Birce Akalay, “İkili ilişkilerde amaca ulaşmak için dişiliğin kullanılmasına karşıyım” demiş.

Oysa insan ruhunun bu en doğal ve içten gelen tarafı olmasa, ilişkilerin ‘robotik’ olması işten bile değil. Yapay zekâ hayatımızı ele geçirene kadar ‘gerçek’ kadınların dişilikleriyle aklımızı başımızdan almalarında bir sakınca görmüyorum.

Bir internet sitesinde gördüğüm haberin üzerini tıklamama neden olan şey hangisiydi bilemiyorum: Fotoğraftaki kızın güzelliği mi, yoksa başlıktaki sözü ile fotoğraftaki görüntüsü arasındaki çelişki mi?

Başlık şöyleydi: “Erkek enerjisi yüksek biriyim.”

Fotoğrafta da sözün sahibi vardı: Hülyalı gözlerle kameraya bakan, kumral üzerine güzel bir genç kadın!

Doktorun anneme “Bir oğlun oldu” dediği günden beri 61 yıl geçti ama bugüne kadar ‘erkek enerjimin’ yüksek olup olmadığını bilemediğimi fark ettim. Hatta doğrusunu isterseniz böyle bir enerji türünün varlığından da haberdar değilim.

Demek ki böyle bir şey var ama ben bunca yıl uyumuşum.

Bir ‘erkek enerjisi’nden söz edildiğine göre ‘kadın enerjisi’ de söz konusu olmalı.

‘Dişiliğini kullanmak’ neden ayıp olsun

Böyle heyecanlı bir haberi okumadan geçmek olmaz, devam ettim okumaya.

Önce demecin sahibini sizlerle tanıştırayım: Eminim birçoğunuza yabancı gelmeyecektir, bu hanımefendi Birce Akalay.

Kendisi iyi bir oyuncu. Adını gazetelerden, dergilerden biliyorum. Son olarak ‘7 Kocalı Hürmüz’de başrolü oynuyormuş.

Birce Hanım demecinde şöyle diyor: “Cilveli olmayı becerebilen biri değilim. Hatta cilveden yoksun, erkek enerjisi yüksek biriyim. İkili ilişkilerde amaca ulaşmak için dişiliğin kullanılmasına da karşıyım.”

Buradan da anlıyorum ki erkek enerjisi ile cilve arasında ters bir ilişki var. O zaman kadın enerjisi ile cilve arasında da doğrusal bir ilişki olmalı.

Tabii şunu bilmiyorum: Birce Akalay tam olarak bunu mu söyledi, arada başka cümleler vardı da internet sitesine aktarılırken onlar ihmal mi edildi?

Enerji meselesini bir kenara bırakıyorum, kafamı karıştıran bir şey oldu bu çünkü.

Akalay’ın sözlerindeki şu bölüme takıldım: “İkili ilişkilerde amaca ulaşmak için dişiliğin kullanılmasına da karşıyım.”

İkili ilişkilerden kastı herhalde cinsiyetler arasındaki ilişki olmalı. Toplumsal cinsiyet söz konusu değil yani.

İkili ilişkilerde (sanırım burada kadın-erkek ilişkisi) bir kadının dişiliğini kullanmasının ne demek olduğunu anlayabiliyorum ama kullanmamasının ne olduğunu ve olayın nasıl cereyan edebileceğini düşünemiyorum.

Kadının, ikili ilişkide ‘dişiliğini’ kullanması ayıp bir şey de değil üstelik.

* * * 

Hatta ilişkinin sağlam temeller üzerinde yürümesini sağlayabilecek bir şey: İlişkinin iki tarafının da kendi cinsel rollerini tam ve doğru olarak oynuyor olmaları yani.

Zaten insan ruhunun bu en doğal ve içten gelen tarafı olmasa, ilişkilerin ‘robotik’ olması işten bile değil.

Ve şu anda robot bilimi ile uğraşan bilim insanlarının çözemediği temel sorunlardan biri de bu.

David Levy, ‘Love+Sex with Robots’ isimli kitabında (Türkçesi yok) bu konuda çok sayıda araştırma yapıldığını anlatıyor.
Eğer bir robot kadına (ya da erkeğe) dişiliğini (ya da erkekliğini) kullanmayı öğretebilecek bir yazılım geliştirilebilirse bambaşka bir dünyaya ve kadın-erkek ilişkilerinde bambaşka bir boyuta geçilebileceğini göreceğiz.
G GG
Telomerlerimin boyu böyle bir gelişmeyi görmeme yetecek uzunlukta mıdır, bilemiyorum.

Ama o güne kadar ‘gerçek’ kadınlara âşık olup dertleneceğiz, üzüleceğiz, neşeleneceğiz, sevineceğiz, mutlu olacağız.

Bu arada dişilikleriyle aklımızı başımızdan almalarında da bir sakınca görmüyorum.

Karl Marx ne demiş: “İnsanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir!”

‘Dişiliğini kullanmak’ neden ayıp olsun
Silikon Vadisi'nde çalışan Carey, "Cinsel obje olarak görülmek istemiyorum" diyor.

Ciddiye alınmak için saçlarını kahverengiye boyadı

Birce Akalay’ın sözlerini okurken, aklıma geçen eylül ayında okuduğum bir başka haber geldi. Olay bu kez ABD’de, Silikon Vadisi’nde geçiyor. Kahramanımız Eileen Carey, 30’lu yaşlarının başında, gözlüklü, kahverengi saçlı, hoş bir genç kadın. Bir şirketin CEO’su.

Carey şöyle demiş: “İşyerimde ciddiye alınmak için saçlarımı kahverengiye boyuyorum.” (Sarah Buckley ve Amelia Butterly’nin haberi, BBC). Risk sermayedarı bir kadın ona, ‘yatırımcıların sarışın bir kadınla iş yapmaktansa kahverengi saçlı bir kadınla iş yaparken daha rahat hissedeceğini’ söylemiş; o da saçını kahverengiye boyamış, lenslerini çıkarıp gözlüğe dönmüş.

Olay şöyle ‘rasyonelleştiriliyor’: ‘Örüntü tanıma teorisi’ne göre insanlar, kendilerine daha tanıdık gelen yüzler arıyor ve böyle yüzlerle karşılaştıklarında risk alırken kendilerini daha rahat hissediyorlar.

Sorun görüntüde mi?

Carey, işyerlerinde çoğulcu bir yapı oluşturmak isteyen firmalara yazılım satan şirketi Glassbreakers’a iş başvurusu yapan kadınlarla görüşmelerinde, saçlarını kahverengiye boyayan başka sarışınlarla da karşılaşmış. Sarışınların fetişleştirilmesi üzerine tartışmışlar. Barlarda sarışınlara daha kolay ‘yazıldığı’ üzerinde fikir birliğine varmışlar. Teknoloji endüstrisinde bir kadının başarılı olabilmek için az dikkat çekmesi gerektiğini konuşmuşlar.

Carey görüntüsünü değiştirmenin erkek egemenliğindeki iş ortamında flört ihtimalini azalttığını söylüyor: “Cinsel obje olarak değil bir işyeri lideri olarak görülmek istiyorum. Bu ofiste bu çizgiler sıklıkla aşılıyor.”

Haklı; işyerinde cinsel taciz hem kamu sektöründe hem de özel sektörde, dünyanın her yerinde ciddi bir sorun. Ama haksız olduğu yer daha önemli: Sorunu yaratan şey, kadının şöyle ya da böyle görünmesi değil. Sarışın ya da esmer olması hiç değil.

Tacize uğramak için ‘kadın’ olması yeterli ve tacizi doğuran faktör de kadının oradaki varlığı değil, bütün güce sahip olduğunu hisseden erkeğin, kendisini her şeyin üstünde ve muktedir görüyor olması.

Suçlu olan kadının görünüşü olsaydı cinsel taciz sorununu çözmek de kolay olurdu. Unutmayalım ki ‘örtünmüş’ kadınlar da cinsel tacize maruz kalabiliyorlar.

Mücadele yolu bu değil

Birce Hanım ile Eileen Hanım’ı, dünyanın iki ayrı ucunda birleştiren ortak payda bu işte. İkisi de toplumda birey olarak varlıklarını ortaya koymaya çalışırken, cinsiyetlerini saklamak ister gibiler.

Bunun için onları suçlayabilir miyiz? Zannetmiyorum. Suçlamamız gereken, erkek egemen toplumun değer yargıları, kadına bakıştaki çarpıklık. Ancak bununla mücadele yolu ‘dişiliğini saklamaktan’ da geçmiyor. Aksine, bunun varlığında ısrar etmek gerekir kanısındayım. Bazıları kadınların toplumsal yaşamdaki varlığına böyle böyle alışacak!

Marilyn Monroe Kokteyli

Eileen Carey’nin ‘dikkat çekmemek için’ sarı saçlarını kahverengiye boyatması haberini okurken de Howard Hawks’ın yönettiği ‘Erkekler Sarışınları Sever’ filmini ve filmin oyuncusu, gelmiş geçmiş en çekici sarışın Marilyn Monroe’yu hatırladım.

Miksoloji tarihi, önemli bazı kadınlar için yaratılmış ya da onlara atfedilmiş kokteylleri de yazıyor. Bunlardan biri de Marilyn Monroe Kokteyli.

2.5 shot bardağı prosecco ya da köpüklü şarap, 1 shot bardağı brandy ve bir tatlı kaşığı nar şurubunu bir büyük bardakta soğutun (çalkalamayın, şarabın köpüğünü yok edecek kadar da karıştırmayın) ve flüt kadehe süzün.

Azı karar, çoğu zarar; sakın unutmayın.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-y-yilmaz/disiligini-kullanmak-neden-ayip-olsun-40641589