık, avokado, mısırözü, pamuk, susam yağı doymamış yağlar ailesinde kendilerine yer buluyor. Bu yağların kötü kolesterole dönüşme oranları daha düşük.
Peki, hangi yağı ne miktarda kullanacağız? Benim tavsiyem şu:
Günlük toplam yağ tüketiminizin -ekonominiz müsaitse- yarısını, en azından dörtte birini zeytinyağından, dörtte biri veya yarısını ayçiçeği yağı gibi bir bitkisel yağdan, dörtte birini de kaliteli bir tereyağı ya da sadeyağdan karşılayın.
İdeal formülün ise dörtte üçü oranında zeytinyağı, dörtte biri oranında tereyağı şeklinde olacağını da lütfen unutmayın.

Bitkisel östrojen zengini besinler hangileri?

Bitkisel östrojenlerin en iyi bilinenleri izoflavonlar, lignanlar, sitlibenler ve komestanlardır. Özellikle izoflavonların (daidzein ve genitzein) güçlü östrojenik etkileri olduğunu biliyoruz.
En zengin izoflavon kaynakları olarak soya ürünlerini gösteriyoruz. İmkânı olanlara ise hazır izoflavon desteklerini tavsiye ediyoruz.
Lignanlardan zengin doğal besinlerden de faydalananlar var. Keten tohumu, bitkisel lignanlar açısından en zengin kaynak. Chia tohumundan üç kat, susam tohumundan sekiz kat daha fazla lignan içeriyor.
Burada bilinmesi gereken önemli nokta şu: Lignanlar sadece life bağlı olarak bulunduğundan keten tohumu yağları lignan içermiyor.
Lignanlardan faydalanmak istiyorsanız her gün taze öğütülmüş keten tohumu ya da tam chia tohumu tüketebilirsiniz.
Keten tohumunu günde bir yemek kaşığından fazla tüketmeyin. Chia tohumu için böyle bir sınırlama yok. 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/insulin-direnci-alzheimerla-baglantili-olabilir-40627846