Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun verdiği “100 bini aşan” rakam fazla iyimser; yine de yeteri kadar ürkütücü.

Özel harp eğitimi almış, psikolojik harekâtın inceliklerini bilen, üstelik tek bir merkezden gelecek talimata göre harekete geçmek için hazır bekleyen hiyerarşisi sağlam, disiplinli devasa bir ordu. Alışveriş ettiğiniz bakkal, evinize tamire gelen servis elemanı, mahallenizdeki lisenin sivil savunma uzmanı, ilkokuldaki genç öğretmenlerden biri, taksi şoförü, taraftar kulübünün başkanı, emekli vergi memuru, pazarlama elemanı… Her şey mümkün. Tanıdığınız, selam verdiğiniz komşularınızdan biri Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nın Türkiye çapında 24 bölge başkanlığından birinden gelecek bir emri, 24 saat esasına göre bekliyor olabilir. Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun taslak raporu TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Meclis’in bu döneminin, demokrasi adına yüz ağartan çalışmaları bu komisyondan geldi. Bütün üyeleri yürekten tebrik etmemiz lâzım. Darbecileri ve darbe tekniklerini teşhir ettiler. Darbecilerin ve darbe destekçilerinin ipliğini pazara çıkarttılar. Parlamenter-demokratik denetimi etkili ve çarpıcı bir şekilde harekete geçirdiler ve tatbik ettiler. Gelecekteki darbe hayalleri üzerine bir kâbus gibi çöktüler. Eleştiriye, özeleştiriye ve hiç bilmediğimiz entrikaların deşifre edilmesine zemin hazırladılar.

Komisyon önünde yapılan itiraflar, özeleştiriler zamanı geldiğinde hatırlanmak üzere kayıtlara geçti. Başkanlığa teslim edilen Komisyon raporu, belki de Meclis’in yapacağı Anayasa’dan fazla bize ve gelecek kuşaklara ışık tutacak, yol gösterecek. Darbelerle yüzleşen ve darbecileri sigaya çeken Türkiye’nin yüz akı bir belge olarak dönüp dönüp müracaat edeceğiz. “100 binleri aşan sivil özel harpçi” uyarısı, bu rapordan çıkartılacak en önemli sonuçlardan biri. 1950’lerde NATO standartlarına uygun olarak Özel Harp Dairesi, Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla oluşturuluyor. Amaç, Sovyetler’in gayri nizamî savaş tehdidine, yani ideolojik-gerilla savaşına cevap verecek bir sivil-askerî (para-militer) örgütlenme gerçekleştirmek. Bu daire, işe Kıbrıs’ta sabotaj ve suikast yöntemlerini kullanarak başlıyor. Kendisi de bir özel harpçi olan İsmail Tansu’nun “Aslında Kimse Uyumuyordu” kitabı, Özel Harp’in Kıbrıs maceralarını olanca yalınlığı ile anlatır. 27 Mayıs’tan sonra bu örgüt, askerî vesayet düzeninin psikolojik harekât aracına dönüşmüştür. 70’li yıllarda terörü tırmandırarak darbe şartlarını olgunlaştırma işini bu dairenin elemanları üstlenmiştir. Özel Harp Dairesi’ni 28 Şubat sürecinin provokatif-kitlesel gösterilerinde ve entrikalarında aldığı tayin edici rollerde izledik. Televizyon ekranlarına kitlesel irtica gösterisi olarak yansıyan eylemlerin figüranları, işte bu “100 bini aşan” Özel Harp çalışanlarından seçilmişti. 2006 Mart’ındaki Nevruz sonrası şehirlerin birbiriyle en uzun bayrak yarışına girdiği gösteriler bu teşkilatın organizasyonu idi. Şehit cenazelerinde cami avlusunu miting alanına çeviren gösteriler de bu örgütün marifetiydi.

Bu örgüt, 2007’de yeni bir örgütlenmeye giderek bölge başkanlığı (dolayısıyla kadrolu personel) sayısını iki katına yükseltmişti. Yine bu dairenin içinde yer aldığı Özel Kuvvetler Komutanlığı, tugay düzeyinden tümen veya kolordu düzeyine çıkartılmıştı. Bugün durum ne? Bu örgütün tasfiye edildiğine veya bir revizyondan geçirildiğine dair hiçbir işaret yok. Özel Harpçiler işlerinin başında ve onlara bağlı 100 bini aşan sivil görevli bizim aramızda, gündelik hayatımızın bir parçası olarak görevlerine devam ediyorlar. Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporu, hiç olmazsa bu örgütün tasfiyesine imkân sağlarsa, gelecekte sabah kapımızı çalacak kişinin sütçü olacağından emin olarak uykuya dalabileceğiz.

http://beta.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?newsId=2021217&;columnistId=1076