Aziz ve Celîl olan Yüce Allah; Habîbi, en sevgili kulu ve son Peygamberi Muhammed aleyhis-selâm’ın ümmetine mahsus bir ay kıldığı mübârek Ramazan ayının gündüzlerini; Farziyyetine inanarak, karşılığını da yalnızca Allah’dan bekleyerek Oruc tutan, gecelerini de Terâvih kılarak ihyâ eden kullarını bağışlayacağını, Cennetliklerin makam ve rütbesi olan Takvâ makâmına ulaştırıp

Cennet ve Cemâli ile müşerref kılacağına hükmetmiş ve Habîbi vâsıtası ile Mü’min kullarını müjdelemiştir. 

Vâzıı (hükümlerini koyan) bizzat Yüce Allah olan ve akıl sâhiplerini muhatab alan Dînin temel rükünlerinden (Müslüman olmanın) şartlarından biri de Oruc ibâdetidir. Ancak, yalnızca ümmet-i Muhammed’e mahsus, onlara emredilmiş bir Farz, İlahî emir değildir.
Aynı zamanda Şerîat da demek olan Din; Yüce Allah’ın kulları arasından seçip gönderdiği Peygamberleri (aleyhimüs-selâm) vâsıtasıyla bildirdiği emir ve yasaklara âid hükümler topluluğunun adıdır.
Binâenaleyh, Oruc ibâdeti önceki Şerîatlarda olduğu gibi, önceki Şerîatların tekâmül edip, tamamlanmış hâlinin adı demek olan İslâm Dîni ve Şerîatında da Dînin temel rükünlerinden biri Ramazan ayında Oruc tutmakdır.
Kullarına karşı rahmet ve merhameti sınırsız olan, kulların hiç bir ibâdetine aslâ ihtyicı bulunmayan ve her şeyi hakkıyla bilen Yüce Allah; emirlerime kim itâat edecek, kim etmeyecek, kim inanıp güzel güzel amel işleyecek, kim de inanmayacak veya inanır gözükecek de emirlerimi dinlemeyecek, nefsine ve şeytana uyarak isyân edecek delilleri ile ortaya çıksın diye, kullarını çeşitli amel ve ibâdetlerle imtihanlara tâbî’ tutmuştur.
ORUC PEK ÇOK SEBEB VE HİKMETİ DE OLAN BİR İMTİHANDIR
Bilinmeli, inanılmalı ve unutulmamalıdırı ki; Ramazan ayına ulaşan, mükellef yaşa gelmiş ve sağlığı yerinde olan kadın-erkek bütün Mü’minlere Orucun Farz kılınmasında, (meselâ:her sene on gün kadar önce başlamak sûretiyle mevsim ne olursa olsun her mevsimde Oruclarını mutlaka tutmakla emrolunmalarında) Oruc ile itâat ve sabır imtihanına tâbî’ tutulup, denemeden geçirilmelerinde sayısız sebeb, hikmet ve rahmet gizlidir.
Oruc ibâdetinin ümmet-i Muhammed’e (s.a.v.) emredilmesi, bilhassa; farklı mevsimlerde Oruc imtihanına tâbî’ tutulup, denemeden geçirilmesinin başlıca sebeb ve hikmeti, Oruc tutanları takvâ makâmına ulaştırmaktır. Ümmet-i Muhammed’e (s.a.v.) Ramazan Orucunun yazıldığını, Farz kılındığını bildiren İlahî emirde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır.
Ey îman edenler! Sizden öncekilere (yer yüzünde ilk insan ve ilk Peygamber Âdem’den (a.s.) beri bütün Peygamberlere ve ümmetlerine) Oruc Farz kılındığı gibi, (ey ümmet-i Muhammed) sizin üzerinize de Oruc yazıldı (Farz kılındı). Umulur ki, (günâhlardan uzak durur, takvâ sâhibi olur) korunursunuz. (El-Bakara:183)
Yüce Allah (c.c.) akıl ve irâde vermek sûretiyle yaratılmışların en şereflisi olarak insan oğlunu yaratmış, akıl ve irâde ni’metinin gereği olarak da bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukları yerine getirebilmesi için de, Peygamber (aleyhimüs-selâm) ve kitaplar göndermek sûretiyle ona rehberlik etmiştir.
Cenâb-ı Hak bu husûsu Fâtır Sûresinin 24’ünce Âyet-i Kerimesiyle:“Hiçbir toplum yoktur ki aralarında uyarıcı bir Peygamber gelip geçmiş olmasın” buyurarak bildirmektedir. Yüce Allah’ın insanlar arasından seçip gönderdiği bütün Peygamberler (aleyhimüs-selâm), örnek ve önder insanlardır.
Mü’minler, hayatlarının her safhasında Peygamberi örnek alırlar, (almalılar) kendileri de insanlara örnek olurlar, (olmalılar).
Bu husûsu yüce Allah (c.c.) Kur’ân-ı Kerim’de şöyle ifâde buyurur.
“Andolsun, Allah’ın Rasûlü’nde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır.” (El-Ahzab, 21).
TAKVÂ EHLİ İYİ BİR KUL OLMANIN GEREKLERİ
Mülkün sâhibi Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor. “Ey iman edenler! rükû’ edin, secde edin, Rabbinize ibâdet edin, iyilik yapın (hayır işleyin) ki kurtulabilesiniz. Hem Allah yolunda gerektiği gibi gayret (Allah’ın Dînine hizmet) edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan Din’de sizin için bir zorluk kılmamıştır. Bundan önce de, bu kitapta (Kur'ân'da) da, Peygamberin size şâhid olması, sizin de insanlara şâhid olmanız için, size Müslüman adını Allah vermiştir. Artık Namazı dosdoğru kılın, Zekâtı verin ve Allah'a yönelin. O sizin sâhibinizdir. O ne güzel sâhip ve ne güzel yardımcıdır.”! (El-Hac:78)
Takvâ ehli bir Mü’min demek; “îmanın gereği olarak Allah ve Rasûlü’nün (s.a.v.) emir ve yasaklarına harfiyen uymaya, haram ve günahlardan sakınmaya çalışan, Allah katında kurtuluşa erenlerden olabilmek için günlük ibâdetlerini yerine getiren, (Dînin temeli olan beş vakit Namazını kılan) Dînine ve dünyâsına bir faydası olmayan boş şeylerden yüz çeviren, Ramazan Orucunu tutan, Zekâtını veren, nâmusunu koruyan, sözünde ve özünde doğru ve doğrulukta örnek olan” insan demektir. Takvâ ehli bir Mü’min demek; “Kur’ân’ın ilk emrinin “oku” olduğunu bildiği için ilme değer veren, bilenlerle bilmeyenlerin Allah katında eşit olmayacağına inanan, ilmi ile insanlığa hizmet vermeye gayret eden, Allah’ın verdiği ni’metlere şükreden, bir günah işlediğinde derhal tevbe eden, bile bile günah ve hatâda ısrar etmeyen, insanlara iyiliği tavsiye edip, onları kötülüklerden alıkoymaya çalışan” insan demektir. Takvâ ehli bir Mü’min demek; “insanların, hatta bütün canlıların haklarına saygılı olan, bütün insanları Allah’ın kulu olarak gören, geçimli ve uyumlu, insanlara yol gösterici, birleştirici, fitne ve bölücülüklere pirim vermeyen, tavâzu’ sâhibi, (kimseye yüksekten bakmayan, alçak gönüllü) Müslümanlara merhametli, insanlar için hayırlı, haksız yere cana kıymayan, kimseye iftira etmeyen, her türlü günahtan kaçınmaya çalışan, Din ve toplum için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, her işinde Allah rızasını gözeten” insan demektir.
Takvâ ehli, Allah katında değeri olan Mü’min; imânı, ibâdeti, ahlâkı ve davranışlarıyla dürüst ve örnek insan demektir. Binâenaleyh, Ben Allah’a ve Peygambere inanıyorum diyen herkes; imânı, ibâdeti, ahlâkı ve davranışlarıyla dürüst ve örnek insan olmak durumundadır. Ben Müslümanım, Allah’a ve Peygambere inanıyorum demenin mânâsı; Allah’ın kitabında bildirdiği ve Peygamber (s.a.v.)’in Allah tarafından getirdiklerinin tamâmının hak olduğuna şeksiz ve şüphesiz inanmak, Allah’ı ve Peygamberini sevmek, Allah’ın sevgi ve rızâsını kazanmak için hayâtına Kur’ân ve Sünnete göre yön vermeye gayret etmek demektir.
Allah (c.c.) bütün kullarından, Peygamber (s.a.v.) de bütün ümmetlerinden işte bu güzel ve örnek vasıflara sahip iyi birer Mü’min olmalarını istiyor.
Cenâb-ı Hak içinde bulunduğumuz mübârek günler ve sevdikleri hürmetine, bu satırları kaleme alan fakire, okuyanlara ve bütün inananlara, sıhhat ve âfiyet içerisinde daha nice Ramazan-ı Şeriflere kavuşmayı, Kur’ân ve Sünnete göre yaşamayı ve ömürleri hitâma erdiğinde kalblerinde kâmil bir îman ile teslîm-i ruh ederek, Müttekîler için hazırlanan Cennetlere girecek kullarından olmayı nasîb eylesin. Âmin...