Amerika’da çevre sorununa yüksek vurgu yapan pazarlama biçimlerini tercih edenlerin sayısı artarken yeni bir araştırma, ABD'de pek çok büyük reklamverenin “Yeşil mesaj” temalı çalışmalarının tüketicilerde umulan etkiyi göstermediğini ortaya koydu.
Grail Research tarafından yapılan bir araştırmaya göre; ABD'li müşterilerin %85'inin daha önceden ürün kimliğine vurgu yapan ürünleri satın aldıkları, ancak yalnızca %8'inin büyük harcamalarında ‘yeşil mesajları’ dikkate aldıkları ortaya çıktı.

Katılımcıların %63'ü, ekonomik dar boğazda alış veriş alışkanlıklarını değiştirdiklerini, bununla berber bu grubun %76'sı, yeşil ürünlerden uzaklaşmadıklarını belirtti.
Yeşil ürünlerin en yüksek satın alınma oranları tüketicilerin %80'ninin tercih ettiği temizlik ürünleri kategorisinde yer alırken, kağıt ürünleri %68, elektronik ve küçük ev aletleri %47 ve sağlık ve güzellik ürünleri %50'de kaldı.

Bu durum hazır gıdada %37'ye, tekstil ürünlerinde %36'ya, dayanıklı tüketim mallarında %19'a, mobilyada %8'e ve otomotiv sektöründe %5'e düştü.

Tüketicilerin %93'nün, şirketin çevresel kimliğini marka seçimlerini şekillendirmede önemli bir faktör olarak göz önünde bulundurmaları, araştırmada ortaya çıkan önemli bir sonuç oldu.

Clorox, araştırmaya katılan tüketicilerin büyük çoğunluğuna göre “doğa dostu” ürünlerin üretimiyle en ilişkili kuruluş olurken, bunu ürünlerindeki riskler ve emniyet ile bağlantı konusunda şeffaflığı ile Johnson and Johnson ile SC Johnson takip etti. Kurumsal Sosyal Sorumluluk çalışmalarıyla tanınan ve yakın geçmişte, amacının gelecek yıl iç pazarda, büyük çaplı “Yeşil” pazarlama çalışmalarını başlatmak olduğunu duyuran perakende devi Procter & Gamble da yeşil duyarlılığı gösteren firmalar arasında yer aldı.

Sosyal sorumluluk projeleri ile tanınan Apple, çevre sorunu üzerindeki sürdürülebilir üretim ve iletişim çalışmaları ile çevresel duyarlılığı en yüksek firma oldu.



Buna karşılık, araştırmaya katılanların %75'inden fazlası, bu alanda “Estée Lauder, HP, Unilever, Nestlé, İntel,Cisco ve Newell Rubbermaid'in aktif olduklarının “farkında olmadıklarını” belirtti.

Bu grup arasında, %14 ile HP “yeşil ürün” üretimiyle en fazla tanınan marka olurken bunu, %12 ile Unilever takip etti.

Meme Kanseri Araştırma Vakfı ile tanınmış Estée Lauder' ve üretimlerinde katkı maddesiz ürünler ile geri dönüşümlü malzemeler kullanmaya kendini adamış Nestle'ye karşı tüketicilerin “farkındasızlığı” dikkat çekti.

Benzer olarak, HP “eko- Etiket” programını geliştirirken, Unilever ürünlerinin ton başına üretiminde su kullanım miktarını %63, CO2 kullanım miktarını %39'a düşürmesi de bu markalar için arzulanan farkındalığın yaratılmasında yeterli olmamış gibi gözüküyor.


Markaların, “çevresel duruşlarını” hakkında tüketicilerin nasıl bilgi edindiklerine ilişkin olarak, araştırmaya katılanların %63'ü öncelikle ürün etiketlerine güvendiklerini, %45'i ağızdan ağıza iletişime inandıklarını belirtirken %38'i TV reklamlarını, %34'ü yazılı medyayı, %28'i uzman internet hizmetlerini, %21'i online ürün değerlendirmelerini ve %18'i şirketlerin web sitelerini, referans aldıklarını ortaya koydu.

Firmaların bu tür çalışmalara çok fazla para harcadıkları için bu yeniliklere karşı düşük farkındalığın büyük sorular yarattığını vurgulayan araştırmanın yürütücüsü Silvia Springolo, “yeşil üstünlüklerin” tüketciler için çok önemli olmasına rağmen, tüketiciler ile etkin iletişime geçilemediğini, bu firmaların hedef kitlelerine ulaşamadıklarını da sözlerine ekledi.